Kübalı yazar Guillermo Rosales’in Felaketzedeler Evi romanı üzerine

Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy, insana ve yazıya dair temel meseleleri konuştukları Diyaloglar serisine Kübalı yazar Guillermo Rosales’in Felaketzedeler Evi isimli romanını ele alıyor. Rosales’in ölmeden önce yaktığı eserleri arasından kurtulan tek romanı, göçmen Kübalılara ve o dönemin siyasal ve psikolojik atmosferine ışık tutuyor. Kitap, Ivette Leyva Martínez tarafından “kırk yıllık Küba sürgün edebiyatının eşsiz bir örneği” olarak tanımlanıyor.

“Görüyorum. Altı ay önce Küba adasının kültüründen, müziğinden, edebiyatından, televizyonundan, spor faaliyetlerinden, tarihinden ve felsefesinden kaçarak kapağı attığım Miami’de kapılandığım deliler koğuşu sayısı üçün üzerinde olmalı. Siyasi sürgün değilim. Topyekûn sürgünüm. Başka bir yerde, sözgelimi Brezilya, İspanya, Venezüella veya İskandinavya’da doğmuş olsaydım oranın sokaklarından, limanlarından ve çayırlarından da kaçıyor olurdum diye düşünüyorum bazen.”

Önce Batista rejimiyle sorunlar yaşayan, ardından Castro’yla uyuşamayan Rosales, iki kez Havana’dan ayrıldı. Küba’nın 47 yaşında intihar eden dâhi yazarı Guillermo Rosales’in, ağır bir şizofreniden muzdarip olduğu günlerde kaldığı zamanlardakine benzeyen bir bakımevini anlattığı Felaketzedeler Evi’nin baş karakteri William Figuares, –yine tam da yazar gibi– Küba’dan Miami’ye gelmiş sürgün bir yazardır. Ama halası, onu göçmenlerin çoğunlukta olduğu “bakımevi”ne yerleştirince burada bambaşka bir dünya bulur: Tersine işleyen bir Amerikan rüyası. “Dışarıda bakımevi diyorlardı oraya, ama mezarım olacağını biliyordum ben,” der William burası için. “Hayattan umudunu kesmiş insanların sığındığı, kıyıda köşede kalmış barınaklardan biriydi. Kaçıklar çoğunluktaydı. Yapayalnız ölsünler, kazananların başına bela olmasınlar diye aileleri tarafından bırakılan yaşlılar da vardı.”

Felaketzedeler Evi’nin sakinleri, yeryüzündeki kişisel felaketlerin cisimleşmiş özetini sunarlar âdeta. Fakat bir süre sonra William, kendisi gibi bir felaketzede olan Francis’le tanışır. O güne dek içinde bir boşluk duygusu ve elinde İngiliz şairlerin kitabıyla yaşayıp giderken ruhunda bir umut filizlenir: Yeniden hayal kurup planlar yapmaya ve Beatles şarkıları mırıldanmaya başlar.

1987’de Octavio Paz’ın oyuyla Letras de Oro Roman Ödülü’nü kazanan ve bugün Küba edebiyatının kült kitaplarından biri olarak kabul ediliyor.

Diyaloglar: Kör Baykuş, Sadık Hidayet – Ayfer Tunç & Murat Gülsoy

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Kaan İnce: Unuttum mektubun içinde boğulduğumu. Elveda.

Kapat