Krishnamurti: Öldürmek elbette hayattaki en yıkıcı ve yoz eylemdir!

Kendi başınıza doğru olanı algıladığınızda, başkasını öldürmenin sevgi olmadığını öğrendiğinizde, başkalarıyla kurduğunuz ilişkilerde düşmanlığa yer olmaması gerektiğini içinizde hissettiğinizde, o zaman ne kadar akıl yürütürseniz yürütün hakikati yok edemezsiniz. O zaman hiçbir politikacı, hiçbir din adamı, hiçbir ebeveyn kendi güvenliği veya bir fikir için sizi feda edemez.

Belki de ne söylediğimi tam anlamıyla kavramıyorsunuzdur, ama onun üzerine düşünürseniz kavrarsınız. Zaman zaman tek başınıza yürüyüşe çıkın ve bu konuları düşünün. Hayat, Tanrı, görev, dayanışma gibi sözcüklerin, bizim gayet gelişigüzel kullandığımız tüm o harikulade sözcüklerin ne anlama geldiğini keşfedin.

Görev sözcüğünün ne anlama geldiğini kendinize hiç sordunuz mu? Neye karşı görev? Yaşlılara karşı mı, geleneğin söylediğine karşı mı? Nitekim gelenek anne babanız, ülkeniz, Tanrı’nız için kendinizi feda etmeniz gerektiğini söyler. Görev sözcüğü sizin için son derece önemli hale geldi, değil mi? Size dayattığı pek çok anlamıyla doğurgan bir sözcük. Ülkenize, Tanrı’nıza, komşularınıza karşı görevleriniz olduğu öğretildi size; ama görev sözcüğünden çok daha önemli olan hakikati kendi başınıza keşfetmenizdir. Anne babanız ve toplum sizi kendi mizaçlarına, kendi düşünce alışkanlıklarına, kendi zevklerine göre şekillendirmenin, kalıba dökmenin bir aracı olarak görev sözcüğünü kullanıyorlar ve bu sayede kendi güvenliklerini garantiye alacaklarını umuyorlar. O halde bütün bu hususların içyüzünü kavramak ve doğru olanı kendi başınıza bulmak için sabırlı olup kendinize zaman ayırın. Görev sözcüğünü kabullenmekle yetinmeyin, çünkü “görev”in olduğu yerde sevgi yoktur.
Aynı şekilde işbirliği sözcüğünü ele alalım. Devlet sizden kendisiyle işbirliği yapmanızı ister. Anlamadan bir şeyle işbirliği yaparsanız, salt taklit etmiş, kopyalamış olursunuz. Ama eğer bir şeyin hakikatini anlarsanız, keşfederseniz, kurduğunuz işbirliği içinde o şeyle yaşar, o şeyle hareket edersiniz; o sizin bir parçanız olur.

O halde düşünce yapınızı sakatlayan sözcüklerin, sembollerin, imgelerin bilincinde olmak zorunludur. Şayet parçalanmadan yaratıcı bir halde yaşayacaksak sözcüklerin, sembollerin ve imgelerin bilincine varıp onların ötesine geçip geçemeyeceğimizi keşfetmemiz şarttır.

Gördüğünüz gibi, görev sözcüğünün bizi öldürmesine izin veriyoruz. Anne babanıza, ilişkilerinize, ülkenize karşı görevlerinizin olduğu fikri sizi feda eder. Dışarı çıkıp kavga etmeye, öldürmeye, öldürülmeye veya sakatlanmaya iter. Siyasetçi, lider toplumu, ülkeyi, ideolojiyi veya yaşam tarzını ko­rumak için başkalarını öldürmenin gerekli olduğunu söyler; böylece öldürmek görevinizin bir parçası olur ve çok geçme­den size askeri ruh aşılanır. Askeri ruh sizi itaatkâr yapar, fiziksel olarak çok disiplinli olmanıza ama içsel alanda zihninizin yavaş yavaş mahvolmasına yol açar, çünkü taklit ediyor, peşinden gidiyor, kopyalıyorsunuzdur. Yetişkin insanların, siyasetçilerin bir aleti, bir propaganda aracı olursunuz. Sırf birisi onun gerekli olduğunu söylediği için ülkenizi korumak adına öldürmeyi kaçınılmaz sayıyorsunuz. Fakat onu kim söylerse söylesin kendi başınıza açıkça irdelemeniz, sorgulamanız gerekmiyor mu?

Öldürmek elbette hayattaki en yıkıcı ve yoz eylemdir, özellikle de başka bir insan öldürmek, çünkü öldürürken, onu ne kadar mantığa bürürseniz bürüyün nefretle dolusunuzdur ve ayrıca başkalarında düşmanlık uyandırırsınız. Eylemle öldürebildiğiniz gibi tek bir sözle de öldürebilirsiniz. Diğer insanları öldürmek hiçbir sorunumuzu çözmemiştir. Savaş hiçbir ekonomik ve sosyal derdimize deva olmadığı gi­bi, insani ilişkilerde karşılıklı anlayışı da doğurmamıştır. Buna rağmen bütün dünya daima savaşa hazırlanıyor. İnsanları öldürmek için bir sürü neden öne sürülüyor. Öte yandan insanları öldürmemek için de pek çok neden vardır. Fakat hiçbir düşünce biçimine kapılmayın, çünkü bugün öldürme­mek için geçerli bir nedeniniz varken yarın öldürmek için daha güçlü bir nedene sahip olabilirsiniz.

Önce onun hakikatini görün, öldürmemenin ne denli elzem olduğunu düşünün. En büyük otoriteden en küçüğüne kadar başkalarının söylediklerine kulak asmayın; meselenin aslım kendi başınıza keşfedin. Bu konuda iç dünyanız açıklığa kavuşursa, o zaman ayrıntılar üzerinde etraflıca durabilirsiniz. Fakat asla bir nedenle işe başlamayın, çünkü her nedeni geçersiz kılan bir başka karşıt-neden bulunabilir ve siz akıl yürütme ağma takılıp kalırsınız. Önemli olan nokta bizzat kendinizin hakikati doğrudan görebilmesidir, ondan sonra nedeni kullanabilirsiniz. Kendi başınıza doğru olanı algıladığınızda, başkasını öldürmenin sevgi olmadığını öğrendiğinizde, başkalarıyla kurduğunuz ilişkilerde düşmanlığa yer olmaması gerektiğini içinizde hissettiğinizde, o zaman ne kadar akıl yürütürseniz yürütün hakikati yok edemezsiniz. O zaman hiçbir politikacı, hiçbir din adamı, hiçbir ebeveyn kendi güvenliği veya bir fikir için sizi feda edemez.

Yaşlılar her zaman gençleri feda etmişlerdir; sonuçta siz de yaşlandığınızda gençleri feda mı edeceksiniz? İnsanların kendilerini ya da başkalarım feda etmesine bir son vermek istemiyor musunuz? Feda etme yaşamın en yıkıcı yolu olduğu için insani yozlaşmanın da en büyük faktörlerinden biridir. Ona son vermek için bir birey olarak sizin hakikati kendi başınıza keşfetmeniz gerekir. Hiçbir gruba veya örgüte mensup olmadan, öldürmemenin, sevmenin, düşmanlık beslememenin hakikatini öğrenmek zorundasınız. O zaman ne sözcükler ne de ince fikir yürütme sizi öldürmeye veya başkasını feda etmeye ikna edebilir. Öyleyse henüz gençken bu hususları kendi başınıza düşünüp taşınarak hakikatin keşfinin temellerini atmalısınız.

Jiddu Krishnamurti
Sözcüklerin Önemini Kavramak
Kaynak: Yeni Bir Yaşam

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Gör! / Zamanın çok uzağından / Geliyorum ben – Yağmur Sunar

Değirmen Hatırlıyorum, Sıcak ülkeden gelen Kuştum ben. Maviyle beyazın seviştiği yerde Kanat geren. Bilmem, Neden sevinç ötüşümü çalıyorsun benden!

Kapat