KIERKEGAARD: NEFRET, BAŞARISIZLIĞA UĞRAMIŞ SEVGİDİR!

3

“Ve kum saati, dünyanın kum saati boşaldı ve yüzyılın tüm gürültüleri sustu; çılgın ve kısır çabamız bitti, yakınlarına gelince, sonsuzlukta olduğu gibi– erkeğin veya kadının, zenginin veya yoksulun, kölenin veya efendinin, mutlunun veya mutsuzun olduğu gibi– herşey sessizlik içindedir; başın ister tacın parıltısını taşısın ister basit insanların arasında kaybolsun, ister yalnızca günlerin sıkıntılarına ve alınterlerine sahip ol, ister dünya durduğu sürece ünün yüceltilsin, ister isimsiz ve unutulmuş olarak sayısız kalabalıkların içinde kaybol, ister seni kaplayan bu görkem tüm insansal betimlemeleri aşsın, ister insanlar, ne olursan ol seni yargıların en acısı, en alçaltıcısı ile vursunlar, sonsuzluk milyonlarca benzerinden her biri için olduğu gibi senin için de tek bir konuda bilgiyle donanacaktır: Yaşamının umutsuz olup olmadığı ve umutsuzsa bunu bilip bilmediğin veya bu umutsuzluğu bir korku gizi gibi, suçlu bir aşkın meyvesi gibi içine sokup sokmadığından veya umutsuz olarak ve diğerlerine nefret duyarak öfkeye kapılıp kapılmadığın konusunda. Ve eğer yaşamın yalnızca umutsuzluğu taşıyorsa gerisinin hiçbir önemi yoktur! İster zaferler isterse yenilgiler söz konusu olsun, senin için herşey kaybedilmiştir, sonsuzluk seni artık hiç içine almaz, seni hiç tanımamıştır veya daha da kötüsü seni tanırken seni kendi ben’ine, umutsuzluğun ben’ine çiviler!”

Søren Kierkegaard (1813-1855): Yaşamının büyük bir bölümünü Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da geçirdi. Üniversitede felsefe ve teoloji eğitimi gördü. İlk eseri İroni Kavramı 1841 yılında yayımlandı. 1843 yılında yayımlanan eseri Ya/Ya da ile adını duyurdu. Kısa bir sürede değişik isimlerle kaleme aldığı pek çok kitabıyla estetik, etik, ontoloji gibi alanlarda dikkat çekici dönüşümlerin yolunu açtı. Kierkegaard dindar babasının etkisiyle din eğitimi alarak ve katı bir dini atmosfer içinde yetişti. Kendisi de dinsel düşünceleri olan birisi olmakla birlikte sürekli din adamlarıyla, kurumlarıyla ve düşünceleriyle çatışma halinde oldu. Mevcut Hıristiyanlığın yozlaşmış olduğunu ileri sürdü ve Hıristiyan inancinin tamamen yenilenmesine yönelik eleştiriler geliştirdi. Kierkegaard, din ve tanrıyı tamamen bireysel bir konu olarak değerlendirdi. Bu yönde giderek sistematik felsefenin bireyi gözardi eden bütüncüllüğünü de reddetti. Felsefesinde bireyi merkeze aldı. Varoluşçuluk deyince akla gelen isimlerin başında her ne kadar Sartre yer alsa da bu harekete yön veren Søren Kierkegaard. Onunla beraber girdiği yol ayrımı belirginleşen Varoluşçuluk, “Hıristiyan” ve “Tanrıtanımaz” olarak adlandırılmaya başladı.

Bazı Alıntılar

“Doğru her zaman azınlıktadır.”

“İnsanların çoğu, sonucun ne olacağından kuşku duymayacak kadar fazla bilinçsiz yaşamaktalar; zihnin derin bağından yoksun yaşamları, ister çocukların sevimli saflıkları, ister budalalık söz konusu olsun, karışık olayların, bir parça eylemin, rastlantının bir dağınıklığından başka bir şey değildir; onları bazen iyilik yaparken, daha sonra kötülük yaparken ve her şeye yeniden başlarken görürüz; umutsuzlukları bazen bir öğle sonrası kadar sürer veya üç haftaya kadar uzanır ama bir kez daha işte neşelenirler ve bir daha bütün gün umutsuzluğa kapılırlar. Onlar için yaşam, içine girilen bir oyundan başka bir şey değildir; ama hiçbir zaman her şeyi, her şey için tehlikeye atamazlar, hiçbir zaman yaşamı sonsuz ve içedönük bir sonuç olarak tasarımlayamazlar. Aynı zamanda aralarında olayları sadece birbirinden ayrı olarak, şu veya bu iyi davranış, şu veya bu yanlış davranış şeklinde tartışırlar.”

“Ne olduğun gerçeğiyle yüzleş, çünkü seni değiştirecek olan şey odur.”

“Neler gelecek? Gelecek ne getirecek? Bilmiyorum, hiç bir tahminim de yok. Bir örümcek sabit bir noktadan nedenlerden dolayı sonuçlara doğru düşerken önünde hep boş bir mekan vardır ve hiç bir yere tutnamaz, her ne kadar çırpınsa bile. Ben de kendimi öyle hissediyorum; önümde hep boş mekan; ileri doğru sonuçlara doğru yol almamı sağlayan arkamda kalmış nedenler var. Bu hayat korkunç, dayanılacak gibi değil.”

“Büyüklük şu ya da bu olmak değil, kendin olmaktır.”

“Kaygı, insanın özü ve varlık yapısı ile ilgili varoluşsal bir durumdur. O, insanın doğasından, yapısından kopup gelir. İnsanlık niteliği arttıkça kaygı da yoğunlaşır, sentezdeki ruhsallık güçlendikçe kaygı da güçlenir. Kaygının yoğunluk derecesi insan olmanın, bir ben olmanın derecesini de verir.”

“İnsanlar ne aptal! ellerindeki özgürlükleri kullanmazlar, olmayan özgürlükleri isterler: düşünce özgürlüğüne sahipler, söz hakkı isterler.”

“Sadece gerçekte nasıl suskun kalacağını bilen bir kişi gerçekten konuşabilir. Suskunluk içe bakışın, iç dünyanın özüdür.”

“Yaşam çözülmesi gereken bir sorun değil ancak deneyimlenmesi gereken gerçekliktir.”

“Sokrates hakkında yorum yapmak diğer insanlar hakkında yorum yapmaktan farklıdır. Sokrates’in ancak integral hesaplamalardan sonra kavranabileceği olgusunun zorunluluğu da burada yatar. Ama artık onunla aramızda binlece yıl olduğu ve çağdaşları bile onu yaşadığı zamanlarda kavramakta zorlandıkları için, onun kişiliğini yeniden canlandırmamızın ne kadar zor olduğu açıktır, çünkü zaten karmaşık olan bu kavrayış üzerinde, ikinci bir integral hesaplama yapmaya çalışmamız gerekmektedir.”

“Mükemmel aşk, insanın kendisini mutsuz edecek kişiyi sevmesidir.”

“Hiçbir nesil sevmeyi bir diğer nesilden öğrenmemiştir, hiçbir nesil başlangıçta farklı bir noktadan işe başlamayacaktır, hiçbir gelecek kuşağın önündeki görev bir öncekinden daha kısa süreçli değildir, ve ola ki o bir önceki nesil gibi, sırf sevmekle kalmak istemediğini, daha ilerlemek istediğini söylerse, bu boş ve saçma bir laf olur.”

“Karşılaştırma eylemi mutluluğun terki ve memnuniyetsizliğin başlangıcıdır.”

“İnsanların çoğunluğunun umutsuzluklarının derinliklerine fazla inmedikleri doğru olsa da, bu hiç umutsuz olmadıklarını göstermez. Yaşamlarında tinsel bir amaç olan kişiler çok enderdir! Bunu deneyenler çoktur ve bunların içinde bu amacı terk etmeyen çok azdır! Ne tedirginliği ne de gerekleri öğrenmemiş oldukları için, geri kalan her şey onlara önemsiz, hatta sonsuz derecede önemsiz gelmektedir. Aynı zamanda ruhundan kuşku duymanın ve tin olmak istemenin -onların gözünde bu bir çelişkidir ve çevrelerinin aynası bu çelişkiyi apaçık hale getirmektedir- dünya için bir zaman savurganlığı olduğu ve bunun yasalarca cezalandırılmasının gerektiği veya en azından insanlığa karşı bir ihanet ve çılgın bir yokluğun zamanını dolduran saçma bir meydan okuma olarak küçümsenmesi veya alaya alınmasının gerektiği, özrü olmayan bir savurganlık olduğu düşüncesine katlanamaz bunlar. Böylece yaşamlarının içine bir an doğar ve maalesef bu an en iyisidir! Bu anda en azından içsel bir doğrultuya saparlar, yol onlara ıssız bir çöle götürüyormuş gibi gelir ve her tarafta güzel ve yeşil bir otlak bulunmaktadır.”

“Her kötülüğün başı can sıkıntısıdır.”

“Hayır, aşk herkesin bildiği kadar güvensizliğin bildiği her şeyi bilir, ama şüphelenmeden; o deneyimin bildiği her şeyi bilir, ama aynı zamanda deneyim dediğimiz şeyin tam olarak güvensizlik ve sevgi karışımı olduğunu bilir… Sadece çok karışık ve deneyimsiz ruhlar bilerek başkalarını yargılayabileceklerini düşünür.”

“Keyif, düş kırıklığına yol açar ama zevk asla.”

“Yalnızlık gereksinimi her zaman içimizde tinsel bir yan olduğunu kanıtlar ve bu tinselliği ölçmemizi sağlar. “Kuşbeyinli insanlar sürüsü, birbirinden ayrılamayanların kalabalığı” bu gereksinimi o kadar az hisseder ki, muhabbet kuşları gibi yalnız kaldıkları an ölürler; kendilerine şarkı mırıldanmadıkça uyumayan küçük çocuklara benzerler; onlara yemek, içmek, uyumak, dua etmek ve âşık olmak, vs. için gerekli toplumsallığı sağlayan şarkı nakaratlarına gereksinimleri vardır. Ama ne Antik Çağ ne de Orta Çağ bu yalnızlık gereksinimini gözardı ediyordu, ifade ettiği şeye saygı gösteriliyordu. Çağımız, sonu gelmeyen toplumsallığı ile yalnızca suçlulara uygulamayı bildiği yalnızlık karşısında titremektedir. Günümüzde kendini ruhuna terk etmek bir suçtur ve o halde yalnızlığın âşığı insanlarımızın suçlularla birlikte aynı kategoride sayılmasından daha normal hiçbir şey yoktur.”

“Aşık birini hayal kırıklığına uğratmak en korkunç hayal kırıklığıdır; Hayatta veya sonsuzda tazminat olmayan sonsuz bir kayıptır.”

“Acı çekmek sadece bir kez; Kazanmak sonsuzluk içindir.”

“Hayat sadece geçmişe bakıldığında anlaşılabilir. Ancak, ileriye dönük olarak yaşanmalıdır.”

“Doğru bir duyumsamayla bir öğretici olmak bir öğrenici olmaktır. Öğrenim, siz bir öğretici olarak öğreniciden öğrendiğinizde başlar; kendini onun yerine koy ve böylece onun ne anladığını ve anlama biçimini anlayabilirsiniz.”

“Ümitsizliğin en derin biçimi, kendisi olmaktansa başkası olmayı seçmektir.”

“Bilinç arttıkça, umutsuzluk şiddetlenir…”

“Bir insanın özgünlüğü ne kadar büyükse, o insan boğuntu karşısında o kadar çaresiz kalır.”

“Evlen! Pişman olacaksın. Evlenme.. Yine pişman olacaksın.”

“Aşk, insanın sahip olmadığı bir şeyin eksikliğini hissetmesi ve onu arzulamasıdır.”

“Bir kızın ruhuna düş gibi süzülüp girmek bir sanattır; çıkmak ise bir başyapıt.”

“Her aptal, mutlaka, kendisine hayran olacak başka aptallar bulur.”

“Cesaret inançtan gelir.”

“İnanç tam olarak aklın bittiği yerde başlar.”

“Süpürün beni..” (Son sözü)

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz