“İnsan, kendisine bir mânâ vermeye çalışan tek mahlûk” Camus Üzerine: İlle de Yaşama – R. M. Alberes

Albert-CamusAlbert Camus ille de yaşayacağım demişti. Yıllar önce, ortaya çıktı ve dedi ki insan da, yaşam da saçmadır, boşunadır, rastgeledir, sağlam hiçbir şey yoktur, ama yine de yaşamak gerektir. Bu, insanın insanlığı kabul etmesi ve ne kadar sınırlı olursa olsun, insan yazgısını sevmesi demekti; insan az bir şey, ama yine de çok şeydir, demek istiyordu: Camus’nün düşüncesi ve insanların tarihi, insanın küçüklüğü ve büyüklüğü demektir.
Albert Camus insanın yazgısını teraziye koydu ve umutsuzluğun yazarı oldu; aynı zamanda, yalnız o, mutluluğu bir büyü ve bir yiğitlik olarak ele aldı. Yaşama boş dediği içindir ki, onu elle tutulur, zengin ve yüce yapabildi. İnsanın ölmek zorunda olması, onca fizikötesi bir rezaletti bunu da Caligula rolünde Gerard Philipe’e söyletti..
Bu rezaletten, bu ayaklanmadan, bu küfürden çıkardığı sonuçlar, dünya sevgisi, yiğitlik, cömertlik ve insan sıcaklığı oldu.
Kendisinin. Callgula’nın Malentendu’nün (Anlaşmazlık) ve Sisyphos Söylencesi’nin ilk sözlerinin, umutsuzluk sözleri olması, yaşamın, uyanık insanın sürdürdüğü yasamın umutsuzluğa karşı, daha doğrusu umutsuzluk önünde kendisini ortaya koyması gerektiği içindir.
1942 ve 1944 yılları arasında «Saçma»nın yazarı olarak ün kazanmaya başlayan bu gergin delikanlıda her şey sertlik ve başkaldırma gibi görünüyordu. Ama, yine de bütün o kırıcı ve çarpıntılı yazılarında bir gök, deniz ve insan sevgisi ışıl ısıldı. Suçun ve yazgı saçmalıklarının kurduğa bir kapana kısılmış dört kişi (Anlaşmazlık), bir serseriyle niçin ve neden bilmeksizin tanışan, cebine bir tabanca koyan, bir adamı öldürüp ölüme hüküm giyen bir küçük memur (Yabancı), başlangıç noktası kendini öldürme olan bir felsefe denemesi (Sisyphos Söylencesi)… îşte, yaşama isteği ve insan olma ataklığı içinde kurduğu masallar ve düşünceler!
Buna, bir aykırılık değil, tutkulu bir yüreğin dikmeliği demeli. İnsan alışkanlıkla değil, yaşamayı seçtiği için yaşar. Onun için, insan ne yaptığını bilerek, talihin bütün kötülüklerini karşısına alarak, boşuna düşlere kapılmayı teperek seçmeli. İnsanın yaşamı tam anlamıyla seçmesi demek, yaşamın saçma, dünyanın haksız, Tanrının sağır olabileceğini düşünmüş olması demektir. İnsan her şeyi yitirmeli ki, her şeyi alabilsin. Camus, yaşamın anlamı üzerinde Descartes’ın dünyanın varlığı üzerine yürüttüğü düşünce ile, önce yaşamın hiçbir anlamı olmadığım kabul ediyor. İşte, o zaman seçiyor ve yaşamdan yana oluyor… Stoik bir filozof … ama vahlanmayan ve böbürlenmeyen bir filozof.
Bu kadar genci az görülen bir stoacı, duygulu, duyulu, cömert bir stoacı. Ama insan yaşamın sınırların’., sertliğini, haksızlığını kabul ettikten sonra, yiğitlik ve sevgi ile yaşamaya karar verince, dünyanın renkli, insanların sıcaklığı ortaya çıkar, bir perhizden sonra varılan tatlar gibi tazelenip artar. Camus doğanın amansız ama yine de içli güzelliğini derinden duyuyordu. Onun için evren artık bir yardımcı, bir öğretici olmaktan çıkmış, bir dost olmuştu:
Gecenin kokuları, toprak ve tuz kokuları şakaklarımı serinletiyordu… işaretler ve yıldızlarla yüklü olan bu gecede kendimi ilk kez olarak, dünyanın tatlı kayıtsızlığına açıyordum. Dünyayı kendime böylesine eş, böylesine kardeş bulunca, anladım ki, eskiden mutluluğa ermişim. Hatta hâlâ da mutluydum.
Her şeyi ortaya koyan bir insana, garip, tutkulu bir rahatlık gelir. Mutluluk, dünyayı, ondan hiçbir şey beklemeden sevmektir. Yansız, yakıcı güneşin altında, insanı, denizi ve toprağı kucaklamak. Camus bunda, eski Antigone’nin, kendisi kadar sert, kendisi kadar titiz olan Antigone’nin dokunaklı sesini buluyordu. O Antigone ki, sadece yaşamak diyecek yerde, «Güneşin ışığını görmek» diyordu, insanın daha insanca kaygılara düştüğü bir zamanda Camus, bize dünyayı daha kardeşçe yaptı ve

Vigny’ye pek yaklaşarak, geri kalan bütün duyarlığımızı insan sevgisine açtı.
Doğrular’da anarşistler, Veba’da o kadar sadelikle kahraman olan hekimler umutsuzluk içinde dünyayı haksız görürken bile ona karşı insanın insana, insanın haksız yazgısına olan dostluğundaki sıcaklığı koyuyorlar. Bir sevgi, tabii, gösterişsiz bir insan sevgisi, ama ne kadar derin, ne kadar alçak gönüllü, yine de ne kadar kendine güvenli: İnsanın her zaman isteyebileceği, ancak, zaman zaman bulacağı bir şey varsa, o da insan sevgisidir. Mızmızlığa kaçmayan bir sevgi, büyük sorunlarda ve günün olayları içinde kendi vicdanıyla çekişen insanın etkin sevgisi.
Hiç de genç vaiz kılığına girmeden, kürsülere çıkmadan, öğüt vermeden, birkaç yıl içinde, bir vicdan olmuştu.

R. M. Alberes

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz