Kafka ve Golding’in Mekan Seçimi – Ernest Fischer


Bir edebi eseri başarılı kılan en önemli etkenlerin birisi de yazarın seçmiş olduğu mekandır. Nobel ödüllü Golding ve dünyaca tanınmış Avusturyalı yazar Kafka’da eserlerinde bu mekan kavramı titiz bir şekilde incelemişlerdir. İki yazarın mekan anlayışı da, eserlerine zenginlik katarak onları edebi eser niteliğine yüceltmiştir.

Sineklerin Tanrısı adlı eserinde Golding hiç kuşkusuz geleneksel ada kavramından etkilenmiştir. Avrupa’da on dokuzuncu yüzyılda başlayan “Romantik Dönem” de “yalnızlık”, “kaçış” ve “umutsuzluk” temaları ön plana çıkmışlardır. Robinson Crusoe veya Define Adası gibi serüvenlerde “ada” kavramı bu düşüncelerden dolayı seçilmiştir.

Bu iki klasik eserde olduğu gibi Sineklerin Tanrısı’nda da olaylar dışa kapalı bir ortamda, ada da gerçekleşmiştir. Aynı şekilde Değişim’de de Gregor Samsa’nın başından geçen olaylar dışa kapalı bir ortamda gerçekleşmektedir. Böceğe dönüştükten sonra Samsa hayatını sadece bir odada geçirmiş, uçakları düşen çocuklar da güç bela adaya ulaşıp hayatları tropik bir adada geçirmişlerdir. Böylece eserlerdeki ilk “mekan sınırlandırılması” benzerliği ortaya çıkmaktadır.

Mekanların nitelikleri de aynı şekilde benzerlik göstermektedir. “Oda” ve “Ada” mekanları her ne kadar “sınırlı bir yaşam yeri” düşüncesini akla çağrıştırsa da, yazarlar tarafından onlara verilen değerler, bu mekanlara geniş bir nitelik yelpazesi sağlar. Ada kavramını iki ana yönde ele alabiliriz. Ada bir yanda güzelliği, özgürlüğü ve tutkuyu içinde barındıran bir “ütopya” iken, öte yandan yoluğun, yalnızlığın ve korkunun egemen olduğu bir sürgün yeri de olabilir. Aynı şekilde bir oda da bu kadar geniş bir çeşitliliğe sahip olabilir. Oda mekanı okuyucuya iki zıt durumu çağrıştırabilir. Oda, duvarların kırık dökük, eski, pis ve bakımsız eşyalardan ibaret bir dört duvar da olabilir, tarihi bir konağın, şık, geniş ve zevkli bir şekilde döşenmiş bir odası da olabilir. Kafka ve Golding için önem konu ise işte bu geniş nitelik yelpazesidir.

Golding adanın doğal yapısında bulunan birtakım özellikleri ve onların kendisine sağlayacağı anlatım olanaklarına önem vermiştir. Dünyadan kopuk bir yerde yer alan bir tropik ada, ona insanların yapısında olan, fakat bastırılan, özgürlük duygusunu kullanmasına olanak sağlamış ve bu değerin de çarpıcı olması sağlanmıştır. Aynı şekilde Kafka da, fiziksel olarak dört duvar içende sıkışmış olan Samsa ile onun gerçek hayatta karşılaştığı “toplumsal baskılar” arasında bir bağlantı kurmuştur.

Ada ve odaya bakış açıları ele alınan çağlara ve yazarlara göre farklılıklar göstermektedir. İlk çağda yazılan Atlantis hikayesi ile İkinci Dünya Savaşı sırasında yazılan Sineklerin Tanrısı arasında çok büyük bir fark vardır. Bir yanda mutluluğun, iyiliğin, düzenin ve gelişmişliğin varolduğu Atlantis, öbür yandan tedirginliğin, mutsuzluğun, kötülüğün, çatışmanın ve düşmanlığın kol gezdiği, adı ve yeri bilinmeyen bir tropik ada mekanı vardır. Sineklerin Tanrısı bu yüzden modern çağda yazılan Robinson Crusoe ile paralellik göstermektedir. Hem Sineklerin Tanrısı’nda, hem de Robinson Crusoe’da ada, bir ütopya adası olan Atlantis gibi güvenliğin egemenlik sürdüğü bir yer değil, her türlü tehlikelerin bulunduğu, kötülüğün hüküm sürdüğü karanlık ve vahşi yerdir. Zaman içinde ada anlayışının bu kadar değişmesi doğal olarak dış etkenlerden kaynaklanmıştır. Yazarlara bakacak olursak, bir yanda antik Atina’nın güvenli ortamından ilham alan, kendini düşünmeye atamış Eflatun’u (Platon), öbür yanda da İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımını atlatmış Golding’i görürüz. İşte bu dış etkenler farkı da okuyucuya, ada anlayışının neden farklı olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde göçmen bir ailenin çocuğu olarak Kafka’da hayatı boyunca hem ailesi ile, hem de toplumun üzerinde oluşturduğu baskı ile mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Bir yazarın geniş bir topluluğa hitap etmesi için bazı şartları yerine getirmesi gerekmektedir. Bir yazarın da yapabileceği en etkili atılım ise seslendiği toplumun ilgisini çekmek ve onların düşüncelerini etkilemektir. Golding’in benimsediği ve en kısa zamanda gerçekleştirmek istediği düşünce ise insanları etkilemekle kalmayıp baskı altında tutan toplumsal mekanizmaları yok etmektir. Aynı şekilde Kafka’da hayatı boyunca toplumun baskısı altında sıkışmış olan toplumu uyarmayı kendine görev bilmiştir. Bu iki yazarda zaten kendi hayatlarında iken de bu güçlüklerle karşılaşmış ve zaman zaman bu yaptırımlara boyun eğmek zorunda kalmışlardır. Toplumun benimsemiş olduğu baskı, sınıflandırma, yasaklandırma ve cezalandırma gibi kurallar iki yazarın yaratmış olduğu, dünyadan soyutlanmış olan mekanlarda bulunmaktadır.

Ernest Fischer

“Kafka ve Golding’in Mekan Seçimi – Ernest Fischer” üzerine bir yorum

  1. golding/kafka/mekan… yazısının sahibini merak ettim. ben de roman ve diğer türlerde mekansal kurgular üzerinde çalışıyorum; doktora düzeyinde. ayrıca ütopik eserlerde mekan tartışmanın da, politik boyutundan daha önemli olduğunu düşünüyorum. çoğu ütopyanın zemini (ki zemin zamanı da somutlaştırır) ada (moore’un adası) şeklinde kurgulanmıştır; disütopya ise kayıp ada/atlantis gibi.

    neyse, ütopya üzerine yazmak bitmez; ütopya çünkü 🙂 çok okuduğum iki adamı, golding ve kafkayı bir arada tutup beni heyecanlandıran bir yazıydı. teşekkürler.

    Cevap
    Etiketlerde isim geçiyor ama yeterince dikkat çekmiyor. Uyarı için teşekkürler yazarı metnin başlığına da ekledik
    Heinz Politzer “Franz KAFKA, der Künstler” (S.Fisher Verlag 1962))

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
En Büyük Asker Bizim Asker – Yılmaz Erdoğan

Kalabalık bir asker yolcu edişi. Kadınlı erkekli bir grup asker kız Vildan'ı havaya atıp tutmakta... HERKES : En büyük asker...

Kapat