Afganistan ve Pakistan’da Kadın Olmak | Şeriatın Gölgesindeki Kadın 2 – Zülal Kalkandelelen

Afganistan’da 1992’de köktendincilerin iktidara gelmesiyle darbe yiyen kadınlar Taliban’la birlikte tarihinin kadınların sahip olduğu sosyal, ekonomik ve kültürel haklar bakımından en kötü günlerini yaşadı.  1996-2001 arasında iktidarda kalan aşırı dinci Taliban döneminde kadınlar tarihinin en kötü günlerini yaşadı.  Tecavüzün yasalarda açık bir şekilde suç olarak tarif edilmeyen ülkede; hiçbir kadın yanında erkek olmadan evden çıkamıyor, erkek doktora muayene olamıyor, hatta erkek bir doktorun olduğu bir ekip tarafından ameliyat edilemiyordu… Tüm kadınlar, başlarından ayak uçlarına kadar bedenlerini bütünüyle örten burka giymek ve gözlerini de kapamak zorundaydı…

Kelime anlamı “İslam öğrencileri” olan bu grup, şeriat okullarından yetişen ve mülteci kamplarında toplanan askerlerden oluşuyordu. Ülkeyi şeriatla yönettikleri dönemde, Afganistan özellikle kadınlara uygulanan akıl almaz baskılara sahne oldu.

Kız öğrencilerin okula gitmesi ve kadınların çalışması yasaklandı…

Hiçbir kadın yanında erkek olmadan evden çıkamıyor, erkek doktora muayene olamıyor, hatta erkek bir doktorun olduğu bir ekip tarafından ameliyat edilemiyordu… Tüm kadınlar, başlarından ayak uçlarına kadar bedenlerini bütünüyle örten burka giymek ve gözlerini de kapamak zorundaydı…

Mesleği doktorluk ya da öğretmenlik olan kadınlar, artık mesleklerini yapamaz hale geldiklerinden, dilencilikle ya da bedenlerini satarak hayatlarını sürdürmek durumunda kaldı…

Evlerin camlarından kadınların görünmemesi için camların karartılması ya da siyaha boyanması şart koşuldu…

Sokakta uygunsuz davranan kadınları cezalandırmak için din polisleri görevlendirildi. Sokakta herkesin önünde coplanıp dövüldü kadınlar… Taliban yönetiminin 2001’in sonlarında Amerikan ve NATO güçleri tarafından iktidardan indirilmesinden sonra, Afgan kadınları için bir umut doğmuştu…

2004’te kabul edilen Afgan anayasası, “Afgan vatandaşlarının -kadın ya da erkek- yasalar önünde eşit hakları ve yükümlülükleri vardır” maddesine yer veriyor. Fakat aynı zamanda, devletin dininin İslam olduğunu ve hiçbir yasanın İslam inanç ve pratiklerine karşı olamayacağını da hükme bağlıyor. Doğrudan şeriat hukuku anılmasa da, yasaların yetersiz kaldığı durumlarda mahkemelerin Hanefi fıkhından faydalanmasına izin veriyor… Hanefi fıkhı, İslam dininde Sünni mezhebinin takip ettiği dört büyük fıkıh mezhebinden birisi.

Sonuç olarak, anayasada sözü edilen “eşitliğin” gerçek anlamda uygulanmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü esas olarak, bütün yasaların şeriata uygunluğu aranıyor…

Taliban’ın iktidardan indirilmesinden sonra, ülkenin bazı bölgelerinde kadınların bir nebze de olsa nefes aldığı söylense bile, büyük kesiminde hâlâ eski koşullar geçerli. Şu andaki devlet başkanı Karzai’nin çevresine “ılımlı Taliban” denilen birtakım grupları topladığı ve bunların kadınlara bakışının da çok farklı olmadığı belirtiliyor.

Ürkütücü veriler

• Birleşmiş Milletler Kadınlar Kalkınma Fonu’na (UNIFEM) göre Afgan kadınlarının yaklaşık yüzde 90’ı okuma yazma bilmiyor.

• Kız çocuklarının yalnızca yüzde 30’u eğitim alabiliyor. Eğitim alamayan kız çocuklarının oranı, güneydeki Urozgan ve Zabul bölgelerinde yüzde 90’a kadar çıkıyor.

• Bir Afgan kadını başına 6.6 çocuk doğumu düşüyor; ki bu dünya ortalamasının iki buçuk katından da fazla.

• Kadınların sadece yüzde 2’si doğum kontrolü uygulayabiliyor.

• Her 3 Afgan kadınından birisi, fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalıyor.

• Afgan kadınlarının ortalama yaşam ömrü 44 yıl…

• Evliliklerin yüzde 70-80’i çeşitli nedenlerle baskı altında gerçekleştiriliyor. Bu nedenler arasında, aile anlaşmazlıklarını çözmek ya da borç ödemek önde geliyor.

• Birçok erkeğin, ergenlik öncesi yaşta birden fazla eşi var.

• Kız çocuklarının yüzde 57’si 16 yaşından önce evlendiriliyor. Bir kız çocuğunun 16 yaşından önce evlendirilmesinin yasak olmasına karşın, bu tür evlilikler resmi kayıtlarda yer almadığından herhangi bir yaptırım uygulanamıyor.

• Dul kalan kadınlar, ölen kocalarının akrabalarıyla evlendiriliyor.

• Kuzeydeki Faryan bölgesinde, kadınların yüzde 80’i gündelik hayatlarında şiddet görüyor; sağlık, eğitim ve hukuk hizmetlerinden tümüyle yoksunlar.

• Tecavüz, yasalarda açık bir şekilde suç olarak tarif edilmiyor.

• Kadınların mülkiyet ve miras hakkı anayasal koruma altında değil.

• Kâbil dışında aşiretler tarafından kontrol edilen, dini liderlerin ve yerel kültürün geleneklerinin geçerli olduğu bölgelerde, recm (taşlanarak idam edilme) uygulanıyor.

(Kaynak: Birleşmiş Milletler İnsani İlişkiler Koordinasyon Ofisi’ne bağlı IRIN -Integrated Regional Information Networks-Bölgesel Bilgi Ağı Birimi- ve BM Küresel Kadın Fonu.)

Ölümüne okumak…

Tarih 12 Kasım 2008…

Afganistan’ın güneyinde Kandahar bölgesi…

Nazo Ana Kız Lisesi’ne devam eden öğrenciler, her sabah olduğu gibi İslami giyim kurallarına uygun formalarını giymiş okula yürürken birden yanlarında motosikletli adamlar belirdi… Kızların başlarındaki örtüyü çekip çıkaran adamlar, ellerindeki şişelerle yüzlerine asit fırlattı.. 11 kız öğrencinin ve 4 kadın öğretmenin ağır yaralandığı olayda, bir öğrenci görme yeteneğini kaybetti…

Dehşete kapılan öğrenciler, korkuyla evlerine kaçarken dersler iptal edildi…

Olaydan günler sonra tutuklanan saldırganların şeriatçı Taliban militanı oldukları açıklandı…

1300 öğrencinin okuduğu okulda, olayın ertesinde derse gelen öğrenci sayısı yalnızca 35’ti… Taliban örgütü amacına ermiş, aileleri korkutarak kızlarını okula göndermelerini engellemişti…

‘Fahişe’ diye aşağılanan meclis üyeleri…

Bugün artık Afgan kadınlarının çalışması yasak değil; hükümet tarafından burka giymeye zorlanmıyorlar; bazı devlet görevlerine atanan kadınlar, hatta bakanlık yapanlar var.

32 yıllık aradan sonra 2005’te tekrar açılan Afgan Halk Meclisi’nde her vilayetten en az iki kadın bulunması ve böylece parlamentonun 250 kişilik alt kanadında kadınlara yüzde 25’lik bir temsil sağlanması kuralı getirildi.

Ayrıca, parlamentonun üst kanadı 102 üyeli Yaşlılar Meclisi’ne (Meshrano Jirga) devlet başkanı tarafından atanacak 34 üyenin yarısının kadın olması zorunlu kılındı.

Bu yasa, Afgan kadınları için siyasi katılım yönünde önemli bir adım olsa da, kadın hakları için mücadele eden örgütlere göre, bu meclislerde yer alan ve çoğunluğu oluşturan erkekler, ağırlıklı olarak, kadın-erkek eşitliğine karşı…

Bu yüzden de, meclise girmeyi başaran kadınların konuşma hakkı göz ardı ediliyor, sürekli hakarete uğruyorlar ve “eşitlik” ifadesi yine kâğıt üzerinde kalıyor.

2005’te başkanlık için yarışan ilk Afgan kadını Dr. Masooda Jalal’in ölüm tehditleri alması ise hafızalarımızda…

“Savaş lordlarının iltimas geçtiği birkaç kadına hükümette resmi görev verdiler ve bunun ülkede ‘kadınların özgürleştirilmesi’nin sembolü olduğunu ilan ettiler” diyen Jalal, Afganistan’da kadınlar üzerindeki baskının sürdüğünü söylüyor.

Mecliste kadın haklarından söz etmek isteyince, erkek vekillerce “fahişe”, “komünist” denilerek kovulan Jalal, Taliban tehdidi altında her gece başka bir evde kalarak hayatını sürdürmeye çalışıyor…

Bu yıl devlet başkanlığı seçimlerini yapacak olan Afganistan’da muhafazakâr kesimin son girişimlerinden birisi Taliban dönemini anımsatan bir yasa tasarısı hazırlamak oldu.

Tasarıda, Afgan kadınlarının makyaj yapmasının, kamuya açık yerlerde dans etmesinin ve kadınlarla erkeklerin topluma açık yerlerde yalnız başlarına konuşmasının yasaklanması önerildi.

Bunun üzerine Kadın İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Necibe Şerif, durumu en açık şekilde şöyle anlattı: “Halkı din yoluyla kontrol altına almak istiyorlar.”

Kandahar, Afganistan’da 2001’e kadar iktidarda kalan aşırı İslamcı Taliban rejiminin en güçlü olduğu yerlerden birisi…

Bu yönetim sırasında kız öğrencilerin okula gitmesi yasaklanmış, kadınlar üzerindeki baskı iyice artmıştı. Uygulamalarını devam ettirmek için her yolu deneyen Taliban militanları, bugün yine kasaba ve köylerde geceyarısı bildiriler dağıtarak, aileleri kızlarını okula göndermemeleri için uyarıyor.

2005 yılında UNICEF’in desteği ile ülke çapında kız öğrencilerin okula gönderilmesine yönelik bir kampanya başlatılsa da, Taliban’ın estirdiği korku dalgası herkesi sindirmiş. Bu durumda anne ve babalar çaresiz…

Afganistan toplumunda yaygın olan görüşe göre bir kız çocuğunun ilkokuldan sonra, özellikle buluğa erdiği yaşlarda, eğitime devam etmesi uygun bulunmuyor. Çünkü artık o yaşa gelmiş bir kızın, okuma ya da çalışma amaçlı da olsa, ev dışına çıkmaması gerektiğine inanılıyor. Bugün çok sayıda okul, Afgan kız çocuklarının okula devam etmesinin önüne geçmek için Taliban militanlarınca yakılıp yerle bir ediliyor… Okula gitmeye cesaret ettiği için zehirlenip öldürülen kız çocukları bile var…

Ayrıca, eğitim konusundaki cinsiyet ayrımcılığına yönelik bir diğer durum da kız ve erkek öğrencilerin ayrı sınıflarda eğitim görmesi. Bununla da yetinilmiyor; kız öğrencileri bayan öğretmenler eğitirken, erkeklere de erkek öğretmenler eğitim veriyor.

Bütün bu olayların açıkça ortaya koyduğu gibi, Afganistan’da yaşayan bir kız çocuğu için okumak, ölümüne okumak anlamına geliyor…

Kandahar’daki saldırıda yaralananlardan, 17 yaşındaki Shamsia Husseini’nin söyledikleri bunu açıkça ortaya koyuyor.

Yüzünden, boynundan ve gözünden yaralanmasına karşın okula gitmeyi sürdürüyor Shamsia… The New York Times’a verdiği röportajda, “Ailem, ölecek olsam bile okumaya devam etmemi söyledi” diyor…

Molla, kadının karşısında

Bugün yürürlükte olan Pakistan anayasası, “bütün vatandaşların yasalar önünde eşit olduğunu ve eşit koruma haklarına sahip bulunduğunu” belirterek, cinsiyet ayrımcılığı yapılamayacağını hükme bağlıyor. (Anayasanın 25. maddesi) Ayrıca, 34. madde ile de kadınların sosyal hayata tam katılımını garanti altına alıyor.

Pakistan’ın Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi’ni (CEDAW) de imzaladığı düşünülürse, ilk bakışta ülkede kadınlar açısından bir sorun olmadığı düşünülebilir… Oysa bugün ülkede kadınların günlük yaşamdaki durumuna bakınca, tam tersi bir durum görüyoruz. Pakistan toplumunun kadına eşitlik yönünde büyük adımlar atamamasının en önemli nedeni, “molla” denilen din adamları sınıfının toplum üzerinde ve siyasi alanda hâlâ büyük güce sahip olması…

Kadın haklarının iyileştirilmesi için atılan en ufak adım bile, bu sınıfın ve aşiret reislerinin şiddetli tepkisiyle karşılanıyor. Bu yapı içinde kendi geleceklerini düşünen siyasiler de, onlara direnme gücünden ve isteğinden yoksun…

Ayrıca kadın erkek eşitliğine vurgu yapan Pakistan anayasasında, bir yandan da, ülkenin bir İslam Cumhuriyeti olduğu yazıyor. “Devletin dini İslamdır,” ve “Hiçbir yasa, Kuran’a ve Sünnet’e aykırı olamaz” şeklinde maddeler bulunuyor anayasa metninde…

Toplumdaki aşırı din baskısının sonucu olarak, anayasada öngörülen “eşitlik” ve “kadının hayatın bütün alanlarına tam katılımı”, uygulamaya yansımıyor.

Pakistan nüfusunun yüzde 53’ünü oluşturan kadınların ekonomik ve sosyal durumu, mensup oldukları sınıfa ve yaşadıkları bölgeye göre (kentsel/kırsal alan ayrımı) farklılıklar gösteriyor.

Fakat yine de erkeklerle kıyaslandığında, bir bütün olarak kadın nüfus, çok daha zor koşullar altında ve eşitlikten yoksun olarak yaşıyor.

Feodal toplum yapısının sonucu olarak, Pakistan’da kadınlar ve erkekler sanki iki ayrı dünyada yaşıyor. Kadınlar, doğal mekânları olarak kabul edilen eve hapsedilirken erkekler ev dışındaki dünyanın hâkimi olarak görülüyor.

Son yıllarda teknolojinin gelişmesi ve ekonominin büyümesi nedeniyle, Pakistan hükümetinin kadını ekonomik ve sosyal hayata katma çabaları olsa da bunlar büyük kentlerle sınırlı. Çünkü kadınların yüzde 70’inin yaşadığı kırsal alanlarda dinci aşiretler egemen. Bu yüzden, ülkenin büyük bir kesiminde yaşam, kadınlar için dayanılmaz hale gelmiş durumda. Özellikle Taliban’ın etkili olduğu kırsal kesimlerde, çocukların okula gönderilmediği, genç kızların para karşılığında başka ailelere satıldığı yolunda haberler sık sık basına yansıyor. Eğitimsizliğin ve yoksulluğun getirdiği ağır koşullarda, kadınlar her türlü baskıya ve sömürüye maruz kalıyor… Pakistan hükümeti, 16 Şubat 2009’da, son iki yılda Taliban’ın baskısını arttırdığı Swat Vadisi’ni de içeren Malakand bölgesinde şeriat yönetiminin uygulanmasına karar verdi. Artık ülkenin bu bölgesinde, İslami olmayan ve Kuran karşıtı olduğu düşünülen tüm yasalar iptal edilecek… Muhaliflerse bu durumun ciddi bir anayasa ihlali olduğunu belirtiyor.

Tecavüze dava için 21. yüzyılı beklediler

Pakistan’da kadınlara yönelik şiddetin en yaygın olanı tecavüz… Bu suçun giderek yayılmasına neden olan faktörlerin başında, yakın tarihlere kadar tecavüz olaylarına şeriat yasalarının uygulanması geliyor… General Ziya Ül Hak’ın 1979 yılında aşırı dincileri hoşnut etmek amacıyla çıkardığı “Hudood Ordinances” (Hudud Yasası) adı verilen yasa, tecavüzü dini bakımdan kadın adına bir utanç olarak değerlendirip tecavüz eden bakımından suç olmaktan çıkaran bir anlayışa dayanıyordu. Buna göre, tecavüze uğrayan bir kadın ömrü boyunca utanç içinde yaşamaya mahkûm ediliyor; tecavüzü kanıtlamak için en az dört erkeğin tanıklığı gerekiyordu. Aksi halde tecavüze uğradığını iddia eden kadın, zina yaptığını itiraf etmiş sayılarak ya hapse atılıyordu ya da kırbaç ve recm cezası uygulanıyordu.

Tecavüzle suçlanan bir erkek ise, kadının yaşı ne olursa olsun, bunun mağdurun rızasıyla gerçekleştiğini söyleyerek ceza almaktan kurtulabiliyordu. Hem tecavüz hem de evlilik dışı ilişkiyi “zina” başlığı altında değerlendiren bu yasaya göre, her ikisi de yasadışı seksüel ilişki olarak görülüyordu. Bu nedenle de tarafların rızası olsun ya da olmasın, evlilik dışı bütün cinsel ilişkiler ceza kapsamına giriyordu. Pakistan’da iki kez iktidara gelen ilk kadın başbakan Benazir Butto’nun gücü de Hudud Yasası’nı değiştirmeye yetmedi. Çünkü, aşırı dinci kesimler, bu yasayı, “Kuran ile şeriat yasalarını temel aldığı” için, “kutsal” olarak değerlendiriyordu. 1999’da yönetime el koyan General Pervez Müşerref, 2006’da Kadınları Koruma Yasası çıkardı. Yeni yasa, şeriat kapsamında değerlendirilen tecavüz ve zinayı, medeni kanun kapsamına aldı. Ayrıca, tecavüz vakalarında DNA gibi bilimsel kanıtların soruşturmada kullanılmasına izin verildi. Fakat bu değişikliklere karşın, dinci kesimden gelen yoğun muhalefet nedeniyle, evlilik dışı ilişkiler suç kapsamında kaldı. Yeni yasa, reşit olmayan bir kıza tecavüz etme suçundan yargılanmak için, kızın yaşının 16 olmasını öngörüyor. (Şeriat yasası bunu ergenlik öncesi yaş olarak uyguluyordu.) Aşırı dinci gruplar, bu yasayı “Devletin dini İslamdır” ve “Hiçbir yasa Kuran ve Sünnet’e karşı olamaz” şeklindeki maddeleri dayanak alıp protesto ediyorlar. Altı İslamcı partinin oluşturduğu ittifakın lideri Maulana Fazlur Rahman, bu yasayı “ülkede ahlaksızlığın bir habercisi” olarak niteliyor.

Öte yandan Pakistan hapishanelerinde bugün “Hudud Yasası” yüzünden binlerce kadın yatıyor. Bunlar, hapishanedeki bütün kadın mahkûmların yüzde 80’ini oluşturuyor.

Para için satılan kız çocukları var

Medeni yasaya göre, evlenmek için en az 18 yaşında olmak gerekiyor. Fakat özellikle kırsal alanlarda yaşayan aşiretlerde bugün de uygulanan şeriat yasalarına göre, kızların erken yaşta evlendirilmeleri çok yaygın.

Aşiretler arasında kızların değiştirilmesi ya da belli bir para karşılığı satılması da sık görülen uygulamalardan… Ağırlıklı olarak Pencap bölgesinde görülen bu uygulamalarda kızlar, kabileler arası anlaşmazlıkları çözmek için zorla evlendiriliyor ya da aileler arasında kızların değişimi yapılıyor. Merkezi otoriteden neredeyse bağımsız bir şekilde yaşayan ve adalet dağıtma işinin “Pançayat” adı verilen yerel heyetlere bırakıldığı bölgelerde, kadınların kurbanlık koyun gibi satılması da oldukça yaygın. Feodalitenin tüm şiddetiyle hüküm sürdüğü bu kırsal bölgelerde, kız çocuklarının satılması davaları, yasal mahkemeler yerine, bu heyetlerin önüne gidiyor.

4 ve 7 yaşındaki iki çocuk evlendiriliyordu

Pakistan’ın büyük kesiminde hâlâ görülen son örneklerinden birisi, Ekim 2008’de Karachi’de yaşandı. Pakistan polisi, 4 yaşındaki bir kız çocuğuyla 7 yaşındaki bir erkek çocuğu arasında yapılan dini nikâhı ihbar aldı… Bölgede oturanların şüphelenip şikâyette bulunmaları üzerine eve giden polis, imam nikâhı kıyılmak üzereyken baskın yaptı. 4 yaşındaki kız, 6138 dolar karşılığında, babasının anlaşmazlığa düştüğü adamın oğluna veriliyordu…

Örtünme ve eğitim konusunda büyük baskı

Taliban militanları, bu yılın ocak ayında, ülkenin kuzeybatısındaki Swat Vadisi’nde yaşayan kadınların burka giymesini emrederek kız çocuklarının okula gönderilmesini yasakladı. Peşavar’ın 150 kilometre güneydoğusundaki bu bölgede 1.8 milyon insan yaşıyor.

Militan gruplardan Tehrik-i Taliban Pakistan’ın (TTP) bölgedeki liderlerinden Mulana Fazlullah’ın, radyoda yaptığı konuşmada, kızların 15 Ocak’a kadar okuldan çekilmesi emrini verdiği; aksi halde okulun bombalanacağını, emre uymayanların öldürüleceğini ve Afganistan’da yaptıkları gibi kızların yüzüne asit atacaklarını söylediği basına yansıdı. Fazaullah’a göre, “Bir insan mühendis , öğretmen ya da doktor olmadan önce cihat için eğitilmeli.”

Geçen yıl 150’den fazla okulun yakılıp yıkıldığı ve 17 bin 200 öğrencinin okulsuz kaldığı bildiriliyor. Pakistan hükümetinin şeriat yönetiminin uygulanmasına karar verdiği Swat Vadisi ve çevresinde hayat, bundan sonra kadınlar için çok daha zor olacak…

Kadınların mal gibi alınıp satıldığı erkek egemen kırsal bölgelerde, töre cinayetleri çok yaygın… 2004 yılına kadar olan uygulamada, suçlunun, cinayet kurbanının ailesiyle pazarlık edip para karşılığında aileyi şikayet etmekten vazgeçirmesi mümkündü. Bu tarihte çıkarılan yasayla, bu eylem de suç kapsamına alındı. Fakat çoğu durumda, töre cinayetlerini işleyenlerin aile içinden olması, sorunu çözümsüz kılıyor… Pakistan’da töre cinayetleri dışında, evli olmayan bir kadınla erkeğin ilişkisi ya da zina durumunda, şeriat yasalarına göre taşlayarak öldürme (recm) cezası verilebiliyor.

Zülal Kalkandelelen (Mart 2009 – cumhuriyet)

“Afganistan ve Pakistan’da Kadın Olmak | Şeriatın Gölgesindeki Kadın 2 – Zülal Kalkandelelen” üzerine 3 yorum

  1. BURKA’yı Kadınlarının Vücutlarına Değil, Afgan Erkekleri Kendi BEYİNLERİNE Giydirmiş Bu tutumlarıyla…

  2. abi süper yazmışsınız okuyorum ve gerçekten şok oldum. bunu bu kadar açık ve net yazarak bizi bilgilendirdiğiniz için de çok teşekkür ederim size. bu konu hakkında detaylı bi bilgiye sahip oldum sayenizde. kadınlara yapılan zulümde çok kötü ayrıca kendi sayfam da belirttim,kaynağım sizsiniz. teşekkürler tekrardan

  3. Facede pakistan kadinlarini gorunce giyim tarzlari daha farkli geldi.gerek arac gerekse kadinlardaki suslenmeleri ilgimi xekti gerci tum devletlerdeki sosyal yasam tarzlarini merak ediyorum.vede bu tarzin kaynaklarini buralaaradaulasamiyorum.ilgim ve merakim sonucsuz kaliyorne yapmaliyim.kitaplardan cok gorsel temas istiyorum .bunada ancak siz cozum olursunuz daha hizli dahakolay ve maliyetsiz

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Sorgulayan Denemeler; Düşler ve Gerçekler – Bertrand Russell

1. Arzularımızın inanışlarımız üzerindeki etkisi herkesçe bilinen ve gözlenen bir olgudur; ancak bu etkinin niteliği çoğu zaman yanlış algılanır. İnançlarımızın...

Kapat