“İnsan kadın olarak dünyaya gelmez; zamanla kadın olur” Bir Dinozorun Anıları – Mina Urgan

Kadınları toplum dışı tutmak, onları aşağılamak eğilimi, o sözümona “demokrat” partinin iktidara gelmesi ve gericiliğe ödünler verilmesiyle ancak 1950’den sonra başladı. Bense, çocukluğumu ve gençliğimi bu dönemden önce, başka ve çok olumlu koşullar altında yaşadım.

Simone de Beauvoir, “on ne naît pas femme; on le devient” (insan kadın olarak dünyaya gelmez; zamanla kadın olur) der. Ben bu olumsuz anlamda hiçbir zaman kadın olmadım, yani erkekler tarafından ezilmedim. Kadın olmanın ezikliğini değil, keyfini yaşadım ancak.

Kaldı ki, toplumun ataerkil olmasına karşın, annemin mutlak egemenliği altında, tam anlamıyla anaerkildi benim ailem. Kadınların bu mutlak egemenliği, annem doğmadan çok önce, onun anneannesinin döneminde de varmış anladığım kadarıyla. Oğullarını, damatlarını ve bütün aileyi sultası altında tutan bu yaşlı Çerkez kadınıyla ilgili beni çok güldüren bir öykü anlatmıştı onun torunu olan Şefika: Çocukluğunda anneannesi tifo olmuş. İyileşmeye yüz tutan tifo hastalarına doktor tavsiyesiyle günde bir kadeh şampanya verilirmiş eskiden. Ama bu belâlı Çerkez kadının bir gâvur içkisi içmeye razı olmayacağı besbelliymiş. Bunun üzerine o sırada on iki yaşında olan annem bir çare bulmuş. Fransız Şampanyası, kırmızı etiketli bir ilaç şişesine boca edilmiş ve her akşam yemeğinde bir kahve fincanıyla hastaya sunulmuş. Büyükanne bayılmış bu ilaca. İyileştikten çok sonra da, ilacını çok “şifalı” bulduğunu, almaya devam edeceğini bildirmiş. (Şefika anneannesini taklit ederek Çerkez şivesiyle anlatırdı bunları.) Ömrünün sonuna kadar, şampanyaları her akşam kahve fincanlarıyla’içip durmuş. Ve çok küçükken, Fmdıklı’daki yalının rıhtımından bir çamaşır teknesine binip kendini Boğaziçi’nin sularına salıverecek kadar gözüpek olan annem bile, evde terör havası estiren anneannesine gâvur içkisi içtiğini söylemek cesaretini bulamamış.

Bizim ailenin anaerkilliğinin nedeni, kadınların Çerkezliği midir acaba diye düşündüğüm olmuştur. Çünkü annemin deyişiyle “köle ruhlu” sanılan o Çerkez kadınlarının aslında çelik gibi iradeleri olduğunu, erkeklere her istediklerini kolayca yaptırdıklarını çok iyi bilirim. Behice Boran da Çerkez kadınlarının güçlü kişiliklerinin farkındaydı herhalde. Kendisi Çerkez değil, Tatar kökenliydi. Eşi Nevzat Hatko ise, ana tarafından da baba tarafından da has Çerkezdi. Bir gün Behice ile şakalaşırken, “biz Çerkezler şöyleyizdir, biz Çerkezler böyleyizdir” diye övündüğümüzde, Behice demişti ki: “Kuzum Nevzat, sana ne oluyor? Övünecekse, Mîna övünsün. Çerkez erkeklerinde değil, ancak Çerkez kadınlarında iş olduğunu bilmeyen yoktur.”

Bizim ailede, bir akşam yemeğine kimlerin çağrılacağından tutun da, çocukların hangi okulda okutulup hangi mesleğe yöneltileceğine ya da erkeklerin kiminle evlenip kiminle boşanacağına kadar, bütün önemli kararları kadınlar verirdi. Erkeklerin de bu kararlara gık demeden boyun eğmekten başka çaresi yoktu. Bir tek örnek vermekle yetineceğim: İkisi de çok gençken, dayımın karısı, aile dostu bir delikanlıyla kırıştırdı, dayımı aldattı. Bunun üzerine, ailenin kadınları harekete geçtiler. Anneannem, annem ve teyzem, perişan bir halde olan dayımı karşılarına aldılar. “Karın sana karşı çok kötü davrandı, bunu biliyoruz” dediler. “Ama o, senin üç yaşındaki oğlunun anasıdır. Çirkin durumlar olmamalı, adı lekelenmemeli. Onun için, suçu kendi üstüne alıp hemen boşanacaksın.”

Bu üç güçlü kadına karşı dayıcığım ne yapabilirdi ki? Hemen boşanmaya razı oldu zavallı. Derken, boşanmadan sonra aynı üçlü anaerkil heyet, aile dostu delikanlıya gittiler. Onu da karşılarına alıp dediler ki: “Sen, bu genç kadının hayatını mahvettin, boşanmasına neden oldun. Şimdi tek yapacağın şey, onunla bir an önce nikâhlanmaktır.” Aile dostu delikanlının da bu karara boyun eğmekten başka çaresi yoktu elbette. Gerçi yengemin ikinci evliliği ancak bir iki yıl sürdü; ama çok güç bir durumdayken imdadına yetiştikleri için, büyük bir minnet duydu bizim anaerkil ailemizin kadınlarına. Onları her zaman görmeye geldi, büyük bir saygı gösterdi onlara.

Hem annemin ilerici görüşlerinden, hem anaerkil bir ailede yetişmem, hem de çocukluğumu ve gençliğimi kadınlara haksızca davranılmayan bir dönemde geçirmemden ötürü, feminist tanıdıklarımla hiç mi hiç anlaşamıyorduk. (Feminist derken, erkek düşmanı feministlerden söz etmiyorum. Tutumları bana çok korkunç geldiği için, öyleleriyle hiç ilişkim olmadı. Düşünün hele, insanların yarısı, öteki yarısından nefret ediyor. Irkçılığın bundan daha beteri olamaz.) Ben normal feministlerden söz ediyorum, yani benim gibi çok istisnai koşullar altında yetişmeyen, benden çok daha genç olan arkadaşlarımdan. (Zaten, dikkat edilince, feminist çok enderdir benim kuşağımda.) Onlar “kadınlar haksızlığa uğruyor” diyorlar. Bense, “özel hayatımda da, meslek hayatımda da, kadın olduğum için bir haksızlığa uğramadım. I960’ta yirmi yedi öğretim üyesinden oluşan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden sadece beş kişi Profesör olmama olumsuz oy vermişti ve bu red oylarını kadın olduğum için değil, solcu olduğum için vermişlerdi” diyorum. Feministler, “kadının toplumda yeri yok” diyorlar. Bense gerçek bir sosyalizmin bu duruma çare bulacağına inandığım için “bu bir kadın sorunu değil, bir sınıf sorunu” diyorum. “Yüksek sınıftan, eğitim görmüş kadınların toplumda pekâlâ yeri var. Doğru dürüst bir sosyal düzende, sınıflar arasında eşitlik kurulunca, bütün kadınlar haklarına kavuşacak” diyorum. Onlar, “kadınlar, erkeklerin egemenliği altında yaşamaya mahkûm” diyorlar. Bense, “ancak yoksul sınıfın kadınları, işçi kadınlar, köylü kadınlar, eğitim görmemiş kasabalı kadınlar erkeğin egemenliğine boyun eğmek zorunda” diyorum. “Eğer ekonomik bağımsızlığı olan ya da çalışıp geçim parasını kazanabilecek durumda bir kadın, erkeklere boyun eğiyorsa, bu onun kendi kabahatidir” diyorum. Onlar, “ama aileler ve toplum düzeni, varlıklı ve eğitim görmüş kadınları da erkeklerin egemenliğini kabul etmeye zorluyor; kadınlar daha küçükken şartlandırılıyor” diyorlar. Bense, tam ters yönde, erkeklere de hiç kimselere de boyun eğmeyen bağımsız bir kadın olmaya şartlandırıldığım için, “şartlanmasınlar efendim! Eğitim görmüşler, akıllarını kullanıp şartlanmasınlar” diyorum. Onlar “kadınlar eziliyor” diyorlar. Ben, “böyle adaletsiz bir toplumda, böyle bozuk bir düzende kadınlar da ezilir, erkekler de” diyorum. Hattâ, erkeklere bir sorumluluk duygusu verildiği, “sen ailenin babasısm, çoluğunu çocuğunu sen geçindireceksin” denildiği için, erkeklerin kadınlardan belki daha da çok ezildiğini söyleyince, feminist arkadaşlarım üstüme yürüyorlar, beni neredeyse dövecek hale geliyorlar.

Ne var ki, ben, eskiden de şimdi de, onlardan hiçbir zaman korkmadım, görüşlerimi cesaretle savundum. İlkin şunu belirttim: Psikolojik açıdan kadın erkek ayrımını tamamiyle yanlış buluyorum. Çünkü gerçek bir insan, kadınla erkeğin uyumlu bir karışımıdır. Kafa yapısı ve ruhsal yapısıyla salt erkek olan bir kişi, gerçek bir insan sayılamayacağı gibi, kafa yapısı ve ruhsal yapısıyla salt kadın olan bir kişi de gerçek bir insan sayılamaz. Ancak kadınlara özgü bilinen niteliklerle erkeklere özgü bilinen nitelikleri kendi benliklerinde uyumla kaynaştıranlar gerçek insanlardır. Cinsel açıdan değil, ama ruhsal açıdan biraz hermafrodit olmak gerekir, gerçek bir insan sayılabilmek için.

Feminist ahbaplarımı bir hayli şaşırtan bu tezi savunduktan sonra, sosyalizm konusuna geldim:’Feministlerin sosyalizmden yana çıkmaları gerekir; çünkü ancak sosyalizm onların sorunlarına bir çözüm getirebilir. Kabahat erkeklerde değil, törelerin ve düzenin bozukluğunda. Erkekler eziliyor ve kendileri ezildikçe, kadınları ezmeye kalkıyorlar. Ezilen kadın da erkekten hıncını almak istiyor. İşverenlerin sömürdüğü erkek, evine gelince, karısını sömürüyor. Kadın da onu sömürmek istiyor. Böylece kadın-erkek ilişkisi, bir sevgi bağı olmaktan çıkıyor, içine hem kinlerin hem de çıkarların karıştığı bir kepazeliğe dönüşüyor, ayrılmalarla sonuçlanıyor.

Mina Urgan
Bir Dinozorun Anıları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam Linkleri |  kore dizileri  |  pdf kitap indir