İktidar, Hukuk ve Psikolojinin Ortaklaşan Dili: Askerlikten Soğutma – Eda Erdener

TCK Md. 318- Halkı askerlikten soğutma maddesi vatan “sevgisini”, “sadakat” borcunu bizlere bırakmaksızın tanımlamış ama daha önemlisi bu görevin “severek ve isteyerek” yerine getirilmesini “şart” koşmuş, ayrıca bireysel olarak değil kolektif olarak hissedilmesi gereken ortak bir duygu olarak dayatmıştır.
Sevmenin ve istemenin nasıl “şart” koşulabileceği, o zaman bu durumun sevgi ve istek olmayacağı zaten yeterince açıktır. Peki, bir duygudan nasıl sorumlu tutulabilirsiniz? Elbette bu maddenin asıl hizmet ettiği şey, ordu ve askerliği eleştirilemez kurum ve değerler olarak korumaya almak ve bu değerler eleştirildiği takdirde, özellikle sivil kesime, açık bir gözdağı vermektir.

Ülkemizde ruh sağlığının militarizmle dansı yeni değil… Türkiye Cumhuriyeti tarihi, psikiyatrinin ve dolayısı ile klinik psikolojinin ideolojik amaçlı kötüye kullanımı örnekleriyle dolu.

Bunun tarihsel olarak en yakın örneğini vicdani retçiler İnan Süver, Mehmet Bal, Enver Aydemir ve Halil Savda’nın askerlik yapmak istemedikleri için “Anti-sosyal Kişilik Bozukluğu” (AKB) tanısı almaları örneğinde gördük. Bu tanıların bir kısmı, kişilere psikiyatrik muayeneden bile geçirilmeksizin verildi.

En belirgin özelliklerinden biri “otorite ile uyumsuz olma ve bu nedenle suç işlemeye eğilim” olarak tanımlanan AKB’nin, Türk Ceza Kanunu’na (TCK) göre ceza sorumluluğunu azaltıcı ya da kaldırıcı hiçbir etkisi yoktur, yani bu tanıyı almanız, sizin işlediğiniz bir suçtan ceza almanızı engellemez.

Peki ama bir psikiyatrik bozukluk, ceza kanunumuza göre ceza sorumluluğunu azaltmayan yani hukuki bakımdan hiçbir anlam teşkil etmeyen bir konumda ise, bu tanı, konu anti-militarizm olduğunda egemenlerin işine nasıl yarar? Ne de olsa hukuk, bir psikiyatrik tanı ile ancak ceza sorumluluğunu etkilemesi halinde ilgilenir.

Bu durum, politik olarak “tanınmak istenmeyen” vicdani ret olgusuna, psikiyatrik bozukluk tanısı giydirilmek suretiyle, sosyal bir olgu olmaktan çıkartıp, bireysel ve münferit olaylara indirgemede, ruh sağlığının bizzat katılımı ve kötüye kullanımıdır.

Kendilerini “anti-militarist” olarak tanımlayan bu insanların verdikleri karara ve dolayısı ile askerliği ret sebeplerine toplum gözünde itibar edilmesini ve güvenilmesini engellemek, böylesi bir kararın sağlıklı zihinlerden çıkamayacağına dair bir yargıyı pekiştirmek için…

Yani, aslında bu kişilerin söylemek istedikleri bir sözleri ve askerliğe karşı bir duruşları yoktu, adı üzerinde, bu kişilerin “kişilikleri bozuk”(!) tu.

İsrail Hükümeti 2006 yılında Lübnan’a saldırdığında birçok İsrailli vicdani retçi bu saldırıya karşı çıktıkları için tutuklandılar. İçlerinde vicdani retçilerin de bulunduğu Türkiyeli savaş karşıtları da,  bu haksız tutuklamalara tepki koymak için 1 Ağustos 2006 tarihinde İsrail’in İstanbul Başkonsolosluğu önünde bir basın açıklaması yaptı.

Açıklamada özetle; “sürmekte olan çatışma, abluka ve işgale, anti-militarist etkinlik ve tarzla son verilebilir. Savaşların insan kaynakları kurutulmadan, bunun önüne geçmek mümkün değildir. Savaşları durdurmanın yolu, onların insan kaynağı olmayı reddetmekten geçer. Herkesi askerliği reddetmeye çağırıyoruz” (1) denildiği için, vicdani retçi Halil Savda’nın  “halkı askerlikten soğutmak” suçundan aldığı 5 aylık hapis cezası şu anda kesinleşti.

“Askerlikten soğutma suçu” hukuki değil

Hukuki kurallar, çoğunlukla orantısız bir biçimde egemenlerin ve toplumsal seçkinlerin çıkarlarına hizmet ederler. Hukuk bunu birçok biçimde, örneğin kurumsal tarafgirlikleri maskelemek için uzmanlaşmış bir dili sıkça kullanarak yapar. Hukukun, bu kanun maddesindeki gibi psikolojiden gelen terimleri kullanması, yasayı, insan davranışını göz önünde bulundurarak tarif eden, açıklayan ve öngören kuramlara atıfta bulunan “psikolojik hukuk doktrini”(2) çerçevesinde değerlendirilebilir.

Soğutma suçunda psikolojinin ilişkisi, vicdani ret örneklerinde olduğu kadar açık olarak bir iktidar-hukuk-ruh sağlığı ilişkisi değildir. Ama kanun maddesi şekillenirken, özellikle gerekçeli metninde çok açık hatta şaşırtıcı derecede psikolojiye başvurulmuştur:

TCK Md. 318 Halkı askerlikten soğutma: (1) Halkı, askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte teşvik veya telkinde bulunanlara veya propaganda yapanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiil, basın ve yayın yolu ile işlenirse ceza yarısı oranında artırılır.

Gerekçe:Madde, halkı askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte, teşvik veya telkinde bulunmayı veya propaganda yapmayı cezalandırmaktadır. Vatanın düşman güçlerine karşı korunması bakımından her Türk vatandaşının askerlik hizmetini severek ve isteyerek yerine getirmesi şarttır. Esasen askerlik hizmetine yönelik duygu, vatandaşlığın zorunlu gereği olan vatana sadakat borcunun bir parçasını oluşturur“.

Hukukun dili “suç” u tanımlarken kimi zaman psikolojiden ödünç kavramlar alsa da bunlar çoğunlukla örtülüdür. Oysa bu maddede hukuk, tamamen psikolojiden ödünç aldığı ve bir duygu-durumunu tanımlamak için kullanılan kavramlardan türemiş bir terimi yaratmış: “soğutma suçunu”.

Emrediyorum, Sev!

Görülüyor ki madde, vatan “sevgisini”, “sadakat” borcunu bizlere bırakmaksızın tanımlamış ama daha önemlisi bu görevin “severek ve isteyerek” yerine getirilmesini “şart” koşmuş, ayrıca bireysel olarak değil kolektif olarak hissedilmesi gereken ortak bir duygu olarak dayatmıştır.

Sevmenin ve istemenin nasıl “şart” koşulabileceği, o zaman bu durumun sevgi ve istek olmayacağı zaten yeterince açıktır. Peki, bir duygudan nasıl sorumlu tutulabilirsiniz? Elbette bu maddenin asıl hizmet ettiği şey, ordu ve askerliği eleştirilemez kurum ve değerler olarak korumaya almak ve bu değerler eleştirildiği takdirde, özellikle sivil kesime, açık bir gözdağı vermektir.

Suçun hukuki değeri nedir?

Ceza kanunlarında tanımlanan her suç, özünde bir “hukuki değeri” korur, korumak zorundadır. Örneğin, malvarlığına karşı suç ile korunan değer, “mülk edinme hakkı” iken; cinsel istismar suçu ile korunan hukuki değer “beden bütünlüğü” dür.

Peki, askerlikten soğutma suçu ile korunan hukuki değer nedir? “Şart koşulan bir sevgi” hali mi?

Böylesi bir hukuki değerin asla var olamayacağı, en azından ceza kanunun amacı ile kendi içinde çelişkiye düşeceği açıktır.

Öznellik ile söylem arasındaki birlik, psikolojik hukuk doktrini içersinde özellikle dikkate değerdir. Hukukun dili o kadar tarafgirce şekillenmiştir ki, bu kanun maddesine karşı çıkabilmek için öznenin değil, hukukun dilini benimsemek gerekir. Çünkü hukuk, kişiden, anlaşılıyor olması için, kendi iletişim sistemini (hukuk dilini) benimsemesini talep eder (2).

Bu kanun maddesinde öznellik ile söylem arasında öyle bir birlik kurulmuştur ki, diğer kanun maddelerinde var olan şekilde savunmaya, hiçbir ara alan bırakılmamıştır. Çünkü suç sayılan şey, anti-militarist söylemlerle, vatana karşı sevgi ve sadakatin olmayışının özdeş kılınmasıdır. Böylesi bir maddede, öznenin çıkışı yoktur, maddenin muhakemesi bizi zorunlu olarak şu noktaya taşır: “eğer anti-militarist söylemlere sahipsem, vatanımı sevmiyorum”.

“Bütün şiddet biçimlerini ve şiddet organizasyonlarını enine boyuna eleştirmeliyiz, eleştirebilmeliyiz. Askerlik bir dogma, bir tabu, bir kutsal değildir; dünyevidir, eleştirilebilir, sorgulanabilir ve değişebilir…” dediği için askerlikten soğutma suçu işlediği gerekçesiyle 5 aylık hapis cezası Yargıtay tarafından kesinleşmiş olan Savda gibi cesur değilim.

“Savaşmayın, öldürmeyin, zorunlu militarizmle hiçbir toplumun erkeklerini baskı altına almayın” dersem, hakkımda dava açılacağından ve doktoramı cezaevinde tamamlamaktan korkuyorum. Bu yüzden, bunu demiyorum… Sadece, tüm uluslararası sözleşmelerle de korunan ve insanın en temel haklarından biri olan “barış içinde yaşama hakkının” çiğnenmesini suç olarak kabul ediyor ve Halil Savda gibi soruyorum:

“Halkı barıştan soğutmak, neden suç değil?”

Eda Erdener
Klinik Psikolog, İistanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü. Doktora Öğr.
(BİA)

_________________________________________________________________

(1) Halil Savda, 2011. Öldürmeyin demek suç mu? Bir Gün Gazetesi, http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1299503422&day=07&month=03&year=2011
(2) Bruce Arrigo & Dennis Fox, 2009. Psikoloji ve Hukuk: Politikanın Suçu ve Adalet Arayışı, Çev.: E. Erdener, Eleştirel Psikoloji, Sage Publications.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here