İHD’den Altınova raporu ve ropörtajlar “Bizi öldürmeye çalışan… Komşularımız…”


Şoven linç güruhlarının hedefi olan Kürtler ‘güvenlik güçleri’ni aradıklarında meşgulüz denilerek geçiştirilmişler. Taşları ise belediye kamyonlarla taşımış!
Balıkesir Ayvalık’a bağlı Altınova beldesinde şoven güruhların günler boyunca sürdürdüğü linç, yağmalama ve yakıp yıkma hezeyanına yönelik İnsan Hakları Derneği (İHD) bir rapor yayınladı. Rapor, bayramın birinci günü olan 30 Eylül tarihinde başlayan olayların ikinci gününde bölgeye giden İHD heyetinin yaptığı araştırmalar sonucunda oluşturuldu.
Derneğin bir MYK üyesi ve Marmara bölge temsilcisi ile İstanbul ve Balıkesir şube yöneticilerinden oluşan heyet, olayların mağduru olan kişi ve ailelerle bire bir görüşmeler yaptı, yanı sıra Balıkesir Valisi, Ayvalık Kaymakamı, Altınova Belediye Başkanı, Ayvalık İlçe Emniyet Müdürü ve ilçe jandarma komutanıyla da görüşmeler gerçekleştirdi. Ayrıca yağmalanan ve tahrip edilen işyerlerinde incelemelerde bulundu.
Bu görüşme ve incelemeler sonucunda hazırlanan ve İHD İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen bir basın toplantısıyla kamuoyun bilgisine sunulan raporun tesbit, öneri ve sonuç bölümlerini yayınlıyoruz:

Tespitler

1- Heyetimiz olayların başlamasında etkili olan kavganın iki ölüm, altı yaralanma ile sonuçlanan ciddi sonucuna rağmen, kavga ve sonucunda işlenen cinayetin hiçbir etnik temelinin olmadığı, fakat olaydan sonra bazı çevrelerin gerek ekonomik, gerekse de, Kürtlerin beldede yaşıyor olmasındaki rahatsızlığı sonucu beldede yaşayan Kürtlerin evlerine, işyerlerine, araçlarına ve canlarına yönelik ciddi bir linç girişiminde bulunulmuştur.
2- Buna da geçmişte Türkiye’nin bir çok yerinde fazlasıyla karşılaştığımız Kürtlere yönelik linç girişimlerinin devlet yetkilileri tarafından fazlasıyla ciddiye alınmaması, hatta bir çoğunun devlet yetkililerinin yaptığı konuşmalar ve attıkları adımlarla desteklemeleri sebep olmuştur. Mersin, Trabzon, Sakarya, Antalya, Ayvalık, Cunda Adası, Bozüyük ve Bursa’da yaşan linç girişimlerinin hepsi cezasız kalmıştır. Altınova olayının da bunun bir devamı olduğu heyetimizce düşünülmektedir.
3- Yerel yöneticiler yeterince olaya müdahil olmamışlardır. Özellikle jandarma kuvvetleri olayı engellemektense seyretmeyi tercih etmiştir, güvenlik güçleri ciddi bir zafiyet içerisine girmiş, buna da insanların gergin ve üzgün olmasını neden göstermiştir.
4- Jandarmaya giden telefonlar konusunda gerekli hassasiyet gösterilmemiştir. Hassasiyet gösterilmediği gibi, işlerinin yoğunluğunu sebep göstererek şikayetleri geçiştirmeye çalışmışlardır.
5- Olayların birinci günden nereye varacağı bilinmesine rağmen, önleyici her hangi bir tedbir alınmamıştır. Tahrip edilen ev, işyerleri ve araçlar Valinin de beyan ettiği gibi Bursa’dan gelen takviye kuvvetlere rağmen, sadece seyredilip ve kameraya çekilerek karşılanmıştır.
6- Olayın aslında bir Türk-Kürt çatışması olmadığı, bunun basın tarafından böyle yansıtıldığı vali tarafından ifade edilmiştir. Bütün saldırıların Kürtlerin ev ve işyerlerine yapıldığı açık bir şekilde ortadayken, olayın ciddiyetinin yöneticiler tarafından kavranamadığına kanaat getirilmiştir.
7- Beldede yapılan araştırmada 30 civarında işyerinin tahrip edildiği tarafımızdan görülmüştür. Ayrıca gittiğimiz evlerin hepsinin camlarının da kırıldığı görülmüş, 60 civarında hasarlı işyeri ve ev tespit edilmiştir. Ayrıca başvurusunu alabildiğimiz insanların beyanlarına göre 14 otomobil kullanılmaz hale gelmiştir. Tanıkların beyanlarına göre hasarlı ev, otomobil ve işyerleri sayısının daha fazla olduğu kanaati oluşmuştur.
8- Tahrip edilen bütün iş yerlerinin, evlerin ve otomobillerin Kürtlere ait olduğu da bunun önceden planlandığı izlenimi yaratmıştır.
9- Evi, işyeri ve otomobilleri tahrip edilen Kürtlere yönelik linç girişimine, yıllardır komşuluk yaptıkları insanların katıldığı, yapılan bütün görüşmelerde mağdurlar tarafından ifade edilmiştir.
10- Tahrip edilmiş işyerlerinin, tahrip edildiği gibi kaldığı, iş yeri sahiplerinin linç ediliriz korkusuyla iş yerlerine sahip çıkamadıkları tespit edilmiştir.
11- Altınova’da hemen hemen bütün iş yerlerinde ve evlerde bayrak asılı olduğu tespit edilmiştir. Hatta Kürt olup ta korkudan evine ve işyerine bayrak asmak zorunda olduğunu beyan eden mağdurlara da rastlanmıştır. Bayrak asan vatansever asmayan hain, fetişizminin Altınova’da da yoğun bir şekilde yaşandığı, gerek gösterilerde kullanılan, gerekse de ev ve işyerlerinde asılı duran bayraklarla da ortaya çıkmıştır.
12- Kürt kökenli insanlar yiyecek, içecek, gıda vs ihtiyaçlarını karşılayamadıklarını, korkudan çocuklarını bile bakkala, fırına gönderemediklerini ifade etmişlerdir. Bu tarafımızca da tespit edilmiştir.
13- Heyetimiz ilk beldeye girişi sırasında 02.10.08 günü beldeye girişlerin bütününde jandarmanın kontrol noktaları oluşturduğunu, girişlerde yoğunluklu bir şekilde arama yapıldığını tespit etmiştir. Fakat Valiyle yapılan görüşmede Vali cenazeye katılan insanların çoğunun belde dışından geldiğini ifade etmesine rağmen, oluşturulan kontrol noktalarında bu insanların girişi engellenmemiştir. Aksine Kürt kökenli insanların girişlerinin engellendiğini yaptığımız görüşmede, heyetimiz tespit etmiştir.
14- Mağdurların can ve mal emniyeti ve geleceğe yönelik kaygılarının çok güçlü olduğu bu anlamda tehlikenin potansiyel olarak devam ettiği, bundan dolayı da bir çoğunun beldeyi terk ederek, değişik yerlere akrabalarına ya da memleketlerine gitmek zorunda kaldıkları tespit edilmiştir.
15- Yaşanan olaylardan sonra hiçbir yerel yönetici, Vali, Karakol komutanı, Belediye Başkanı ve Hükümet temsilcisi mağdurlarla her hangi bir iletişime geçmemiş, her hangi bir geçmiş olsun dileğinde bulunmamış, can güvenliği sorununun olmadığını ifade etmemiş, mağdur insanlara hiçbir güvence verilmediği tespit edilmiştir.

 

Sorular ve Öneriler

Heyetimiz yapmış olduğu araştırma ve incelemeler neticesinde aşağıdaki hususların aydınlığa kavuşturulması gerektiği kanaatine ulaşmış ve kanaatini bu rapor vasıtasıyla yetkililerin ve kamuoyunun dikkatine sunmayı uygun görmüştür.
• Jandarma birlikleri neden yaşanan linç girişimlerine müdahale etmeyip seyretmekle yetinmiştir?
• Olayların yoğun yaşandığı İnönü caddesinde, neden elektrikler kesintiye uğramıştır?
• Araçların parçalanmasından sonra neden hemen zarar tespiti yapılmamıştır? Ayrıca, neden araç sahiplerinin görüşleri alınmadan araçlar hemen karakola çekilmiştir?
• Jandarma yetkililerinin sürekli kamera çekimi yaptıklarını söylemelerine rağmen, gözaltına alınan insanlardan neden sadece sekiz kişi tutuklanmıştır?
• Altmışın üzerinde ev ve işyeri ayrıca 15-20 aracın tahribatını sadece sekiz kişi mi gerçekleştirmiştir?
• İlk gün yaşanan saldırılardan sonra, cenazelerin kaldırılacağı günde aynı olayların olacağı bilindiği halde neden ciddi önlemler alınmamıştır? Ve neden gruplar halinde dışarıdan gelen insanlar engellenmemiştir? Neden sadece Kürtlerin şehre girişi engellenmiştir?
• Toplanan kalabalık, işyerlerine, evlere ve araçlara saldırdığında neden herhangi bir uyarı yapılmamıştır?
• Hükümet yetkilileri neden toplumsal barışı zedeleyecek linç girişimlerine duyarsız kalmıştır?
• Kalabalığın toplandığı sırada orada olan Balıkesir MHP milletvekili Ahmet Duran Bulut’un topluluğu kışkırttığı hakkındaki iddialar aydınlatılmalıdır.
• Belediye araçlarıyla taş taşındığı, belediye başkanının Kürtlere karşı ayırımcı politikalar güttüğü ve dışarıdan belediye araçlarının yürüyüşe katılmak için insan taşıdığı iddiaları araştırılmalıdır.
• Zararların tazmini için ciddi bir çalışma yapılmalıdır. Mağduriyetler derhal giderilmelidir.
• Olayların büyümesinin önüne geçemeyen ve zafiyet içinde olan yöneticiler hakkında derhal kapsamlı soruşturmanın açılması sağlanmalıdır.
• Balıkesir Valisi Selahattin Hatipoğlu’nun heyetimize de ifade ettiği; “Bazı taşkınlıkları hoş gördük” şeklindeki ifadelerini kabul edilemez buluyoruz. Vali hakkında derhal kapsamlı soruşturma açılması ve Valinin açığa alınması sağlanmalıdır.
Bu bağlamda TBMM derhal bir inceleme komisyonu oluşturarak bölgede meydana gelen olayları bütün ayrıntılarıyla açığa çıkarıp, olayın bu noktaya gelmesine sebebiyet veren kişi ve kamu görevlileri hakkında inceleme ve soruşturma başlatılmasını sağlamalıdır.

Sonuç
Unutulmamalıdır ki Türkiye, 6-7 Eylül, Maraş, Çorum ve Sivas olaylarını yaşamıştır. Bu yağma, talan cinayet ve linç girişimleri manzarasına Türkiye yabancı değildir. Halkları birbirine düşman eden, insanların sürekli kaygı ve korkularla yaşamasını sağlayan dil ve adımlardan, başta devlet yetkilileri askerler ve siyasetçiler, sonrada bunu kışkırtan “sivil toplum örgüt”leri vazgeçmelidir. Türkiye linç girişimi ve insanların biri birini boğazlayacağı bir duruma doğru hızla gidiyor. Böyle bir tehlike maalesef başta Ege’de olmak üzere birçok yerde mevcut. Bunun önüne geçmek hepimizin görevidir. Herkesi bu konuda duyarlı ve sorumluluk sahibi olmaya davet ediyoruz.”

BİZİ ÖLDÜRMEYE ÇALIŞANLAR… KOMŞULARIMIZ…
Akşam 8 gibiydi bizim iş yerlerimize saldırmaya başladılar. Evimiz iş yerinin üzerinde olduğu için ev ve iş yerine birlikte saldırdılar. Çok korkmuştum. Bizi öldüreceklerini düşündüm. Amcamın kızına sarılmıştım korkudan. Bir de bizim komşularımız da bağırıp küfür ediyorlardı. Bunlar o.ç, bunlar Kürt, bunların burada yeri yok diyip taş atıyorlardı. Babam izin verseydi bende karşılık vermek istiyordum. Neden her şey Kürtlerin başına geliyor anlamıyorum. Birkaç gün sonra okula nasıl gideceğimi bilmiyorum. Daha önce beni Kürt olarak kabul eden sınıfta iki arkadaşım vardı şimdi bana nasıl davranacaklarını bilmiyorum. Diğer öğrenciler bana nasıl davranacak bilmiyorum. Öğretmenim duyarsa nasıl davranır bilmiyorum. Bizi öldürmeye çalışanlar beni nasıl okula kabul edecekler bilmiyorum. Aslında okula da gitmek istemiyorum şimdi.
Özcan Alan /12 yaşında

BİZİ KİM KORUYACAK?
Cenazenin kaldırıldığı günün akşamı birçok olay oldu. Bizi koruyacaklarını düşündüğümüz askerler maalesef, önde panzer arkada 150-200 jandarma yürüyüş yapıyorlardı. Sıraya geçmiş yürüyüş yaparken “Vatan Bölünmez Bayrak İnmez”, “Vatan Sana Canım Feda”, “Her Şey Vatan İçin” sloganları atıyorlardı. Kendimi bir an Sincan’da yürüyen tankların içinde gördüm. Burası Ankara Sincan’a benziyordu. Bunlar bizi nasıl koruyacak ki?
Sedat Yıldız /Ağrı

Artık biz mermi değil kalem tutmak istiyoruz dedi ve gözaltına alındı

Öte taraftan Aktütün Karakolu’na düzenlenen saldırıdan doğu illerinde yapılan röportajlardan birinde konuşan Aktütünlü kız çocuğu Çiçek Aysal: ‘Biz yıllardır kurşunlar altında yaşıyoruz. Ben buradan Başbakan’a sesleniyorum. Artık biz mermi değil kalem tutmak istiyoruz. Bu savaşı durdurun’ demişti. 12 yaşındaki kız çocuğu bir sonraki akşam, özel bir televizyon kanalının canlı yayına almak istemesi sırasında gözaltına alındı.
Çocuğun gözaltına alınmasına karşı çıkan gazeteciler engellenerek bir askeri yetkili tarafından uyarıldılar. Gazetecilere ‘Bu kızın gözaltı gerekçesi büyük yerden gelmiş. Kimse karışmasın ve haber yapılmasın’ dediği iddia edilirken akşam saatlerinde gözaltına alınan Ç.A’nın nerede tutulduğu öğrenilemiyordu.

Meclis Başkanı Çiçek’i “yatılı” okutacakmış
Bu olaydan sonra köyün okulunun öğretmeni olmadığı ve çocukların eğitim alamadığı gündeme gelmiş. Bu vesileyle ” hatırlanan” Aktütün çocukları “okulumuz yok, ayakkabımız yok, köylerde çok yoksulluk var” dedikleri için Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından “yalancılıkla” suçlanmıştı.

Ancak gerçekler ortaya çıkınca; Çiçek Aysal’ın görüntülerini televizyondan izlerken duygulandığını ifade eden Toptan, Çiçek’i arayarak kendisini ister devlet okulu, isterse kolejde yatılı olarak eğitim hayatının sonuna kadar okutma sözü vermiş. Çiçek’in babası Sami Aysal ise Toptan’ın teklifini düşünecekleri ve kararlarını verdikten sonra da kendisini arayacakları cevabını vermiş.

Eğitim sorunu böyle mi çözülür?
Köksal Toptan’ın teklifi “duygulu” olmakla beraber akla bazı sorular getiriyor: Çiçek’in köydeki okul çağındaki 80’e yakın arkadaşı gözaltına alınmadıkları için mi “devletin şefkatli eli”nden mahrum kalıyorlar? Ya da her Meclis Başkanı bir çocuk okutsa Türkiye’de okula gitme hakkından mahrum kalan 6–13 yaş arasındaki 273 bin 634 çocuktan kaçı okuma hakkından yararlanabilir duruma gelir? Ya da köylerindeki karakol saldırıya uğrayana ve Meclis Başkanı kendilerini televizyonda seyredip duygulanana kadar daha kaç çocuk okula gidemeyecek?

“İHD’den Altınova raporu ve ropörtajlar “Bizi öldürmeye çalışan… Komşularımız…”” üzerine 3 yorum

  1. Ben hiç şaşırmadım,bu duruma şaşırana da şaşarım..Bu ülke de önceliği olan insanlar var,(çünkü onlar asıl unsur) bunu biz demiyoruz,bize denilen dahası hisettirilen bu.Bizim önceden öldürüleceğimiz bellidir ancak örtbas edilir,görmezden gelinir,failli mechule gideriz faillimiz bellidir.adalet bizim için değildir(kaçarken vuruluruz,gözaltında düşer ölürüz.,duvardan düşer vs..)hesabımız sorulmaz.
    Kardeşlerimizin eşitlik anlayısı ne kadar insancıl,insan bilincini kirlettiler.onarılamaz bir yara açtılar toplumlar arasında.kendi adıma söylüyorum bu gün beraber olduğum insanlara güvenim kalmadı yarın bir kafası atarsa beni linç etmek isteyecek ilk kişi o olabilir bu halde yaşanmaz asla…Bunu biz yapmadık yapmış olanları da sorgulayacak bir güç mallesef ki yok..Bir cinnet haline getirip toplumu ruh sağlığını bozdular..(Eminim ki şimdiki durumda daha işe yarar görüyorlar insanları istedikleri buydu hadı hayırlı olsun…)

  2. altın ovalıları aydın bilirdim ben meger cok yanılmışım.neden aydın bilirdim dünyanın her yerinde uristin girdigi gezdigi yerler kıyım şeritleri ve denz kenarları her zaman daha cok insani duygular içinde olur ama ben ülkemiz için yaıllmışım.altın ova ilk degil olmıyacakta örnekleri cok var işte örnek sizlere 80 öncesi maraş katliamı corum katliamları.sivasta otel yakmama katliamı bunlara örnektir.failleri yakalanmadı ödüllendirildiler.bu olaydada aynı sivas madımak katliamı gibi asker polis sadece kameraya cektiler emir buyuk yerden gelince müdahale etmiyorlar etmekte istemiyorlar bumu insanlık bumu müslümanlık bumu adalet.kim suclu ise adalete teslim edilsin kim olursa olsun asla müsamaha gösterilmesin.biz kurleri dışlıyarak alevileri dışlayarak ermeni olanları dışlayarak barisı güveni huzuru bulamayız tam akşıne onlarla kucaklaşırsak seversek terörden kacanları kucaklarsak kim olursa olsun sahip cıkmalıyızki barış huzur güven içinde yaşayalım.düşmanımız kim olmalı askere gitmeyenler vergi vermeyenler cıkarı için dinlerin en kutsal dini olan müslümanlığı kullananlar.yolsuzluk yapanlar hırsızlar iftiracılar abd destekli terör örgütlerinin tümü kafatascılar düşmanlarımızdır .saygılarımla

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Geleneksel Azeri mugham müziğinin önemli temsilcilerinden Alim Qasimov & Fargana “Spiritual Music Of Azerbaijan”

Shamakha'da 1957'de doğmuş olan Alim Qasimov, Azerbaijan'da en önemli  geleneksel Azeri halk müziği Mugham şarkıcılarının biridir. Yayınlanmış dokuz albümü olan Qasimov'un...

Kapat