HAYAT SADECE OLUMLU ŞEYLERDEN İBARET DEĞİLDİR – WİLHELM SCHMİD

Hiçbir psikoloji el kitabı onu tasdik etmeden yapamaz, her köşede ona öyle canı gönülden inanan insanlara rastlarsınız ki, adeta bir dinle karşı karşıyasınızdır: Pozitif düşünmek, yirmi otuz yıl içinde Batı kültürünü fethetmiştir. Pozitif yanları da yok değildir bu düşüncenin: Negatif haberler tufanının ortasında arada bir karayı görebilmek iyidir. Her şeyi hep negatif görmezseniz bir dirilik hissedersiniz, taze kuvvetler devreye girer. Peki ama her şeyde daima sadece pozitif olanı göreceğim diye kendini kasmak niye?

Neden her günümüz ille pozitif olsun? Hayatın başka zamanları da vardır, pozitif olanın kıymetini onlar sayesinde bilirsiniz. Biraz da hüzünleneyim diyor ya şarkısında Michy Reincke (Das böse Glück[1] albümü, 1993):

Yalnız bırak beni işte,

Yok bugün hiçbir şeye sevinesim,

Başka hiçbir şey almıyor içim.

Keyfi yerinde olmak mecburi olursa, her aksaklık büyük bir arızaya dönüşür. En göze görünmez düzensizlik negatif görünür o zaman; negatiflik bir pozitif düşünenin pozitif düşünebileceğinden daha çabuk kopup geliverdiğinden, yeldeğirmenlerinin kanatlarına karşı bir savaş başlar. Olanca güçleriyle pozitif bakış açısını koruyabilme çabası insanın iliğini kurutur, bunun sonucu pozitif düşünmeye öfkeyle devam etmektir. Belki insanın kendi içinde bir şeyleri yere sermesi gerekecektir. Belki de ana kural budur: İnsanlar pozitifte ne denli ısrar ederlerse, o denli negatife batarlar.

İyi ama şeyleri olmadıkları gibi görmekte teselli bulmanın yararı ne? Kalıcı olamaz ki bu teselli. Pozitif düşünmek, sorunlu şeyleri başka bir açıdan görmek için ilham vericidir. Pozitif düşünmek sadece pozitif olanı görme isteğine yol açarsa, bir sorun halini alır. Artık hiçbir şeyi ciddiye almaz, her şeyi bir bakış açısı sorunu olarak görürsünüz. Ağır bir hastalığı olan bir insanın, kendi kendine her şeyin çok iyi olacağını telkin etmesinin bir faydası dokunur mu? Otuz sekiz yaşında akciğer kanserinden ölen bir adam, hafızamdan hiç çıkmaz. Son nefesine dek, hastalığının ölümcül olduğunu kabullenmedi, onu alt edeceğine kesinkes inanmıştı. Kimseyle vedalaşmadı, bir vasiyet hazırlamadı; kalanları için bunun sonuçları hoş olmadı tabii.

Şeylerin ve koşulların, insanların onlar hakkındaki düşüncelerinden etkilenebileceğini, ilkin antik filozoflar keşfetmişti. Daha Epiktetos, olup bitenlerin anlamlandırılmasının insanın iktidarında olduğunu biliyordu, insan berbat bir şeyi onla yaşanabilir kılacak şekilde yorumlayabilirdi, çünkü başımıza gelen değil de onun hakkındaki kanaatimizdi canımızı sıkan. Ama her şeyi istediğiniz gibi anlamlandırmazsınız. Bardakların her zaman yarısı dolu veya yarısı boş olmaz, bazen de tamamen boş olurlar. Ancak bunu vakitlice fark ederseniz onu doldurabilirsiniz. Krizler şanstır, hep böyle söylenir, ama bazen de sadece sorun değil midirler basbayağı? Borç bir yeniden yapılandırmayla başka bir çerçeveye oturtulur da, gün gelip silinecek midir acaba? Bir insanın sadece pozitif düşünmenin enerjisiyle arzularını gerçekleştirdiği de olur bazen ama arzuladığı şeye asla öyle kolayca erişemez, belki düşünü gördüğü ideal koşullara asla kavuşamaz.

“Hep ileri bak” geride kalanlardan bir şey öğrenmeye niyeti olmayanların şiarı budur. Pozitif beklentilere sahip olmak ve iyimserlikle geleceğe bakmak iyi bir niyettir fakat negatif olanı göz ardı etmeye ve ona karşı vakitlice hazırlık yapamamaya sebebiyet verir. Salt pozitif düşünmek sorunlar karşısındaki duyarlılığın ve yerinde eleştirinin altını oyar, öğrenmeyi sağlayan bir sistem değildir. Bireysel ve toplumsal açıdan felakete yol açabilir bu. Kimsenin pozitif düşünmeyle 20. yüzyıl totalitarizminin tarihi arasında şu bağlantıyı kurmayışı tuhaftır: Nasyonal sosyalist “Neşeyle Kuvvet” programının[2] niyeti de insanları pozitif bir ruh haline sokmaktı. Neşeden kuvvet doğabileceğine şüphe yok, ama bir istismara set çekebilmek için birkaç soru sormakta fayda vardır. Ne için kuvvetleneceğiz? Nasıl bir neşeyle? Neşesini bulamayacak durumda olanlar ne olacak?

Ayrım yapabilen bir yaşam sanatı, olaylara yeri geldiğinde pozitif bakıp, bununla beraber negatif şeylerin kayıtsız şartsız farkında olmaktadır. Körü körüne pozitife inanıp da negatif ihtimale karşı körleşmemekte, eleştirel sorular sorup bir şeyleri iyileştirmeye çalışmaktadır. Sadece negatif olandaki pozitif yanı değil, pozitif olandaki negatif yanı da görmektedir. Yeterince uzun müddet “iyi olacak” diye düşünürsen, her şeyin iyi olacağına dair sonsuz bir umuda kendini kaptırmak yerine, meseleleri açıkça ortaya koyup soğuk kanlılıkla çözüm aramaktadır. İnsanlar ancak böyle çabucak kurtulabilirler beladan, yoksa daha devam eder.

Peşinen negatif ihtimali düşünen kişi, selffulfilling prophecy[3] anlamında, o negatif ihtimali bizzat gerçekleştirme tehlikesine düşmez mi? Pozitifin de salt ona inanmakla hakikat olacağına inananlar inanır sadece buna. Felsefi düşünüşün eski bir yöntemi, sadece pozitif yorum getirmeyip onun tarafından faka bastırılmamak için “kötüyü önceden düşünmek” tir. Negatif ihtimal gerçekten vuku bulacak olursa insan gafil avlanmaz ve hayat devam eder. Vuku bulmazsa bu daha da sevindirici olur, olağan şartlarda üzerinde bile durmayacağınız bu hoşluğun bilinçli olarak keyfine varırsınız. Bu tarzda negatif düşüneni ya olaylar teyit eder ya da o kişi hep iyi şeyler yaşar. Dik kafalı pozitif düşünce ise kötü sürprizlerle karşılaşabilir.

Pozitif düşünmenin günah listesi uzundur. Pozitif düşünce zümresi mensupları masum negatif duygulanımları bile yüksek bulaşıcılık tehlikesi içeren “duygusal virüsler” olarak görürken, pozitif düşünmenin virüsü de çok bulaşıcıdır. Kelimenin düz anlamıyla bulaşıcıdır: Birçok insan, sadece onlara bir şey olmayacağını düşündükleri ve herhangi bir önlem almadıkları için ölümcül virüslerden etkilenir, böylece kendileri de başkalarını tehlikeye sokarlar. 21. yüzyılın ilk yıllarında pozitif düşünmenin şaheseri, gerek icat edenleri gerekse kapılanları yüksek kar umutlarına sevk eden zehirli mali yatırım araçlarıydı. Çok fazla insanın sadece pozitif düşünüp, yeterince uzun süre yapılan tüm uyarıları ve gittikçe daha şiddetli çalan uyarı çanlarını inatla kaale almaması, bitmek bilmeyen mali krizlere, iktisadi krizlere, devlet krizlerine yol açtı. Ama hakikati istediğiniz gibi eğip bükemezsiniz. ‘

Negatif düşünüş de her zaman haklı çıkmaz, yoksa dünya şimdiye kadar kaç defa batardı. Pozitifin de negatifin de tek boyutluluğu, hayatın çok boyutluluğunun hakkını veremez. Yaşam sanatı hayatın her iki yanıyla da geçinebilmeyi gerektirir; sadece pozitif olanla, hoş ve haz dolu olanla değil, negatif olanla, nahoş ve acı verici olanla da baş edebilmeyi… Kimse bir ötekini istemez ama onu devre dışı bırakmak da mümkün değildir. Hayatı tüm dolgunluğuyla kapsayan, başka türden bir mutluluk söz konusudur burada: sadece mutlu tesadüfler ve gönül hoşluğu değil, onlarla beraber talihin karanlık tarafı da buna esastan dahildir.

Kemale ermenin saadeti dediğim bu mutluluk, insanın bir an durup şunu düşünebilmesine bağlıdır: Hayat nedir aslında? Esas olarak kutupsallıklarla geçmez mi hayat, yapabilmek ve yapamamak gibi, başarı ve başarısızlık gibi, sevinç ve hiddet gibi, cesaret ve korku gibi, haz ve acı gibi, sağlık ve hastalık gibi, hoşnutluk ve hoşnutsuzluk gibi, neşe ve keder gibi karşıtlık ve çelişkiler arasında? Modern dünya ve insan imgesi, bir zaman gelip her şeyin sadece pozitif olacağından hareket ediyordu ama yine de hala ortadan kalkmayan negatif şeyler var. Başka kültürlerin kafası bu konuda açıktır: Hintli yazar Arundhati Roy 2011’de bir mülakatta “Bu hasar görmez mükemmel hayat fikri bizde yoktur,” demişti.

Kutupsallık, insanların kendilerini er veya geç mutsuz hissettikleri ilişkilere de damgasını vurur. Çok defa ötekiyle ilgilidir bu, o artık bir zamanlar olduğu gibi doğru kişi değildir; o zaman da çekip gitme veya değiştirme seçeneği bulunur. Lakin onca değişiklikten sonra mutsuzluktan yine de kaçılamıyorsa, çünkü en azından ara ara hayatın bir parçasıysa, o vakit ne yapacaksınız? Daimi bir gönül hoşluğunu gerçekleştirme isteğiyle başlatılan ilişkiler çabuk biterler. Oysa bir ilişkide anlam görebiliyorsanız, çünkü onu kader ortaklığı cemaati olarak düşünüyorsanız örneğin, o ilişki mutsuz zamanları da daha iyi atlatabilir. Burada belirleyici soru şudur: Tek tek her bir vakada olmasa bile, ilke olarak hayatın kutupsallığıyla barışık olabilir miyim? Herkesin buna kendi cevabını bulması gerekir. Ancak bunu kabullenerek, mutsuzluğu da hayata ve aşka katabilirsiniz. En iyi ihtimalle azaltabilirsiniz mutsuzluğu, ama bunun da koşulu onun varolma hakkını tanımaktır.

Kemale ermenin mutluluğu nefes alıp veren bir mutluluktur, çünkü mutluluğun da nefes alıp verebilmesi gerekir. Hiçbir insan hep sadece nefes alamaz, yeniden nefes alabilmek için nefes vermelidir. Böylece insan pozitifle negatif kutupları arasında gidip gelebilir: Hayatın daraldığı sorunlu bir zamanda, iyi gelen bir şey olduğunda yeni nefes alır; hayatın bir zirve anında, başka zamanların da geleceğine hazırlıklı olursunuz. Ancak zıtlıklar arasındaki tecrübelerin olanca genişliği, kemale ermiş, dolgun bir hayatın heyecanını kazandırır insana. Elverişli veya elverişsiz tesadüflere ve gönül hoşluğu ile can sıkıntısı arasındaki anlık dalgalanmalara bağımlı olmayan asıl felsefi mutluluk budur. Daha antik filozofların ona atfetmiş oldukları bir devamlılığı vardır bu mutluluğun ve mutsuzluğun yaygın bir biçimi olan depresifliği de dışlamamalıdır.


[1] Kara baht.
[2] İşçileri (işverenleri ve yöneticileriyle beraber) toplu gezilere götürerek milli kaynaşmayı teşvik etmeyi hedefleyen örgütlenme – ç.n.
[3] Kendi kendini gerçekleştiren kehanet – ç.n.

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz