Hasan Sabbah, Sufiler ve Haşiş Kullanımı Konusunda Tarihsel Gerçekler – İsmail Kaygusuz

Hashish (Haşiş) ya da Hashisha, cannabis sata olarak latinceleşen kenevir otu için kullanılan Arapça sözcük. Onun çok iyi bilinen bir çeşidi Hindistan keneviri ya da Cannabis Indica, uyuşturucu etkisinden dolayı eski zamanlardan beri Uzak Doğu?da kullanılmaktaydı. Hashish sözcüğünü açıklayan en erken söylem, Abu İshak Şirazi’nin (ö.1083) ?At-Tadhkirah fi?l Khilaf?ında bulunur. Hasiş kullanımı Suriye, Mısır ve diğer Müslüman ülkelerde 12 ve 13.yüzyıllar boyunca toplumun aşağı kesimlerinde artmıştı. Müslüman yazarlar tarafından, haşiş kullanımının ve kullanıcıların ahlak ve dinleri üzerinde etkili olduğunu betimleyen çok sayıda risaleler yazılmıştır.

Sonuç olarak haşiş kullananları bir mulhida, yani din sapkınlara (heretics) benzer biçimde, aşağı bir toplumsal ve ahlak statüsü içinde nitelendirilmişler. İsmaililere çok sert ve katı davranan İsmaili-dışı İslami metinler de, Suriye İsmaililerinki de Nizari İsmaililer arasında haşiş kullanımına hiç tanıklık etmemiştir. Buna karşılık, bir uyuşturucu olan haşiş, 11.yüzyıldan beri Şam?daki Sufi çevrelerinde yaygın kullanımdaydı ve onlar ortodoks din bilginlerinin nefretine maruz kalıyorlardı. Franz Rosenthal ?The Herb:Hashish Versus Medieal Muslim Society?[1] yapıtında, bu konuda şunları söylüyor: ? Sufi kardeşlik örgütlerine mensup olanlar tarafından haşiş kullanımı ve onların olasılıkla haşiş kullanımının yayılmasındaki büyük rolü olmuştur. Bu yönde son kanıt olarak gösterilen çeşitli görüşler içinde asıl gerçekliğin bu olduğu kabul edilebilir.?

Sufi toplulukları üyelerine de Hashishiyya deniliyor ve onlar arasında genel olarak ?al Hashish Al-Fukara? (yoksul otu) adıyla tanınıyordu. Yine aralarında, Hashish başka adlarla da çağrılıyordu: ?yemek hazmettirici? (hadim al-akat), ?düşünce uyandırıcı? (baithat al-fikr), ?çılgınlık-delilik kraliçesi? (sultanat al-Junun), ?yeşillik? (al-akhdar), ?kenevir kızı? (ibnat al-Cunbus) vb.

Nureddin Ali bin el-Cazzar ?Qam al-Washin fi dhamm al-barrashin? (1583?den önce yazılmış) yapıtında, ?lanetli hashishin-haşiş kullananlar, beşyüz civarında bir grup olduğu ilk kez ortaya çıkarıldı (ahdathahaba?d fi?ah/ fi nahw qarn al-khams mi?ah)? diye yazmaktadır. Franz Rosenthal?a göre, ?Fi?ah (grup) sözcüğü burada uyak sağlamak için kullanılmış ve böylece, askerler veya mezhep yandaşlarından (İsmaililer?den) daha fazla pekala Sufiler anlamına gelebilir.[2]

Böylece olası görülüyor ki haşiş, dinde sapkın (heretic) ya da mulhida (dinsiz) sıfatıyla nitelendirilen başıboş gezen Sufiler tarafından 1106 civarında keşefedilmişti ve Haşişiyya deyimi de, toplum içinde genel bir sövgü oldu. Bununla birlikte Az-Zarkashi ( 1344-1392) ?Zahr al-arish fi ahkam al-hashish?de, al-Ukbari (ö.1291) ?Kitab as-Sawanih?de, Haydariliğin kurucusu Sufi Şeyh Haydar?ın (ö.1221) 1155 yılı civarında, Nişabur eyaletinde haşişi keşfettiğine inanıldığını yazıyorlar.

Bu, hemen hemen hiç ağırlığı olmayan bir versiyon gibi gözüküyor. Franz Rosenthal olay için şunu yazıyor: ? Haydariler arasında uyuşturucu kullanımı, onun ölümünden yıllar sonra genelleşti. Buna rağmen Horasanlılar, uyuşturucunun girişini tamamıyla masum olan ona (Şeyh Haydar?a) yüklediler.?[3] Diğer bazıları da Sufi Ahmed as-Sawaja diye bir kimse ile haşişin girişi ilişkisini kurdu. Sonuçta, haşişin 1106 yılı civarında Sufiler tarafından keşfedilmiş olduğu görünüyor, fakat onu kullanma propagandası ve onu kullanmaya hazırlayış özel yöntemi, ölümünden sonra Şeyh Haydar?ın yandaşları (Haydariler) tarafından uygulamaya sokuldu.

Türk ozanı Fuzuli (1480-1566) ?Leyla Mecnun? (s.167) şiirinde, ?Haşiş kullanan dervişlerle dost olmak ve her cami köşesinde, herçeşit din bilginleri arasında hazır bulunmak istediğini? yazmaktadır. Ayrıca haşişe, aşağıdaki dizelerde İbn Kathir?in (13.Vol., s.314) sunduğu gibi, böylesi tasavvufi şiirlerde özel iltifatlar alıyordu:

?Haşiş arzularımı anlamlaştırır
Sen, aklın ve anlayışın güzel insanı
Gelenek ve akıl temelinde bir adalete uymadan
haşişi yasakladıklarını duyurdular
Onların bu, yasaklanamıyan yasağının duyurusu yasaktır?

İslam hukukçuları kadılar haşiş kullanmayı suç saydılar; din ve toplum için tehlikeli olduğunu ilan ederek, kullananları şiddetle cezalandırmaları istendi. Haşişiyya sözcüğü giderek, en fazla Suriye?de bir sövgü ve saldırganlık deyimine dönüştü. Nefret edilen bir kimse, toplum içinde Haşişiyya olarak gösterildi ve bu şekilde Suriye İsmailileri de düşmanları tarafından aynı çirkin adlandırmayla damgalandı.

Buna koşut olarak, Suriyeli İsmaililerin kendilerini, Sufi deyimine benzeyen al-sufat (saf-temiz,ya da ciddi) olarak adlandırmaları da zihinlerde korunması, unutulmaması önemlidir. ?Bustan al-Jami?ye (1165?de yazılmış) göre, Suriye İsmailileri kendilerine al-Sufat derlerdi. Ayrıca İbn al-Azim (ö. 1262) de 1243?te kaleme aldığı ?Zubdat al-Halap? yapıtında, Cebel as-Sumuq?taki Suriye İsmaililerin bir kesimi kendilerine al-Sufat dediklerini yazmaktadır.

Hem İsmaililik hem Sufilik (tasavvuf) birbirine benzer yoldur. Ancak şunu bilmek gerekir; her İsmaili bir Sufidir, ama her Sufi bir İsmaili değildir. Sufilik bir bireysel ilgi iken, İsmaililik, kendi kuralları ve inanç özellikleriyle sosyal bir sistem oluşturan (toplumsal bir düzen yaratmış) bir batini yoldur. Bunun için İsmaililer asla kendilerini tam olarak, sufizmin genel esoterik karmaşıklığı içine batırılmasına izin ermediler. Onların Sufilik biçimi, İslamın diğer mistik tarikatlarından tamamıyla farklı kaldı.

İsmaililer, onları gözden düşürecek bütün çirkin adları ve sögü sözcükleri kullanan Sünni Müslümanların baş hedefiydi. İsmaililerin Sufilerle işbirliği yapması, onların potansiyel eğilimlerine uygundu. Sünni müslümanlar ve başkaları aynı deyimle de İsmailileri tanımlamışlardı. Bununla birlikte Franz Rosental sözü edilen kitabında (s.43) şöyle bir açıklama getiriyor: ? İsmaililer üzerine, onları haşiş kullananlar olarak suçlama saldırılarının, etkili bir sözlü aşağılama olmasına rağmen, açıkça çok sık yapılmadığı, kaydedilmeye değerdir?.

[1] Leiden, 1971, s.53.
[2] Franz Rosenthal, agy. s.53-54.
[3] Franz Rosenthal, agy. s.45.

“Hasan Sabbah, Sufiler ve Haşiş Kullanımı Konusunda Tarihsel Gerçekler – İsmail Kaygusuz” üzerine bir yorum

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Şair, şairliğini yaparsa boynuna fularlar takması gerekmez!” Şair Duyarlılığı – Afşar Timuçin

Hiçbir sanat yoktur ki sanatçı için özel bir duyarlılık, özel bir seziş, özel bir bakış biçimi gerektirmesin. Bunun bir başka...

Kapat