Hareketin ressamı Eugene Delacroix hayatı, sanatı ve online resim sergisi

Eugène Delacroix (Öjen Dölakrua) Fransa’nın en önemli Romantik ressamlarından birisidir. Ressamın ifadesi güçlü fırça darbeleri ve renklerin optik etkileri üzerine çalışmaları Empresyonistleri, egzotik olana tutkusu da Sembolistleri etkilemiştir. Fransız şair Baudelaire, onu “Rönesans’ın son büyük ressamı ve modern dönemin ilk büyük ressamı” olarak tanımlar.
Ressamlığının yanı sıra iyi bir taşbasma sanatçısı da olan Delacroix, William Shakespeare’in, İskoç yazar Sir Walter Scott’un ve Alman yazar Johann Wolfgang von Goethe’nin eserlerinin taşbaskılarını yapmıştır.

Michelangelo ve Rubens gibi eski dönem sanatçılarının ruhunu eserleriyle yeniden hayata geçirse de, tarz olarak onların yapıtlarından çok farklı işler ortaya koymuştur. Fransız şair Baudelaire, ressamın bireyci romantik anlayışını şöyle tanımlar:”Delacroix tutkuya tutkuyla bağlıdır, ama tutkuyu mümkün olabilecek en soğukkanlı şekilde resmetmiştir.” Delacroix, Fransız ressam Théodore Géricault’un sanat anlayışının takipçisidir ve İngiliz şair Byron’dan çok etkilenmiştir.

Eugene Delacroix online rsim sergisine buradan bakabilirsiniz

Talleyrand’ın oğlu olduğu sanılan Eugene Delacroix, 15 yaşında anne­si ölünce, ablasının yanında yaşa­maya başladı. 1816’da Güzel Sanat­lar Akademisi’ne girerek, Guerin’in atölyesinde çalışmaya koyuldu; ama onun klasisizmle ilgili derslerine al­dırış etmeyerek, o tarihlerde kendi­ni kanıtlayıp, kurallarını kabul ettir­miş olan David’in, daha sonraları da Rubens’in, Rembrandt’ın, hattâ mi­zaç bakımından kendisine çok uzak olan Watteau’nun etkisinde kaldı. 1822 yılında Salon’da, Dante’nin Kayığı adlı tablosunu sergiledi. İkiyıl sonra, Sakız Adası Kıyımından Sahneler adlı tablosunu tamamladı.


1830 yılında yaptığı Halka Yol Gösteren Özgürlük adlı yağlı boya tablosu, Fransız resim sanatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilir.

Hareketin Resamı

Daha o dönemde bir hareket ressa­mı olduğunu ortaya koyan Delacroix,renk titreşimini işlemede o za­mana kadar hiç kimsenin gerçekleş­tiremediği bir yoğunluğa ulaşmıştı: Gerçekten, Delacroix‘nın renkleri, tuval üstüne sanki oturmamış gibi­dir; tablodaki her fırça vuruşu, ya­nındaki fırça vuruşuna göre değer kazanacak biçimde, ince ve güçlü bir düzen içinde gerçekleştirilmiştir. O yıllarda Bonington’la kurduğu dostluk, aralarında doğan rekabet açısından, Delacroix için yararlı ol­du. Benliğinde büyük bir coşkunluk duygusu uyandıran Shakespeare ve Goethe’yi okumanın dışında, sanat­çı kendini bütünüyle çalışmaya verdi ve Tasso Deliler Hapishane­sinde, Yiğit Charles’in Ölümü, Don juan’ın Kayığı, Kör Milton (1827), Sardanapal’in ölümü (1827), Poitier Savaşı (1829), Isa Zeytinlikler Da­ğında gibi tablolarını gerçekleştirdi.

Fas’a yolculuk

1832 yılında Fas’a yaptığı yolculuk, Delacroix‘nın sanat evriminde yeni bir aşama oluşturdu. Afrika’da Es­kiçağ’dan kalma yapıtlardan büyük ölçüde etkilenen sanatçı, çok sayı­da kroki ve suluboya yaptıktan sonra Fransa’ya dönünce, görkemli renklerin egemen olduğu birçok tab­lo gerçekleştirdi: Vad Sebu Kıyıları; Arap Fantazyası; Cezayir’li Kadın­lar (1834); Fas’ta Yahudi Düğünü (1839); Muhafızlarının Arasında Fas Sultanı (1845); Aslan Avı (1854). Bu arada 1833 yılından başlayarak yirmi yıl süreyle Palais-Etourbon, Maliye sarayı vb. büyük yapıların dekorasyonuyla (Louvre’daki ünlü Apollon tavanını da Delacroix süsle­miştir) uğraştı ve başlıca yapıtların­dan biri sayılan Halka Öncülük Eden öğürlük 28 Temmuz 1830’u gerçekleştirdi.

Portre çalışmaları

Delacroix, yoğun çalışmaları arasın­da, döneminin yaşamına hareketli denebilecek bir biçimde katılmaktan da geri kalmamış, gençlik dönemin­deki dostlarını unutmadığı gibi, çe­kici kişiliği sayesinde George Sand, Chopin, vb. birçok müzikçi, yazar ve sanatçının çok güvendikleri dostları arasına girmiştir. Ressam Baron Schwiter’in ve keman ustası Nicolò Paganini’nin portrelerini yapmıştır. Ayrıca besteci Frédéric Chopin ile yazar George Sand’in bir arada portrelerini yapmıştır. (Bu resim, ressamın ölümünden sonra ikiye ayrılmış ve her bir bireyi gösteren parçalar ayrı ayrı saklanmıştır.) Ama bu ilişkileri­ne karşın, 1837 yılında Enstitü’ye üye olmak için yaptığı başvuru geri çevrilmiş, 1849’daki girişimi de ba­şarısızlıkla, sonuçlanmıştır (yedi kez daha başvurduktan sonra üyeliğe ancak 1857’de kabul edilmiştir). 1847’den sonra gırtlak veremine yakalanmasına karşın, çalışmalarına ara vermeyen sanatçı, Saint-Sulpice kilisesi için Yakup ile Meleğin Çatışması adlı tabloyu gerçekleştir­miştir.

 

Delacroix‘nın yapıtları arasında, yapım ve anlatım açısından çok de­ğerli portreler de vardır: George Sand; Chopin; Paganini; Jenny Le Guillon; vb. Ayrıca, 1828’de Paris’te yayımlanan Goethe’nin Faust’unun fransızca çevirisi için yaptığı on yedi taşbasması ünlüdür. Romantizm akımının en seçkin tem­silcilerinden olan sanatçının, Jour­nal (Günlük, 3 cilt, 1893’te yayımlan­dı) ve Correspondance (Yazışmalar) adlıyapıtlarıysa, gerçek bir yazarın kaleminden çıkmış kadar etkileyici­dir.

Etkilediği ünlü sanatçılar

Empresyonist sanatçıları çok etkilemiştir. Renoir ve Manet, onun resimlerini kopyalamışlardır. Degas, Delacroix’in yaptığı Baron Schwiter portresini alarak özel koleksiyonuna katmıştır. Modern sanatçı Pablo Picasso da, Delacroix’in eserlerini yorumlamış, onun Cezayili Kadınlar adlı eseri üzerinde çalışmalar yapmıştır.

Hayatı

Paris yakınlarında 1798 yılında dünyaya geldi. Annesi, ünlü mobilyacı Oeben ve Riesener‘in soyundan gelmiştir. Babası devlet adamı Charles Delacroix’tir. Ancak, asıl babasının, C.Delacroix’in aile dostu olan diplomat Talleyland oldugu da iddia edilmektedir. E. Delacroix, fiziksel görünüm ve karakter olarak Talleyland’a benzemektedir. Ressamlık yaşamı boyunca Talleyland onu koruyup kollamıştır.

Resim öğrenimine 18 yaşında, Güzel Sanatlar Ulusal Okulu’nda başlamıştır. Bu okulda Pierre-Narcisse Guérin’den neo-klasik stilde resim eğitimi almıştır. Bu yıllar boyunca Shakespeare, Byron, Scott gibi yazarlın eserlerini okumuştur. Öğrenciliğinde karikatür çalışmaları da yapmıştır. Bir kilisede sipariş üzerine resim yapmakta iken sıtmaya yakalanmıştır. İlk çalışmalarında Rönesans ressamı Raphael’in etkileri görülse de giderek daha serbest bir tarzı benimsemiş, bir süre Flemenk ressam Peter Paul Rubens’in sitilinden etkilenmiştir. Daha sonra, okul yıllarında tanışarak arkadaş olduğu Fransız romantik ressam Théodore Géricault’tan etkilenmeye başlamıştır. Gericault’tan etkilenerek ortaya koyduğu ilk büyük çalışması -Dante’nin Kayığı-, Paris’te 1822 yılında sergilenmiş, gerek halk gerekse resim otoriteleri tarafından alayla karşılanmıştır. Yine de bu çalışma devlet tarafından satın alınarak Lüksemburg Galerisi’ne yerleştirilmiştir. Delacroix, hayatı boyunca eserlerinin önce olumsuz bir tepki ile karşılandığını, sonra bazı güçlü ve aydın çevrelerce şiddetle savunulup desteklendiğini görmüştür.

Dante’nin Kayığı’ndan iki sene sonra yaptığı “Sakız Adası’nda Katliam (1824)” adlı tablosu ile çok ün sağlamıştır. Bu tabloda, Sakız Adası’nda Türkler’in katliamdan geçirdiği hasta ve ölmek üzere olan Yunanlı sivil insanlar betimlenmektedir. O dönemde Fransızlar arasında Türkler’e karşı bağımsızlık mücadelesi veren Yunalılar için sempati beslemek çok yaygındı. Yeni romantik dönemin ileri gelen ressamı olarak Delacroix, Fransızlar’ın bu temaya çok ilgi göstereceklerini hemen kavradı ve tahmin ettiği gibi, Sakız Adası’nda Katliam, derhal devlet tarafından satın alındı. Ancak resim, her ne kadar bir katliamı betimlemek için yapıldıysa da, kılıcından kan damlayan barbar askerlerin olmayışı, daha çok acı çeken insanların gösterilmesi, katliam resminden çok doğal felaket resmi izlenimi vermesine yol açmaktadır. Resme güzellik ve enerji katan asıl unsurun at üstündeki bir Türk askerinin olduğunu söyleyerek, resmin Yunanlılar’a sempatiden çok kahraman Türk askerine hayranlık ifade ettiğini iddia edenler de olmuştur. Resimde, ölü annesinin göğsünden süt emmeye çalışan bir bebek figürünün olması, o dönemin bazı eleştirmenlerce ayıplanmıştır. Delacroix, Yunanlılar’ın bağımsızlık mücadelesini destekleyen bir resim daha yapmış, Türk Güçleri’inin 1825’te Yunan kasabası Missolonghi’yi ele geçirişlerini betimlemiştir. “Yunanistan’daki Missolonghi Harabeleri” adlı bu resimde, göğsü çıplak Yunanlı bir kadının, korkunç bir manzaraya bakarak ellerini yalvaran bir ifadeyle iki yana açışı resmedilmiştir. Kadın, Yunanistan’ı sembolize etmektedir ve görmekte olduğu manzara, intihar etmiş Yunalılar’ın görüntüsüdür. Yunanlılar, toprakların Türkler’in eline geçtiğini görmektense kendilerini öldürmeyi tercih etmişlerdir. Delacroix’in bu temaya özel bir önem vermesi, yalnızca Yunalılar’a duyduğu sempatiden değildir. Çok sevdiği şair Lord Byron, o topraklarda ölmüştür. Soylu bir amaç için ölme temasının resmedildiği bu resimlerle Delacroix,daha sonra yapacağı ve onun en ünlü eseri olan “Halka Yol Gösteren Özgürlük (1830)” tablosuna hazırlanmıştır.

İngiliz ressam John Constable’dan etkilenen Delacroix, 1825’te İngiltere’ye gitmiştir. İngiltere’de sanat galerilerini gezen ve İngiliz kültürünü tanıyan ressam, Thomas Lawrence ve Richard Bonington gibi dönemin ünlü ressamları ile buluşmuş ve İngiltere izlenimlerini resimlerine yansıtmıştır. 1827-1832 arasında pek çok eser üretmiş, daha çok tarih temalı resimler yapmıştır. Lord Byron’ın bir şiirinden etkilenerek “Sardanapalus’un Ölümü (1827-1828)” adlı tabloyu yapmıştır. Ayrıca, Goethe’nin Faust adlı eseri için 17 taşbaskısını bu dönemde yüretmiştir. 1830’daki Fransız devrim hareketinin etkisiyle, “Halka Yol Gösteren Özgürlük” adlı eserini ortaya çıkarmıştır.

Fransızlar Cezayir’i işgal ettiğinde, diplomatik bir görevle Yemen’e gönderilmiş, bu vesileyle İspanya ve Kuzey Afrika’ya seyahat etmiştir. Bu gezilerindeki asıl amaç sanatını geliştirmek değil, Paris’in uygar yaşamından kaçarak ilkel yaşamları görmektir. Fakat Fas’ın güneyinde bir kent olan Tanca’da yerel gelenekleri ve pek çok oryantal nesneyi detaylı bir biçimde betimleyen çok sayıda çizim yapmıştır. Bu çizimlerde asla gerçeği bire bir göstermeye çalışmayıp kendi hayal gücünü de çizimlere katmıştır. Daha sonra, Kuzey Afrika’daki yaşamı betimleyen 100 kadar resim yaparak, pek çok oryantal temayı Fransız resim sanatına kazandırmıştır. Kuzey Afrika’daki insanlardan ve kıyafetlerinden çok etkilenmiş ve yaptığı resimlerde bu etkilenmeyi yansıtmıştır. Kuzey Afrika insanının duruşu ve tutumunun, görsel olarak, klasik Yunan ve Roma insanlarının duruşu ve tutumu ile örtüşmekte olduğunu düşünmüştür. Cezayirli Müslüman kadınların resmini gizlice yaptığı olsa da (örneğin: “Cezayirli Kadınlar (1834)”), ülkede müslüman kadınların örtünmesi kuralından ötürü genellikle kadınları resmetmekte çok zorlanmıştır. Yahudi kadınları çizmek daha az problemli olduğundan, “Yahudi Düğünü (1837-1841)” adlı bir eser vererek Yahudi kadınları resme aktarmıştır. Resimlerinde hayvan figürlerine de romantik bir tutkuyla yer vermiştir. “Aslan Avı” adlı bir eser vermiştir. 1854-1861 arasında bu resmin farklı versiyonlarını yaratmıştır. Aslana, hem bir av hem de bir avcı olarak ilgi göstermiştir. Ayrıca at resimleri çizmeyi tutkuyla sevmiştir. Afrika’nın parlak güneşi altında resim yapan Delacroix, ışığın renklerle ilişkisini ve renklerin birbiri ile ilişkisini yorumlamak üzere yeni bir yöntem geliştirmiştir: «püsküllemek» veya tonların bölünmesi. Doğrudan doğruya tuvale geçirecek yerde renkleri önceden karıştırmış, böylelikle orijinal nüanslar yaratma imkânı kazanmıştır. Daha sonra izlenimciler, bu yöntemden esinlenmişlerdir.

1833-1861 arasında Paris’te pek çok duvar süslemesi yapmış, sağlıksız koşullarda çalışmaktan ötürü hastalanarak 1863 yılında, 65 yaşında iken vefat etmiştir. Yaşadığı ev müzeye dönüştürülmüştür. Ancak eserlerinin pek çoğu Louvre’da sergilenmekte olduğundan, kendi müzesi pek zengin değildir. Delacroix Paris’te, Père Lachaise’de gömülüdür.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Rıfat Ilgaz’ın yaşamına yön vermiş 2 Temmuz!.. – Sunay Akın

İstiklal Marşı yarışmasına şiir gönderen yüzlerce katılımcıdan biri de odur. On beş yaşında, genç bir şair adayıdır o yıllarda. Okumaya...

Kapat