Gustave Courbet: Kolay satabilmek için bir karış tuval bile boyamadım – Bir Liberterin Portresi

Yaşadığı dönemde hem sanatıyla, hem de politik duruşuyla yarınlara ışık saçan ressam Jean Desire Gustave Courbet, 10 Haziran 1819’da Fransa’nın doğusunda İsviçre sınırına yakın bir yer olan, Orlans’ın Jura bölgesinde, bir kasabada doğdu.  Babası burada bir eve ve Flagey’in yakınında bir üzüm bağına sahipti. Ailesinin sahip olduğu ikilemli sosyal durum, köylü kökenlerine karşın; yani burjuva kimliği, Courbet’in Fransa’nın kırsalındaki sınıf farklılıklarının kısmen farkında olmasını sağladı ve bu farkında oluş; onun kişisel ve sanatsal gelişiminde etkili oldu.

1939’da babasının isteği üzerine Paris’e hukuk okuma için gitti. Fakat hemen sonra resim okumaya karar verdi. Steuben’in atölyesinde çalışmaya başladı; fakat bir süre sonra ayrılarak yalnız çalışmaya başladı. İlk önce serbest akademilere gitmeye, daha sonra en yakın dostlarından biri olacak Bonvin’in özendirmesiyle Louvre Müzesinde ünlü sanatçıların tablolarını kopya etmeye yöneldi. Aslında Courbet’in resimle ilgilenmesi, Besançon’daki College Royal’de eğitim gördüğü sırada David’in öğrencilerinden Charles Antoine Flajoulot’nun özendirmesine kadar uzanır. Resme ilişkin temel bilgilerini Besançon desen okulundaki eğitimi sırasında edinir. David’e yakın bir klasik olan resim öğretmeni Antoine Flajoulot’nun önerileri, o yıllarda romantiklerin etkisindeki Courbet’yi pek ilgilendirmez. Victor Hugo’nun görüşlerinden geniş ölçüde esinlendiği ilk dönem resimleri arasında, söz gelişi “Odalık”, gençlik yıllarının sanat anlayışını yansıtır. Onun, biraz da ilk gençlik yıllarının olağan dürtüsüyle romantik ressamlara duyduğu yakınlığın, yeni görüşler ve heyecanlar doğrultusunda yön değiştirmesi için, 1840’ları beklemek gerekecektir. Bu tarihte hukuk öğrenimi için Paris’e giden sanatçı, bütün uğraşını resim çevresinde genişletir; ilk olarak Steuben ve Père Lapin’in atölyelerinde çalışmaya başlar.

1840 yıldında Paris’teki Lauvre Müzesi’ndeki tabloları inceleyerek romantik döneme adım atar. Bu yılda portre ve manzaralara yönelerek “Courbet ve Siyah Köpek”, “Yaralı Adam” ve “Pipo’lu Adam” yapıtlarını gerçekleştirir. Ressam, dönemin klişeleşmiş güzellik ve duygu anlamında bağımsız bir yolda gelişmiş bir teknik duyarlılıkta yaşamdan aldığı konuları, kişileri, ölüdoğaları ve manzaraları resimler.

Gördüğünü tuvaline aktarmak isteyen ve başlangıcından beri çok farklı “genre” resimleri yapmaya kuvvetle yönelen Courbet’nin konularındaki yöreselliğin arkasında, bu ve benzeri sanatçılardan edindiği görsel ayrıntıların elbette büyük payı vardır.

1844’te “Kara Köpekli Portre” adlı tablosu devlet sergisine kabul edilirse de, sonraki yıllar çeşitli sürtüşme ve karşı koymalarla geçer. Onun, romantik akıma kesin biçimde yan çizen ve gerçekçiliğe yönelen resmi “Pipo İçen Adam”, 1847 sergisine alınmaz.

1846 ve 1847’de Hollanda’da ve Belçika’da kaldı. İlk yapıtlarında Venedik, Flaman ve İspanya sanatının çözümlediği görülür. Bu dönemde bütün sanat yaşamı boyunca devam edeceği kendi portrelerinin bir bölümü bu döneme aittir. Bu dönemde resimlerindeki romantik unsurlar gene bu dönemde Kırda Sevgililer Valsi’nde(1844 sonrası) ya da Hamak’ın Sallanışı’nda belirir. Bu tablolar ressamın Murger ve Baudelaire’ya karşı beslediği, ancak çok geçmeden farklı duyarlıklar nedeniyle bozulan dostluğu da simgeler.

1847’ye doğru Courbet’in politik anlamda hayata bakışı da değişmeye başlar. İlk zamanlarda Fourier’in barışçı demokrasi anlayışını benimserken daha sonra 1847’den başlayarak anarşist düşünür Proudhon’un toplumcu düşüncelerinden etkilenmiştir. Proudhon “mülkiyet” kavramı sorunlarıyla uğraşmakta ve “sanatçı arkadaşlarım çok uzun bir zamandan beri sanatı kendilerine özgü bir üslup durumuna getirdiler, artık ona, halk beğenisine uygun bir içerik kazandırmak zorundayız” diye sesini yükseltmektedir.

Courbet sanatını gerçekleştirirken seçtiği konular sıradan, acı çekmiş, yoksul, kararsız, kuşkulu ve kısıtlı yaşayışın görüntüleridir. “Taş Kırıcıları ve Ornans ‘taki Gömme Olayı, Günaydın bay Courbet” seçtiği konulara örnek olarak verilebilir. 1848 ideallerini yansıtması bakımından taş kırıcıları adlı resim önemlidir. Courbet yolda rastladığı işçileri atölyesine davet ederek poz vermelerini istemiştir. İşçi sınıfının alt tabakasından gelen bu insanlardan biri çok genç diğeri ise yaşlıdır hiç yorum yapılmadan tasvir edilmişlerdir. İdealize edilmemiş oldukları gibi tüm sıradanlıkları ile resmedilmişlerdir. Resim arkada, ekmek, çorba kabı, kaşık, gibi detayları ile tamamen doğal ve gerçekçidir.

1848 Devrimi’ne katılan sanatçı, bu sırada ülkede gelişen özgür düşünce ortamı içinde bağımsız atılımlarını gerçekleştirir. Courbet; özellikle Proudhon’dan etkilenerek sosyalist düşünce sistemine yakınlık duymuş, emekçileri simgeleyen “Taş Kıranlar” (1850) yapıtı büyük yankı uyandırmış ve romantizmden sıyrılarak Courbet’i “gerçekçilik” akımının öncüsü durumuna getirmiştir. “Ornans’da Bir Gömme Töreni” (1851) adlı tablosu burjuva toplumu eleştirmenleri tarafından şiddetli tepkilere yol açar. Tualinde çirkinliklere yer vermekle suçlanan sanatçı sonraki yıllarda “Köyün Genç Kızları” ve “Yıkanan Kadınlar” adlı tablolarıyla çıplak kadınları, resmi tutumun yasakladığı bir görünümde işlediği için şiddetli tartışmalara yol açar. Bu tartışmalar aracılığıyla dostluk kurduğu sanatsever Buruyas’la tanışmasını “Günaydın Bay Courbet!” adlı tablosuyla ölümsüzleştirir.

Aynı zamanda arkadaşları arasında şair Pierre Dupont, Champfleury’de yakın arkadaşları arasındaydı. Bütün bu ilişkilerden esinlenerek 1849 Salonunda büyük yankılar yaratan Ornans’da Bir Akşam Yemeği Sonrası tablosunu ve 1850-1851 Salonunda Taş İşçileri ve Ornans’da Bir Cenaze Töreni tablolarını sergiler. Bu yapıtında tüm kasaba halkını toplayıp poz verdirmiş ve o dönemde övgüler ve eleştirilere maruz kalmıştır.

1854’de, Çıkrıkçı Kadın ve Yıkanan Kadınlar (1853 Salonunda skandal yarattı) tablolarını satan Bruyas, ressamı Montpellier’ye davet etti. Bu dönemde yaptığı en önemli yapıtlarından biri olan Karşılaşma-Günaydın Mösyö Courbet(1854) bu ziyareti ebedileştirir. Sanatçı resminde kendisini, ev sahibi, hizmetçisi ve köpek tarafından yolda karşılanırken, bastonu ve sırt çantasıyla betimlemiştir. Yapıtta açık renklerin yepyeni bir kullanımı kadar psikolojik bir temel oluşturma çabası da önemlidir. Bu çaba, büyük olasılıkla, ressamın Proudhon ile birlikte 1853’te ziyaret ettiği Chenavard’ın bilerek ya da bilmeyerek etkisinde kalmasından kaynaklanmıştır. Zaten Proudhon’la tanıştıktan sonra hayatındaki değişiklikler sanatına da yansımıştır. Bundan dolayı 1855’ten sonra Courbet’in yapıtlarının konularında radikal bir değişme, sanatçı öğretisel içerikli konulardan uzaklaşarak yakın çevresine dönmüş, özellikle duyumsal temaları ele aldığı son yapıtlarından biri olmuştur. Aynı etki, Courbet’nin ünlü Ressamın Atölyesi tablosunda da kendini gösterir. Ressam “yaşamın yedi yıllık bir dönemini yansıtan gerçek bir alegori…” olarak tanımladığı tablosunu Champfleury’ye yazdığı bir mektupta şöyle açıklar:‘’bir yanda sömürenleri ve sömürülenleriyle gerçek yaşam görülür.’’

Courbet 1855’te gerçekçi bir bildiri niteliği taşıyan “Ressam Atölyesi” adlı tablosundan sonra düşüncelerini açıklamıştır. “Töreleri, düşünceleri, yaşadığım dönemin özelliğini yansıtmak yalnızca bir ressam değil; aynı zamanda bir insan olmak kısacası canlı sanat yapmak istiyorum.” (Ressam atölyesi; tablosunun sol kesiminde, basın, burjuvazi gibi hoşlanmadığı konuları, sağ kesiminde ise dostlarını canlandırdığı destansı bir yapıttır.)
Bu dönemde ortaya çıkan “Sanat, sanat için midir? Sanat, toplum için midir?” tartışmaları, “Sanat sanat içindir” görüşünü taşıyan insanların toplum tarafından ukala damgasını yemeleri üzerine, bu görüşü savunan sanatçılar inatla kendi yapıtlarını kabul ettirmeye çalışsalar da kendilerine karşı olan bu tutum nedeniyle sanatın toplumsallığını savunan sanatçıların ve sosyo-politik hareketlerin içine girmelerine karar vermişlerdir. Plastik sanatlar ve edebiyat; toplumsal ve sosyal görüşlerin anlatım alanı olmuştur. Emil Zola, Tolstoy, Dickens edebiyat alanında bu yolda yapı verenlerdendir. Resimde de; Gustave Courbet, Davmier, Millet, heykel alanında ; Counstantine, Meunier sosyal içerikli plastik sanatları yaratmışlardır. Bu yüzden iş yerleri, atölyeler, fabrikalar köylü yaşamları plastik sanatların konuları arasına girmeye başlamıştır.

1855 Evrensel sergisine sanatçı 11 tablosuyla katıldı. Cenaze Töreni ve Atölye tablolarının reddedilmesini protesto etmek için Paris‘de Montaigne caddesinde sergiledi.(1867’de gösteriyi bir daha yeniledi) Bu sergi için yazdığı notta “1830’larda yaşayan kişilere zorla takılan romantik sıfatı gibi; bana da gerçekçi sıfatı yakıştırıldı.” diyen sanatçının yapıtı, tüm resim okullarının dışında, öncü sanatla resim sanatı arasındaki kesin kopuşu simgeler. Bu kopma, Courbet’in konularındaki tahrik edici unsurlardan çok resmin plastik amaçlarını yepyeni bir bilinçle ele almasından kaynaklanmıştır.
1859’da Paris’teki atölyesinde düzenlediği “Gerçekçilik Büyük Şöleni” ile ve Castagnary’nin ısrarları üzerine 1861’de giriştiği kısa süren öğretmenlik denemesiyle bu öğreti doruğa ulaşmıştır ve akademik resmin zincirlerinden kurtulmuş yeni bir sanat türünün galibi ilan edilmiştir.
Bir kilise için yaptığı resme melekler eklenmesi istendiğinde, “ben hiç melek görmedim; gösterin, çizeyim.” Sözüyle ilginç ve radikal değişimini ve duruşunu ortaya koyar. Courbet’in realizmi ve sıra dışı yerlerin ve insanların gerçekçi portreleri, sanat eleştirmenlerinin, akademisyenlerin ve yaşamı olduğundan daha iyi gösteren hoş resimlere alışkın halkın(burjuvaların) beğenisine tersti. Courbet alışılmış gündelik yaşam sahnelerini herhangi bir idealizasyona gitmeden ve duygusal yoğunluk yüklemeden; ama gene de eleştirel bir yaklaşım içinde aktarmıştır. Gericault ve Delacroix’nin gerçekçi tanımlamalarını benimseyen sanatçı, romantiklerin egzotik ve yazınsal yaklaşımlarından uzak durmuştur. Sanatçının bu hızlı gelişimi teknik alanda değil, konuların seçiminde oldu.

1857’ye doğru, köy manzaralarının yerini ev sahneleri aldı, Tazı Payı, Köpek Bakıcıları, Geyiklerin Dövüşü. Bu yapıtlarını 1858-1859’da yaptığı Frankfurt gezisi sırasında gerçekleştirdi. 1864’te Franche-Comte’den manzaralar (Loue Vadisi), daha sonra 1865-1866’da Trouville ve Deauville’de, 1869’da Etretat’da(Dalgalar Dizisi) çeşitli deniz manzaraları çizdi. Sen Kıyısındaki Genç Kızlar (1857 Salonu) adlı tablosunda olduğu gibi, giyinik figürlerin yanı sıra çıplaklar da yapıtları içinde önemli bir yer tutar. Çıplaklarında genellikle, revaçta bir konu olan lanetlenmiş kadınları işlemişti: Venüs(1864) ve Psykhe, Uyku(1867). Bu konuyu işlemedeki ısrarının çocuksu bir skandal merakından ve masum bir kibirden kaynaklandığı söylenebilir. Resimlerinde figürler duyarlı bir renk zenginliği içinde güçlü ışık-gölge karşıtlığıyla biçimlenmiştir.

Courbet 1870’e gelindiğinde artık bilinen bir ressamdı…1870’te Daumier’yle birlikte Le’giond’Honneur nişanını geri çeviren Courbet, III.Napoleon’un tahtan indirilmesi, dolayısıyla İkinci İmparatorluğun çöküşünden sonra 1871’de kurulan Paris Komününün Sanat Birliği başkanlığına getirilmiştir. Müzelerin yeniden açılması ve Salon Sergileri’nin düzenlenmesiyle görevlendirildiği bu yıllarda Komünün devrimci etkinliklerine katılmış, Alman bombardımanına karşı Sevres Porselen İmalathanesi ve Fontainebleau Sarayı gibi önemli anıtların korunmasına karar vermiş, ancak komünün aşırı davranışlarına katılmayarak görevinden istifa etmiştir. Napoleon Bonaparte’ın büyük ordusu anısına dikilmiş Vendome Anıtı’nın yıktırılması olayına karıştığı savıyla komünün sona ermesi üzerine kurulan bir askeri mahkemede Eylül 1871’de yargılanarak, 6 ay hapse mahkum edilecektir. Hapisten çıktıktan sonra da baskı altında tutulmuş ve bütün mal varlığına el konulmuştur. Bunun üzerine Courbet bu baskılara dayanamayarak 1873’te İsviçre’ye kaçmıştır.
Bu yıllarda beden ve ruh sağlığı bozulan Courbet’nin akademik kalıplara karşı oluşu ve konulara yaklaşım biçimi, gelişmekte olan İzlenimciliğe esin kaynağı olmuştur. 1877 yılında ölümüyle Courbet Romantizme ve Akademizme karşı çıkan her türlü akımı çevresine toplayan, sanatı ve kuramları Avrupa’da büyük etki bırakmış, sanatın parlak sayfalarında yerini almıştır.

Kaynaklar: Özgür KarArt (toplumdusmanı.net), Dünya Sanat Tarihi- Adnan TURANİ,Remzi yay. Sanatın Öyküsü-GOMBRİCH,Remzi yay. Modern Sanatın Öyküsü-N.LYNTON,Remzi yay. Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Resim Sanatının Tarihi-Sezer TANSUĞ,Remzi yay., 19.Yüzyıl Avrupa’sında Heykel ve Sanatı-Zeynep İNANKUR,Kabalcı yay., Sanat Tarihi Ansiklopedisi, GençHayat.evrensel,

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Resam Mesut Eren İle Gravür Sanatı ve Sergisi Üzerine Söyleşi

Ressam Mesut Eren’in gravür sergisi Düş Yolcusu Sanat Durağı’nda 16 Nisan cumartesi günü açıldı. 5 Mayıs’a kadar ziyaret edilebilecek olan...

Kapat