“Kesin bir şey varsa, o da acıdır!” Gustav Janouch, Kafka ile nasıl tanıştığını anlatıyor

Gustav Janouch«Demek o esrarengiz böcek Samsa’nın yazarı bu», de­dim kendi kendime; karşımda normal, nazik bir adam görmek beni adeta düş kırıklığına uğratmıştı. Babam bizi yalnız bırakarak odadan çıkıp gitti derken. «Şiirlerinizde henüz çok gürültü var», diyerek söze başladı Kafka. «Bu da gençliğin bir belirtisi; yaşam­sal güçlerin bolluğunu gösteriyor. Diyeceğim, gürül­tünün kendisi güzel, ama sanatla bir ilişkisi yok. Hat­ta tersine, üslubu olumsuz yönde etkiliyor. Ne var ki, eleştirmen değilim ben. Öyle çarçabuk bir başka kimliğe bürünüp sonra yine kendime dönemem ve ge­reken uzaklığı tam olarak belirleyemem. Dediğim gibi, eleştirmen değilim. Yalnızca yargılanan biriyim ve bir seyirciyim.»

“O dehşet verici uykusuz geceler olmasaydı, ben hiçbir şey yazamazdım”

1920 yılı Mart ayının sonuna doğruydu, bir akşam ye­mekte oturuyorduk, babam ertesi gün öğleden önce bürosuna uğramamı söyledi.
«Okulu sık sık asıp kitaplığa gittiğini biliyorum», dedi. «Yarın bana geleceksin.Gelirken efendi gibi giyin­meyi de unutma. Seninle birini görmeye gideceğiz.»
Ben: «Kim bu görmeye gideceğimiz?» diye sordum. Merakım babamı eğlendirmişe benziyordu. Ama bir açıklamada da bulunmadı.
«Sorma», diye yanıtladı. «Merakını yen, bir sürpriz ol­sun senin için.»
Ertesi gün babama yollandım, öğleden az önceydi. İşçi-Kaza Sigortası’nın üçüncü katındaki bürosuna girdiğimi görünce beni tepeden tırnağa bir iyice süzdü, masasındaki gözlerden ortadakini açıp yeşil bir dosya çıkardı, üzerinde süslü bir yazıyla Gustav ismi oku­nuyordu. Dosyayı önüne koyup uzun uzun bana baktı. Bir süre sonra:
«Ne dikiliyorsun öyle? Otursana!» de­di.
Yüzümdeki sabırsız ifadeyi görünce babamın gözkapakları muziplik taşan bir ifadeyle hafifçecik kısıl­mıştı.
«Korkman gereksiz, seni paylayıp azarlayacak değilim», diye söze başladı dostça. «Seninle bir arka­daş gibi konuşacağım. Baban olduğumu unut, kulak ver şimdi söylediklerime. Sen şiir yazıyorsun.» Bunu söylerken sanki önüme bir fatura çıkarıp koyacakmış gibi beni süzdü. Ben kekeleyerek: «Nereden biliyor­sun?» diye sordum.
«Nasıl öğrendin?»
«Basit», diye yanıtladı babam. «Her ayın sonunda ge­len elektrik faturasına bakıyorum, yüklü mü yüklü. Evde nasıl bu kadar çok elektrik harcanıyor, bir araştı­rayım dedim. Gördüm ki senin odanda gece geç vakit­lere kadar ışık yanıyor. Acaba ne yapıyor bu çocuk böyle diye merak edip izledim seni. Baktım habire bir şeyler yazıyor, sonra yazdıklarını yırtıp atıyor ya da utanıp sıkılmış gibi piyanonun içine saklıyorsun. Bir gün öğleden önce sen okuldayken, hele bir göz atayım şunlara dedim.
«Ne oldu sonra?»
Yutkundum.
«Ne olacak» dedi babam. Elime siyah bir defter geçti, üzerinde Yaşantılar Kitabı yazıyordu. İlgimi çekti, ama bunun senin günlük olduğunu anlayınca yine bıraktım elimden. Ruhunu yağmalamak istemedim.»
«Ama şiirleri okudun.»
«Evet, okudum. Koyu renk bir dosyanın içindeydi hepsi, dosyanın üzerinde de Güzellikler Kitabı yazıyor­du. Çoğunu anlamadım. Bazısını da aptalca bulduğu­mu belirtmeliyim.»
«Peki, niçin okudun şiirlerimi?»
On yedisindeydim o zamanlar, en ufak şeyden guru­rum fena halde inciniyordu.
«Neden okumayacakmışım?» diye yanıtladı babam. «Sanatsal çalışmalarından niçin haberim olmasın? Şiir­lerinden birkaçı hoşuma bile gitti. Uzman bir kişinin bu konuda ne diyeceğini merak ettim. Onun için ste­noyla kopya ettim şiirleri, burada da daktiloyla yeni­den yazdım.»
«Hangilerini?»
«Hepsini», diye yanıtladı babam. «Yalnızca kendi an­ladıklarına değer veren biri değilim ben. Amacım ken­di beğenimin değil, senin çalışmalarının değeri konu­sunda bir fikir edinmekti. Dolayısıyla, bütün şiirlerini kopya edip görüşünü almak üzere Dr. Kafka’ya ver­dim.»
«Kimdir bu Dr. Kafka? Şimdiye kadar kendisinden hiç söz etmedin.»
«Max Brod’un yakın bir dostu», diye açıkladı babam.
«Max Brod, Tycho Brahe’nin Tanrı Yolu
isimli kitabını ona ithaf etti.»
«Değişim’in yazarı yani», diye haykırdım ben. «Harika bir öykü! Demek kendisini tanıyorsun?»
Babam, başını sallayarak onayladı sorumu.
«Bizim hukuk servisinde çalışıyor.»
«Peki, ne dedi şiirler için?»
«Övdü. Ben bunu öylesine yapıyor sandım. Ama sonra seninle tanışmak istediğini belirtti. Ben de senin bu­gün büroya geleceğini söyledim.» «Demek görmeye gideceğimiz kimse bu.» «İyi bildin, şair bozuntusu!» Bunun üzerine babam beni alıp ikinci kata indirdi. İyi döşenmiş oldukça geniş bir bürodan içeri girdik.
Yan yana duran iki masanın birinde ince, uzun boylu biri oturuyordu. Arkaya taranmış siyah saçları, kemer bir burnu, dikkati çekecek kadar dar bir alın altında olağanüstü gri mavi gözleri ve acımsı-tatlı gülümseyen dudakları vardı.
Selam yerine: «Bu seninki olacak galiba», dedi.
Babam da: «Evet, o», diye yanıtladı.
Dr. Kafka toka için elini uzattı.
«Benden utanıp sıkılmanız için neden yok. Ken­dim de elektrik için kabarık faturalar ödeyen bi­riyim.»
Dr. Kafka güldü, o gülünce benim de sıkılganlığım git­ti üzerimden.
«Demek o esrarengiz böcek Samsa’nın yazarı bu», de­dim kendi kendime; karşımda normal, nazik bir adam görmek beni adeta düş kırıklığına uğratmıştı.
Babam bizi yalnız bırakarak odadan çıkıp gitti derken. «Şiirlerinizde henüz çok gürültü var», diyerek söze başladı Kafka. «Bu da gençliğin bir belirtisi; yaşam­sal güçlerin bolluğunu gösteriyor. Diyeceğim, gürül­tünün kendisi güzel, ama sanatla bir ilişkisi yok. Hat­ta tersine, üslubu olumsuz yönde etkiliyor. Ne var ki, eleştirmen değilim ben. Öyle çarçabuk bir başka kimliğe bürünüp sonra yine kendime dönemem ve ge­reken uzaklığı tam olarak belirleyemem. Dediğim gibi, eleştirmen değilim. Yalnızca yargılanan biriyim ve bir seyirciyim.»
«Peki yargıç kim?» diye sordum ben.
Kafka, ne diyeceğini şaşırmış, gülümsedi.
«Gerçi aynı zamanda mahkemede mübaşir de sayı­lırım, ama yargıçları tanımam. Kim bilir, belki de pek sıradan bir mübaşir yardımcısıyım. Yani kesin­likle şuyum ya da buyum diyemem.» Kafka güldü. Söy­lediklerini anlamadımsa da ben de katıldım gül­meye.
«Kesin bir şey varsa, o da acıdır», dedi Kafka ciddi bir edayla. «Ne zamanları yazıyorsunuz?»
Hiç beklemediğim bir soruydu bu, dolayısıyla hemen yanıtladım: «Akşamları, geceleyin. Gündüz pek sey­rek. Gündüzleri pek başaramıyorum yazmayı.»
«Büyük bir büyü saklıdır gündüzlerde.»
«Gündüzün ışık beni rahatsız ediyor; fabrika, karşıdaki evler, pencereler sonra. Ama en çok ışıktan rahatsız oluyorum. Işık dikkatimi dağıtıyor.»
«Belki de dikkatin içteki karanlık üzerinde yoğunlaştı­rılmasını önlüyor. Işığın insanı yenilgiye uğratması iyi­dir. O dehşet verici uykusuz geceler olmasaydı, ben hiçbir şey yazamazdım. Ama işte bu geceler karanlık hücre hapsimin dönüp dolaşıp bilincine varmamı sa­ğlıyor.»
“Bu adamın kendisi Değişim’deki o zavallı böceğe benzemiyor mu?” diye kafamdan bir düşünce geçti an­sızın
O anda kapının açılıp babamın içeri girmesine sevin­dim.
Siyah ve gür kaşlarının altında gri renkte iri gözleri var Kafka’nın. Esmer yüzü büyük bir devingenlik içinde. Kafka yüzüyle konuşuyor.
Söylemek istediği sözün yerine yüz kaslarının bir devi­nimini geçirebilecek oldu mu, hemen yapıyor bunu. Bir gülümseme, kaşların bir çatılışı, dar alında beliren kırışıklıklar, dudakların sarkıtılması ya da sivriltilmesi -bütün bunlar konuşulacak cümlelerin yerini tutan de­vinimleri oluşturmakta.
Kafka jestleri seviyor, dolayısıyla tutumlu kullanıyor onları. Kafka’nın jestleri ağızdan çıkan sözcüklerin konuşmaya eşlik eden yinelenişleri değil, adeta de­vinimlerde sürdürülen bağımsız bir konuşmanın söz­cükleridir, bir anlaşma aracıdır, yani asla pasif bir refleks değil, belli bir amaca yönelik dışavurumlar­dır.

Gustav Janouch
Kaynak: Kafka İle Söyleşiler

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Sabahattin Ali: Niçin ilk kez rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip geçiveriyoruz?

İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı... Bir de ben bu halimle kalkıp başka bir insanın kafasının içini tahlil etmek, onun...

Kapat