Gündem Gazetesi eski yayın yönetmeni anlatıyor: Musa Anter’i Ölüme Orhan Miroğlu Götürdü

Musa AnterMusa Anter cinayetinde AKP milletvekili Orhan Miroğlu’nun merkezinde olduğu tartışmaya, cinayet günü Anter ile birlikte Diyarbakır’a davet edilen ancak daveti şüpheli bularak gitmeyen Özgür Gündem Gazetesi eski genel yayın yönetmeni Hasan Bildirici, Odatv’ye yazdığı yazıda “Bu olayda Orhan Miroğlu’nun konumu hep sorgulandı. Daha başından itibaren Musa Anter’i Diyarbakır’a çeken kişinin Orhan Miroğlu olduğunu düşünüyorduk. Orhan Miroğlu’nun Musa Anter’i Diyarbakır’a çekmede başkaları tarafından kullanıldığı düşüncesi de vardı bizde. Çünkü Musa Anter ısrarla Diyarbakır’da kendisini karşılayacak tanıdık insanların varlığından söz ediyordu. Tanıdık kişi cinayetten sonra anlaşıldı ki, Orhan Miroğlu idi” ifadelerini kullandı.

İşte Hasan Bildirici’nin söz konusu  yazısı: 

Musa Anter’i Ölüme Kimler Götürdü

Planlanarak öldürülmek istenen bir Kürdün öldürülmesinde her zaman başka bir Kürdün parmağı olmuştur. Yoksa öldürmek isteyenlerin cinayetlere bu kadar hakim olmaları mümkün değildir. Musa Anter’in öldürülmesi ise bir Kürt tarajedisidir. Ölümü götüren de tetiği çeken de Kürttür. Ancak cinayetin planlayıcısı o zamanki devletin kendisidir.

14 Mart’ta Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Musa Anter cinayet davasında dönemin idari sorumlularından üç tanık mahkemeye geldi. Basına yansıdığı ve Musa Anter’in oğlu Dicle Anter’in ANF’ye yaptığı açıklamaya göre dönemin MİT Müsteşarı Mehmet Eymür, ifadesinde, cinayet boyunca Musa Anter’e eşilik eden Orhan Miroğlu’nu “Tayfun” kod adıyla bildiklerini açıklamış. MİT Müsteşarı Mehmet Eymür’ün  Orhan Miroğlu’nun “Tayfun” ismiyle MİT’e kayıtlı olduğunu açıklamasıyla Orhan Miroğlu’nun cinayetteki rolüne yönelik kuşkuları daha da güçlendirmiş oluyor.

Ancak cinayetin öncesi var, Musa Anter Diyarbakır’a bir arazi sorununu çözmek için değil, Diyarbakır Belediyesine bağlı bir kültür biriminin davetlisi olarak gitmişti. Davetliler arasında o vakitler Özgür Gündem Gazetesi Yayın Yönetmeni olarak ben, Haluk Gerger ve Cemşit Bender vardık. O zaman HDP’lilerin elinde olmayan Diyarbakır Belediyesinden arayan kişi Özgür Gündem Gazetesi Yayın Yönetmeni olmam dolayısıyla doğrudan benimle telefonda konuşmuş; belediyenin kültür etkinliklerinde konuşma yapmak ve kitaplarımızı imzalamak üzere beni, Özgür Gündem Gazetesi Yayın Kurulunda bulunan Haluk Gerger’i, gazetemizin yazarı Musa Anter  ve İzmir’de kalan Kürt tarihçi Cemşit Bender’i davet etmişti.

Bu davet bana çok tuhaf gelmişti. Davetin belediyeden gelip gelmediği hususunu ve davete aracı olanların kimliklerini netleştirememiştik. Davette bir sorun olmasa bile, davet edenin söylediğine göre, açık bir alanda, hatta yanlış hatırlamıyorsam bir parkta konuşma yapacak ve kitap imzalayacaktık. Bu davet benim kafama pek yatmadı, ayrıca o günlerde ve aylarda Diyarbakır’da çok yoğun JİTEM cinayetleri işleniyor; gazetemiz ve biz günlük tehdit ediliyorduk. Gazeteci arkadaşlarımız öldürülüyordu. Gazetede kendi aramızda yaptığımız değerlendirmede Diyarbakır’a gitmememiz yönünde bir eğilim çıktı ortaya.

Davet edilenlerden Haluk Gerger ve Cemşit Bender’i Diyarbakır’a gitmemeleri konusunda ikna etmek kolay oldu. Cemşit Bender, siz nasıl isterseniz ben öyle davranırım, dedi. Davet zaten benim gibi Haluk Gerger’in de kafasına  yatmamıştı. Musa Anter’in sorun çıkaracağını biliyorduk. Zaten bizi dinlemezdi. Bizimle günlük didişmeyi kendisi için bir iş haline getirmişti. Didişmemiz de daha çok yazıları üzerineydi. Elle yazıp faksladığı yazıyla gazetede yayınlananı kelime kelime karşılaştırır, gazetenin başını belaya sokacağını düşünerek değiştiridiğimiz bir kelimeyi veya çıkarılmış bir cümleyi tespit eder etmez eline aldığı yazının orjinaliyle gazetenin Kadırga’daki merkez binasını basardı. Çay içirir, gönlünü alır gönderirdik, ama kapıdan çıkarken “beni gene kandırdınız” derdi.

Önce telefonda ben konuştum, Diyarbakır’ın bu sıralar tehlikeli olduğunu ve gitmemesi gerektiğini söyledim. Bana “Hesan” diye hitap ederdi, “Kendi memleketime gitmekten mi korkacağım Hesan,” dedi.

Gitmemesi konusunda ikna edebilir diye gazetenin Halkla İlişkiler Sorumlusu Ramazan Ülek’i devreye koyduk. Siverekli Ramazan’la arası daha yumuşaktı. Onu da dinlemedi. Çok ısrar edince bir gün zaman istedi, o bir gün boyunca kimle ne konuştu bilmemiz mümkün değil, bir günün sonunda kesin gideceğini söyledi. Kendisini orada bizim gazeteci arkadaşların alması önerimizi kabul etmedi. Benle ilgilenecek olanlar var dedi.

Musa Anter öldürüldükten sonra, cinayetin dörtlü bir şekilde planlandığından en ufak bir kuşkumuz kalmamıştı. Biz gitseydik, açık bir alanda veya başka bir şekilde dört kişi olarak öldürülecektik. Musa Anter tek başına gidince plan değişti. Bir arazi meselesi uydurularak Musa Anter cinayet mahalline çekildi.

Bu olayda Orhan Miroğlu’nun konumu hep sorgulandı. Daha başından itibaren Musa Anter’i Diyarbakır’a çeken kişinin Orhan Miroğlu olduğunu düşünüyorduk. Orhan Miroğlu’nun Musa Anter’i Diyarbakır’a çekmede başkaları tarafından kullanıldığı düşüncesi de vardı bizde. Çünkü Musa Anter ısrarla Diyarbakır’da kendisini karşılayacak tanıdık insanların varlığından söz ediyordu. Tanıdık kişi cinayetten sonra anlaşıldı ki, Orhan Miroğlu idi.

MİT Müsteşarı Mehmet Eymür’ün cinayete ilişkin ifade verirken Orhan Miroğlu’ndan MİT’e kayıtlı “Tayfun” olarak söz etmesi, Orhan Miroğlu’nun Musa Anter cinayetindeki rolünü daha da kuşkulu bir hale getirdi.

Tetikçiler her şeyi bilemezler, Musa Anter’e kurşun sıkanlar muhtemelen delilleri ortadan kaldırmak için Orhan Miroğlu’na da ateş ettiler. Ya da paniklediler. Planlanandan erken işlenen cinayetler hep bir panik içerir. Orhan Miroğlu’nun bu olayda yaralanmış olması, onun Musa Anter’i cinayet mahalline çeken rolünü ortadan kaldırmaz.

Diyarbakır’da cinayet ortamına çok tesadüf düştüğünü söyleyen Orhan Miroğlu’nun Musa Anter cinayetine ilişkin yaptığı açıklamalar gerçeği ifade etmekten uzak, Musa Anter’i Diyarbakır’a çeken kendi rolünü gözden kaçırmanın manevralardır.

Hasan Bildirici

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Hayat farkına varmadığın sürece bir rüyadan başka bir şey değildir” Erol Anar

 Kazanacağına inanmayan birisinin kazandığı zafer, buruktur.  Yürekte ve beyinde yankısını bulabilen ve hayata anlam yükleyen her şey güzeldir....

Kapat