Güç ve İktidar – Elias Canetti | “Köleleri ve köpekleri, efendileri dışında hiç kimse beslemez”

Canetti ‘özgürleşmenin’ yolunu gösterirken, emre niçin -genelde- itaat edildiğini de belirlemeye çalışıyor. Cellât, işkenceci, talancı ve benzeri güruhun ve hatta ‘daha masum’ kitlenin hangi rüşvet ilişkisi içinde olduğunu açıklıyor . “Köleleri ve köpekleri, efendileri dışında hiç kimse beslemez; başka hiç kimse onları besleme yükümlülüğü altında değildir ve fiilen hiç kimse onları beslemek ‘zorunda’ değildir… Böylelikle emirlerle yiyecek verme arasında yakın bir bağ gelişir… Ölümle tehdit edip kaçmak zorunda bırakmaktansa, bir canlıya bütün canlıların istediği bir şey vaat edilir; ve bu vaade sıkı sıkı uyulur. Efendiye bir yiyecek olarak hizmet etmektense, kendisine yemesi için yiyecek verilir.”

Güç ve İktidar

“Korkulan birisi olmaktansa, nefret edilen birisi olmayı tercih ederim”

“Güç” sözcüğü, etkisi bakımından doğrudan ve burada olan bir şeyi, iktidardan daha dolaysız bir biçimde zorlayıcı bir şeyi akla getirir. “Fiziksel Güç” deyişi, gerçekte aynı fikrin yalnızca daha açık bir ifadesidir; çünkü daha aşağı ve kaba dışavurumların içindeki iktidar, her zaman güç olarak daha iyi betimlenmiştir; örneğin avın yakalanıp ağza götürülmesi güç aracılığıyla gerçekleştirilir. Güç kendisine zaman tanındığında iktidar haline gelir, ama kriz anı, geri dönüşsüz karar anı gelince güç çıplak güç haline döner. İktidar daha geneldir ve güçten daha geniş bir uzam üzerinde işler; iktidar çok daha fazlasını içerir ama daha az dinamiktir. İktidar daha törenseldir, hatta belirli bir sabır ölçüsü vardır. Güç ve iktidar arasındaki ayrım kedi ile fare arasındaki ilişkiyle çok basit bir biçimde örneklenebilir.

Kedi, gücü, fareyi yakalamak, onu ele geçirmek, pençelerinin arasında tutmak ve nihai olarak da öldürmek için kullanır. Ama fareyle oynamasında bir başka etken daha vardır. Kedi farenin gitmesine izin verir, birazcık kaçmasına, hatta arkasını dönmesine fırsat tanır; bu süre boyunca fare artık güce maruz değildir. Ancak hala kedinin iktidar [alan]ının içindedir ve her an tekrar yakalanabilir. Derhal uzaklaşırsa, kedinin iktidar alanından kaçar; ama, artık ulaşılamayacak olduğu noktaya varana kadar hala kedinin iktidar alanının içindedir. Kedinin egemen olduğu uzam, fareye yaşattığı umut anları, bir yandan da bütün bu zaman zarfında onu yakından izlemeyi sürdürmesi ve onu yok etmeye gösterdiği ilgiyi ve yok etme niyetini asla elden bırakmaması; bunların hepsine, yani uzam, umut, dikkatle izleme ve yok etme niyetine iktidarın fiili bedeni, ya da daha basit bir biçimde, iktidarın ta kendisi denebilir.

Bu yüzden, gücün aksine, iktidara içkin olarak uzamda ve zamanda belirli bir genişleme vardır. Daha önce ağzın, hapishanenin bir prototipi olduğunu öne sürmüştüm. Her durumda, bu ikisi arasında, güçle iktidar arasındaki ilişkiyi örneklemeye hizmet edecek bir ilişki vardır. Bir kez düşmanın ağzına girince, kurbanın hiçbir umudu kalmaz çünkü manevra yapmak için ne zamanı ne de yeri vardır. Bu iki bakımdan hapishane ağzın bir uzantısı gibidir. Tıpkı kedinin gözünün önündeki fare gibi, tutsak biraz ileri geri yürüyebilir, gardiyanlarına arkasını dönebilir; önünde, kaçmayı ya da serbest bırakılmayı umacağı zamanı vardır. Kapatıldığı hücrenin bulunduğu hapishanenin bütün mekanizması onun yok edilişine ayarlanmış gibidir ve bu mekanizma fiilen işlemekte değilken bile tutsak bunun her zaman bilincindedir.

Güçle iktidar arasındaki ayrım oldukça farklı bir başka alanda, bir dine çeşitli düzeylerde tabi olmakta görülebilir. Tanrı’ya inanan herkes sürekli O’nun iktidarı altında olduğuna inanır ve bu iktidarla kendi tarzında uzlaşmıştır. Ancak bunu yeterli bulmayan insanlar vardır. Bu insanlar, Tanrı’nın kesin bir müdahalesini; tanrısal gücün tanrısallığını fark edip hissedecekleri doğrudan bir edimini beklerler. Tanrı’nın vereceği emirlerin beklentisi içinde yaşarlar; onlara göre Tanrı, yöneticinin özelliklerinin daha açık bir türüne sahiptir. Her özel vakada, O’nun etkin iradesi ve bu insanların etkin ve bariz tabiyeti dinin özü haline gelir. Bu türden dinler kadercilik öğretisine yatkındır; bu dine inananlar başlarına gelen her şeyin Tanrı’nın iradesinin doğrudan bir ifadesi olduğunu her zaman hissederler. Böylece bütün hayatları boyunca boyun eğmek için yeni vesileler bulurlar. Sanki az sonra ezilmek üzere çoktan Tanrı’nın ağzına girmiş gibidirler. Ama bütün hayatlarını bu berbat yerde, cesaretlerini kaybetmeksizin ve hala doğru olanı yapmaya çabalayarak yaşamak zorundadırlar.

İslamiyet ve Kavlinizm, bu eğilimin en kuvvetli biçimde sergilendiği dinlerdir. Bu dinlere inananlar, Tanrı’nın gücü için yanıp tutuşurlar; sadece O’nun gücü onları tatmin etmeye yetmez. Çünkü Tanrı’nın gücü çok uzaktadır ve onları fazla serbest bırakır. Küçük yaşlarda kendilerini sonsuza değin teslim ettikleri emir beklentisi, onlarda derin izler bırakır, ayrıca diğer insanlara karşı tutumları üzerinde de ciddi bir etki yapar. Bu sürekli emir beklentisi, askerlerinkine benzeyen bir inanan türü, kendileri için hayatın en gerçek temsilcisi savaş olan ve hayatı savaştan ibaret gördükleri için gerçek savaşlardan korkmayan insanlar yaratır.

Elias Canetti
Kitle ve İktidar Sayfa : 283/284/285 Çeviren: Gülşat Aygen

Yazara dair

“Bırak beni gideyim diyecek kimsem bile yok”

25 Temmuz 1905’de, Rusçuk’ta (Ruse, Bulgaristan) yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan Elias Canetti, 1905’den 1911’e kadar ailesiyle Rusçuk’ta yaşamıştır. Daha sonra aile İngiltere’ye taşınmış, babanın 1912 yılında vefat etmesiyle ise Viyana’ya gitmişlerdir. Viyana’da aile yeni bir hayata adım atarken, Canetti Ladino, Bulgarca, İngilizce ve biraz da Fransızca konuşabiliyordu. Fakat, sadece 7 yaşındayken geldiği Viyana’dan itibaren genellikle kullandığı dil Almancadır. Gelecekte kaleme alacağı önemli eserlerini de Almanca yazmıştır. Viyana’dan da taşınarak aile sırasıyla Zürih ve Almanya’yada yaşamıştır. 1924 yılında Canetti Almanya’da liseden mezun olur ve kimya eğitimi görmek için aynı yıl Viyana’ya gider. Viyana’da geçirdiği yıllarda ise ömür boyu en büyük tutkusu olacak edebiyatla ilgilenmeye başlar. Viyana Üniversitesinden 1929 yılında kimya lisansını tamamlayarak mezun olur. Daha öğrenciyken yazmaya başlamış ve Viyana’daki edebiyat çevrelerine girmiştir.

1930’ların başlarında ABD’li yazar Upton Sinclair’in yapıtlarını Almanca’ya çevirdi. 1934’te kendisi gibi yazar olan, 1963’te kaybedeceği Veza Taubner ile evlendi. Bu arada Hochzeit (Düğün) ve absürd tiyatronun ilk örneklerinden olan Die Komödie der Eitelkeit (Kibir Komedisi) adlı oyunları yazdı. 1967’de Viyana’da sahneye koyulan Die Befriesteten (Sayılı Gün) insanın öleceği zamanı tam olarak bilmesi durumunda ne olacağını sorusunu soruyordu. Nazilerin Avusturya’yı işgal etmesinden çok kısa bir süre önce Paris’e, Paris’ten de Londra’ya geçti. Hayatının büyük bir bölümünü İngiltere’de geçirdi. 1970lere kadar yaşadığı İngiltere’den 1952 yılında vatandaşlık kazanmıştır. 1971’de ikinci evliliğini yapacağı, restoratör Hera Buschor’un işi gereği sık sık geldiği İsviçre’de de bir ev edindiyse de, bu döneme kadar İngiltere dışına hemen hiç çıkmadı. Yazarın Hera Buschor’dan bir kızı olduğunda yaşı altmış sekizdi. Hayatının son 20 yılını Zürih’de geçirdi ve 1994 yılında yine Zürih’te vefat etti. Elias Canetti, vasiyeti üzerine ünlü yazar James Joyce’un yanına gömülmüştür.

Eserleri

Körleşme

Elias Canetti’nin 26 yaşında kaleme alıp 30 yaşında yayımladığı başyapıtı. Kitap 1935’te çıktı ve kısa bir süre sonra Nazi yönetimi tarafından yasaklandı. Roman yayımlandıktan sonra birçok edebiyat otoritesinin ilgisini çekmiş ve İngiltere, Fransa ve Amerika’da yoğun ilgi görmüştür. Gariptir ki, Almanca kaleme alınmış bu eser Almanya’da uzun süre ilgi görmemiş, ancak 1963’deki üçüncü baskısıyla hak ettiği üne kavuşabilmiştir. Uygarlığın yıkılışıyla insanoğlunun aşağılanması, romanın konusunu oluşturur. Körleşme,“dehşet”in romanıdır. “Yüzyılı gırtlağından yakalamaya çalışan” bu eserde Canetti, ontolojik yabancılaşmayı ve seküler dünyanın mekanik dinamiklerini romanın kahramanı, döneminin en ünlü sinoloğu olan Prof. Kien ile serimlemeye çalışır. Kendini insanlardan tamamıyla soyutlamış, insanları değersiz ve küçük gören, Viyana’da 25 bin kitabı ile beraber yaşayan, “odası dünyası kadar büyük” olan Prof. Kien’in tek tutkusu kitapları ve bilimdir. Özellikle kadınlardan nefret etmesine karşın, nasıl oluyorsa, hayatına son derece sıradan, cahil, açgözlü ve bencil bir hizmetçi kadın girer; Therese… Profesör, bu kadından kurtulmaya çalışırken, sineklerden bile değersiz bulduğu, yaşama haklarını bile fazla gördüğü insanların oyuncağı olur ve yıkıma sürüklenir.

Kitle ve İktidar

Canetti “kitle” olgusu ile ilgilenmeye daha 1925 yılında karar vermiştir. Daha sonra 1933 yılında Hitler’in Almanya’da iktidara gelmesi, Canetti’nin 1925’den beri ilgilendiği “kitle” olgusuyla “iktidar” olgusu arasındaki olası ilişkileri düşünmesine ve çözümlemeye çalışmasına neden olur. Kitle ve iktidar üzerine olan fikirlerini “Kitle ve İktidar” (Masse und Macht) ismiyle 1960 yılında yayımlamıştır. Kitabın ilk yarısı kitlenin değişik türlerinin dinamiklerinin çözümlemesine ayrılır. İkinci bölüm ise kitlenin yöneticilere neden ve nasıl itaat ettiği üzerinde yoğunlaşır. Canetti Hitler’i hükmettiği kitlenin büyüklüğünden başı dönen paranoyak bir yönetici olarak sunar. Yahudilere yapılan zulmü Almanya’nın enflasyon deneyimiyle bağlantılandırmaktadır.

Roman

* Die Blendung, 1935 (Körleşme, çev. Ahmet Cemal, Payel Yay., 1981)

Oyun

* Die Hochzeit , 1932 (The Wedding)
* Komodie der Eitelkeit , 1934 (Comedy of Vanity)
* Die Befristeten, 1956 (The Numbered)

Otobiyografi

* Die Gerettete Zunge, 1977 (Kurtarılmış Dil, çev. Şemsa Yeğin, Payel Y., 1995)
* Die Fackel im Ohr, 1980 (Kulaktaki Meşale, çev. Şemsa Yeğin, Payel Y., 1997)
* Das Augenspiel, 1985 (Gözlerin Oyunu, çev. Şemsa Yeğin, Payel Y., 2000)
* Party im Blitz 1991, (Party in the Blitz)

Notlar

* Die Provinz des Menschen : Aufzeichnungen 1942–1972 , 1973 (İnsanın Taşrası 1942-1972, çev. Ahmet Cemal, Payel Y., 2004) (Daha önceki bir baskı için : İnsanın Sılası, çev. Ahmet Cemal, İyi Şeyler Y., 1996)
* Das Geheimherz der Uhr: Aufzeichnungen 1973-1985, 1987 (Saatin Gizli Yüreği 1973-1985, çev. Ahmet Cemal, Payel y., 2006)

Diğer Eserleri

* Masse und Macht, 1960 (Kitle ve İktidar, çev. Gülşat Aygen, Ayrıntı Y., 1998)
* Die Stimmen von Marrakesch, 1968 (Marakeş’te Sesler, çev. Kamuran Şipal, Cem Y., 1960)
* Der andere Prozess, Kafkas Briefe an Felice, 1969 (Öbür Dava, Kafka’nın Felice’ye Mektupları Üzerine, çev. Kamuran Şipal, Cem Y.,1994)
* Der Ohrenzeuge. Fünfzig Charaktere, 1974 (Elli Karakter. Kulak Misafiri, çev. Şemsa Yeğin, Payel Y., 1994)
* Das Gewissen der Worte, 1975 (Sözcüklerin Bilinci, çev. Ahmet Cemal, Payel Y., 1984)
* Die Fliegenpein, 1992 (The Agony of Flies)
* Nachträge aus Hampstead, 1994
* Edebiyatçılar Üzerine, çev. Gürsel Aytaç, Payel Y., 2007
* Ölüm Üzerine, 2007, çev. Gürsel Aytaç, Payel Y., 2007

Share

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ömrümüzün Yılmaz Güney’i ve 12 Eylül Sabahı
Cafrande.org etnik oyun müzikleri seçkisini online dinle
Kapat