“Gidenlerinin çok olduğu yollardan gitmeyin” Ali – Ali Şeriati

Bu dünya onlara az gelmiştir. Bu âlem onların tüm isteklerine cevap vermekten âcizdir. Bu yüzden refah içinde yüzen sınıfın gamı ve kederi daha fazladır. Hissedilen âlem, onların ihtiyacına cevap verememektedir.

Bu yüzden düşünsel açıdan acıya ve inzivaya yakın, kötümser olan ve felsefî dert sahibi olan sınıflar, hayattan daha fazla nasiplenen sınıflar olmuştur. Bu mesele oldukça derindir. Bu da insanın tanıdığı, gördüğü ve hissettiği maddî anlamdaki “var olan”’ her şeyden, daha fazla olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla insan bu âlem karşısında kendisini her zaman daha aşkın [müteal] hissetmiştir. Bu histen, karamsarlık, bu karamsarlıktan da acılar ve üzüntüler meydana gelmiştir. Acı, üzüntü ve yoksunluk duygusu, kurtuluş ve neresi olduğunu bilmediği bir yere ulaşma arzusunu doğurmuştur. Onda, bu âlemde olmayan, burada elde edemediği ihtiyaçlar var etmiştir. Neresi olduğunu bilmediğim yer neresidir? Bu âlemde bulamadığım ve ne olduğunu bilmediğim bu ihtiyaçlarım nelerdir? İşte ilkel insandan en medenî insana kadar herkesin sorduğu bu soruların cevabı çeşitli dinleri, edebiyatları, sanatları, kültürleri vücuda getirmiştir. Bunlar, her dönemde ve her ırktan insanın sorduğu sorulardır. Bu insan, ideallerini gerçekleştirebilmek, “var olan”dan daha yüce arzularını, bu dünyada bulamadığı ihtiyaçlarını ve bu dünyada hissettiği yoksunluğu, giderebilmek; neresi olduğunu bilmediği o yüce âleme ulaşmak için bu kutsal olmayan âlemde var olmayan o kutsallara ulaşmak ve onları tanımak için, çeşitli yollara başvurmuştur. Bu duygudan ilkel dinler ortaya çıkmıştır. Dinin fıtrî oluşunun anlamı da işte budur.

Ben, dinin içgüdüsel bir şey olduğunun söylenmesine karşıyım, içgüdü ve fıtrat birbirine oldukça yakın şeylerdir; ama aynı değildir. Fıtrat, insanın«yapısını ifade eder: ama içgüdü, insanın fıtratına konmuş haller, özellikler ve güçlerdir. İçgüdüler, insanı bilinç dışı olarak bir yerlere çekmektedir. Ama din böyle değildir. Din  insandaki bilinçsiz ve kör bir iç güdü değildir.

Ben öyle sanıyorum ki Gılgamış’ın hüzün dolu destanını7 yaratan Gılgamış’ın çığlığı da bu gurbet aleminin çığlığıdır ve bu âlemden kurtulmak ve neresi olduğunu bilmediği öteki âleme ulaşmak için yükseltilen bir çığlıktır. Ben Ali’nin yücelikler ve güzellikler dolu ruhunda da aynı çığlığın mevcut olduğuna inanıyorum.

İncil’de çok sevdiğim bir ayet vardır. Tüm İncil tahrif olmuşsa da bu ayet, bir Peygamber sözünün kokusunu taşımaktadır. Zira semavî bir kitabı tahrife kalkışan hiç bir insan, böyle bir cümle kurabilecek şuura ve zevke sahip değildir.

Bu ayete şöyle deniyor: “Ey insanlar, (büyük ve bağımsız bir insan inşa etmek istenmektedir) çoğu insanların gittiği yoldan gitmeyin. Az insanın gittiği yoldan gidin. Zira tarih ve tekamül, yeni bir yol seçenlerin ve halk kitlelerinin gitmediği bir yolda-ilerleyenlerin malıdır. Takipçilerinin az olduğu bir yoldan gidin. Gidenlerinin çok olduğu yollardan gitmeyin.” Bizans din adamları, bu ayete göre amel etmek adına caddelerden yürümez, sokaklardan ya da ara yollardan giderlerdi.

Ali Şeriati
Kaynak: Ali

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Umut Devrimi: Teknoloji Toplumunun İnsanlaşması – Erich Fromm
Kapat