“Geçmiş asla ölü değildir” Fotoğraflardan silinen kahramanlar – Mehmet Güreli

Şöyle der Kafka: “İki hasmı var: Birincisi onu ardından, başlangıçtan bastırıyor. İkincisi ise yolun ilerisini kesmiş. Her ikisine karşı da savaş veriyor. Tabii ikincisine karşı savaşında birincisinden destek alıyor, çünkü birincisi onu ileri itmek istiyor.

Bülbülün ve karganın ses organları benzer yapıdadır, ama birincisinin çeşit çeşit şakımak için kullandığı bu organları, ikincisi yalnız gagalamak için kullanmaktadır. [Charles Darwin]

Şöyle yazar Oscar Wilde: “Acıya duyulan sempati elbette var olacaktır. O, insanın ilk dürtülerinden biridir. Birey hayvanlar, tabiri caizse daha yüksek hayvanlar, bu duyguyu bizimle paylaşırlar.

“Fakat şunu unutmamalı ki, sevinci paylaşmak dünyadaki sevincin toplamını yoğunlaştırırken, acıya yerinmek acının miktarını gerçekten azaltmaz. İnsanın kötülüğe daha iyi göğüs germesini sağlayabilir, ama kötülük ortadan kalkmaz. Vereme yerinmek veremi ortadan kaldırmaz; bunu Bilim yapar.”

* * *

En büyük amacın, evrensel temel yasalara ulaşmak olduğunu ve bu yasalara giden mantıksal yolların olmadığını söyler Albert Einstein. Ona göre, onlara yalnızca sezgiyle, deneyimin sempatik kavranışı ile varılabilir.

Hayatın içinde söylediğimiz her söz, her davranış, oturup seyrettiğimiz her oyun bize aklımızın, sezgilerimizin yeterliliği konusunda apaçık veriler sunar durur. Kâh dururken, kâh düşünürken tüm çizelgeler yanılgılarımızda ya da doğru tahminlerimizde yanıp yanıp sönerler. Kime ne söylediğimizi duymaya başlarız sessizce. Geçmiş denilen takvimden kopmuş zaman birimine kötü bir benzetmeyle bakmayı öğreniriz, acımasızca uzak durur, doğrularımızla baş başa kalmanın acısını çekeriz. Kime ne söylediğimizi hatırlamak bile istemeyiz.

Bazı toplumsal değerlerin kitlelerin beğenileriyle yeniden düzenlenir görünmesinden ürkmenin altında yatan neden de budur. Anlatamamak değildir bu, tam tersine her şeyi mükemmel düşünmektir. Kimsenin yanınızda olmamasına da üzülmenizin çabuk atlatılabilir olmasına da pek şaşırmamak gerekir.

Eğer tarihteki fotoğraflarda yer alan kişileri silmeye çalışan birine hayranlık duyanlara rastlarsanız, ne düşündüğünüz hiç önemli değildir artık. O, beklemediğiniz bir yerde duymayı bile hayal edemeyeceğiniz cümleler taşımaktadır kafasında. Comines şöyle der: “Zalim insan hiçbir zaman cesur olmamıştır.”

* * *

1990’larda, Japoncada “gönüllü olarak aşırı çalışmak” anlamına gelen “karo” sözcüğünden, “aşırı çalışmaktan ölmek” anlamına gelen “karosi” sözcüğü türetilmişti ve kelime kısa sürede İngilizce, Almanca ve Fransızcaya girdi. 1994’te ölü sayısı 32, ertesi yıl da 76 olarak açıklandı. Artık hastalık tescil edilmişti.

* * *

Theodor W. Adorno’dan: “Kültürlü zevksizler bir sanat yapıtının onlara bir şey ‘vermesi’ gerektiğini düşünürler hep. Radikal yapıtlara artık kızmıyor ve su utanmazca alçakgönüllü mazerete sığınıyorlardır: Anlamıyorum.

“Bu tavır, hakikatle son negatif ilişkileri olan muhalifliği bile ortadan kaldırır ve tacizkâr nesne de tatlı bir gülümsemeyle kendi benzerleriyle birlikte kataloglanır: Reddetme veya yeğlenme sorumluluğu bile üstlenilmeden reddedilebilecek veya yeğlenebilecek tüketim mallarıdırlar artık.”

* * *

Şöyle der Kafka: “İki hasmı var: Birincisi onu ardından, başlangıçtan bastırıyor. İkincisi ise yolun ilerisini kesmiş. Her ikisine karşı da savaş veriyor. Tabii ikincisine karşı savaşında birincisinden destek alıyor, çünkü birincisi onu ileri itmek istiyor. Aynı şekilde birincisiyle olan savaşında, kendisini geriye ittiği için ikincisinden destek alıyor. Ama bu yalnızca teorik olarak böyle. Zira ortada yalnızca iki hasım yok, kendisi de var; gerçekten kendi niyetinin ne olduğunu biliyor mu? Yine de savunmasız kaldığı bir anda -ki bu ânın şimdiye dek hiçbir gecenin olmadığı kadar karanlık olması gerekir- kavga hattının dışına sıçramanın ve kavgadan edindiği tecrübeyle hasımların birbirleriyle olan savaşında hakemlik konumuna yükselmenin hayalini kuruyor.”

Hannah Arendt de bu hikâyeyi şöyle yorumluyor: “Bütün basitliği ve kısalığıyla bu hikâyede ‘düşünce olayı’ denebilecek bir zihinsel bir görüngü (fenomen) anlatılır. Sahnede geçmiş ile geleceğin güçlerinin birbirleriyle savaştığı bir savaş alanı vardır; aralarında da ayakları üzerinde durmak için her iki tarafa karşı da mücadele vermek zorunda kalan, Kafka’nın o dediği insan yer alır. Dikkat edilmesi gereken ilk şey sadece geleceğin değil, aynı zamanda geçmişin de bir güç olarak görülmesidir; öte yandan geçmişin yükü, geleceğe doğru ilerlemekte olan insanların sırtlarından atabilecekleri, hatta atmaları gereken bir yük değildir.

Faulkner’in deyişiyle, “Geçmiş asla ölü değildir, hatta geçmiş bile değildir.” Üstelik geriye, başlangıç noktasına kadar uzanan bu geçmiş insanı geriye çekmez, ileriye iter ve beklenenin aksine, bizi geriye, geçmişe doğru çeken gelecektir.”

Mehmet Güreli
Hayaller ve Sokaklar

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
İçimizde şeytan yok. İçimizde acizlik, iradesizlik, bilgisizlik var – Nedim Gürsel

İçimizdeki Şeytan Sabahattin Ali'nin en iyi yapıtı değil belki, ama romancılığında bir dönemeç olduğu söylenebilir. Gerçekte bir uzun öykü olan...

Kapat