Erik Stinus ve Şiiri – Kemal Özer konuşması (2009

Erik Stinus, ülkemizde bilinen bir ozan. Şiirlerinden yapılan çeviriler dergilerimizde yıllardır yayınlanmakta. Bu çevirilerle oluşturulmuş kitaplarının sayısı da üçe ulaştı.
Erik Stinus’un ülkemizde tanınması, yalnızca şiirlerinin çevrilmiş olmasından kaynaklanmıyor. Türkiye’ye, başta Nâzım Hikmet olmak üzere Türk şiirine gösterdiği ilgi, verdiği önem, ozanlarımızdan yaptığı çeviriler de bunda etken. Ülkemizi 50 yıl önceki ilk gelişinden bu yana çeşitli dönemlerde ziyaret edip pek çok yöresi ve özelliğiyle tanımış olması kadar, özgürlüklerin iyice kısıtlanıp baskıların arttığı bunalım yıllarımızda bu koşullara direnç gösteren dünya aydınları arasında yer alması, dayanışma göstermesi bu tanınmışlığın sınırlarını kuşkusuz daha da genişletmiş durumda.

İlk gençliğiyle birlikte, bir yandan dünyaya açılmayı, bir yandan başka insanları tanımayı sürdürecek biçimde yaşamak, giderek ‘dünya yurttaşı’ olmak amacı taşıdığını, bu amaca uygun bir kimlik edinmeye ve kendisini olduğu kadar başka insanları da anlatmayı sağlayacak bir şiir anlayışını benimsemeye yöneldiğini gözlüyoruz.

Bu şiir anlayışıyla Erik Stinus yaşadığı çağa damgasını vuran olayları izleyecek; neredeyse her önemli yaşanmışlığın tanıklığını yapacaktır. Kendini bu tutuma yönelten şiir anlayışını açıklarken, üç tanımın kendisine yol gösterdiğini söyler.

Bunlardan biri, Paul Eluard’ın tanımıdır: “İçinde şiirsel bir gerçeğin apaçık gösterildiği bir şiir bizi okşar, yaşamımızı değiştirir.” İçinde doğruluk payı bulduğu ikinci tanımda “Şiir, dünyanın yaşama ilkin beşik, sonra gömüt olması çelişkisine gem vurmaktır” der Carl Sandburg. Üçüncü tanım ise, Nâzım Hikmet’in bir şiirinden alıntılanan şu dizelerde yer almaktadır:

“Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar
yürekte, kitapta
ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak sevgilim, o müthiş bir bahtiyarlık
anlamak gideni ve gelmekte olanı.”

Bütün bunların sonucunda, yaşadıklarından ve öğrendiklerinden süzüp getirdiği ve benimsediği anlayış için Erik Stinus şöyle diyecektir: “Şiir, hem ozanın hem yazıldığı çağın bir resmi; ozanın hem kendisinin hem başkalarının yaşamını anlama çabasıdır. Sözcükleri, ezgisi, dizemi, durakları ile şiir bundan da fazlası olabilir, ama hiçbir zaman daha azı değildir.”

Şiirlerini, bu yaklaşım çerçevesinde, çok ağır bastığını gördüğümüz iki eğilime göre iki kümeye ayırabiliriz. Genel olarak söylersek, bu kümelerden biri, insanın doğa içindeki varlığıyla, öteki de toplumsal ilişkiler içindeki varlığıyla ilgili şiirlerden oluşuyor.

Her iki kümedeki şiirlerde de Erik Stinus’un şiir anlayışıyla ilgili iki temel nitelik, lirizm ve anlatımcı söylem, hemen öne çıkıyor. Onun lirizm anlayışı, doğrudan coşkuyu gözeten bir yaklaşım içermiyor. Bu tür şiirlerinde bir coşku varsa, duyguların köpürüp coşmasıyla ilgili değil. Zekâ ve bilgi süzgecinden geçirilmiş, daha çok sezgiye dayanan, sezdirmekle sağlanan bir lirizm sözkonusu.

Anlatımcı söylem ise, ‘anlatılan’ı ‘yaşanan’ın içinden çıkarmakla yetinmeyen, onu ayrıntı zenginliği içinde yeniden kurgulamaya yönelirken, ayrıntı ile bütünlük arasındaki bağıntıyı sürekli göz önünde bulunduran bir yaklaşımla şiire yansıyor.

Uzun şiir cümleleriyle oluşturulan çağrışımlara dayalı bir yapı ortaya koyuyor şiirleri. Böyle olduğu için de ayrıntıların özenle dile gelmesini sağlayacak uzun soluklu bir okumayı gerektiriyor. Ama şiirlerinde ‘anlatılan’lar o kadar özgün ve ‘anlatılan’ların içeriği o kadar çağdaş ki, okurken gösterilen çabaya değdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Erik Stinus şiirinin bu niteliklerine, söyleyiş açısından dikkati çeken bir nitelik daha eklenebilir. Şiirlerinde karşılaştığımız ses öğesi ve ritm kaygısı, kulağımızın alışık olduğu bir ezgi düzeninden kaynaklanmıyor. Çocukluğundan bu yana etkisini taşıdığı ilâhi ve şarkıların, zihninde dönüşüme uğrayan tanıklığıyla oluşuyor diyebiliriz.

Onun şiir toplamına baktığımızda, rahatlıkla diyebiliriz ki, şiir anlayışını yazdıklarıyla doğrulayabilmiş, büyük bir ozan çıkıyor karşımıza. Şiirlerinde, benimsediği tanımdaki gibi, hem kendini, hem başkalarını anlama çabasını başarıyla yansıttığını, kendinin de yaşadığı çağın da yetkin bir resmini çizdiğini görüyoruz.

(Nâzım Hikmet Uluslararası Şiir Ödülü için 26 Nisan 2009′da Aya İrini’deki törende yapılan konuşma)

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Nebahat Altıok: Eşit ağırlıktaki iki ayrı duyguyu, aynı anda ve çok yaşıyorum

Bazen oturduğum yerde Kendi kendime dalıp giderim, Bulanık geçmişimle. Genişleyen halkalar çizerim, Bir düşün uyanık imgesine. Gölünüze taş düşerim. Sizse...

Kapat