Elias Canetti’nin Körleşme Kitabından 10 Alıntı

Körlük, zamanı ve mekanı alt etmeye yarayan bir silahtır; varlığımız tek dayanağını duyularımızla, gerek yapıları, gerekse kapsamları bakımından pek yetersiz olan duyularımızla kavradığımız birkaç kırıntının dışında, sonsuza dek uzanıp giden bir körlükte bulur.
Evrende egemen ola kuram, körlüktür. Körlük, birbirlerini görmeleri halinde beraberlikleri düşünülemeyecek nesnelerin ve yaratıkların yan yana bulunabilmelerine olanak tanır.

***

Bana, nasıl oldu da kendini bu kadar unutabildin, diye soracak olursanız -ki bu soruyu sormak hakkınızdır- o zaman size yüzüm utançtan kızararak şu karşılığı vereceğim: bunun nedeni, büyük Mong’un şu sözlerini unutmuş olmamdır: Yapıyorlar, ama ne yaptıklarının bilincinde değiller; birtakım alışkanlıklar edinmişler, ama bunun nedenini bilmiyorlar; ömürleri boyunca dolaşıp durdukları halde yollarını bulamıyorlar: kitleden ayrılmayan, koyun gibi onun peşinden gidenler için doğaldır bunların tümü.

***

İnsan her zaman kendini kitleden ve onu oluşturanlardan korumasını bilmelidir
Kişi, öteki insanlardan uzaklaştığı ölçüde hakikate yaklaşır. Günlük yaşam, yalanlardan kurulu yüzeysel bir düzendir

***

Kültürlü bir insanın ruhu, eksiksiz bir cephaneliktir. Ama anılan insanlar – kültürlü olmaları nedeniyle, bu cephaneliği kullanma gözüpekliğini ender gösterdiklerinden, bu durum pek anlaşılmaz.

***

Adına yaşam kavgası denen kavgayı karnımızı doyurmak ve sevebilmek uğruna olduğu kadar, içimizdeki kitleyi öldürmek uğruna da veririz. Kimi koşullar altında bu kitle, bireyi bencillikten tümüyle uzak, dahası kendi yararına aykırı davranışlara dek götürebilir. İnsanlık, bir kavram olarak bulunmadan ve sulandırılmadan çok önce, kitle olarak vardı. Bu kitle vahşi, coşkun, kocaman ve sımsıcak bir hayvan gibi hepimizin içinde derinlerde bir anafor gibi kaynar. Kitle, yaşına karşın, dünyanın en genç hayvanı, en öz yaratığı, ereği ve geleceğidir. Onun üzerine hiçbir bilgimiz yok; hala bir birey olduğumuz varsayımıyla yaşamaktayız. Kimi zaman kitle, gök gürültüsünden örülü bir fırtına içinde her damlanın yaşadığı ve aynı şeyi istediği coşkun bir okyanus gibi saldırı üzerimize. Bu saldırının hemen ardından parçalanıp gitme alışkanlığını henüz koruduğu için fırtına geçince yine biz olarak, zavallı ve bırakılmış şeytancıklar olarak kalırız. Bir zamanlar bu denli çok, bu denli büyük, bu denli bütün olduğumuzu anılarımıza sığdıramayız bir türlü. … Bir gün gelecek, kitle artık parçalanamaz olacak; belki de önce bir ülkede başlayacak, sonra orayı çıkış noktası yapıp çevresinde ne varsa yutarak ilerleyecek; ta ki artık Ben, Sen, O kavramı değil, ama yalnızca kitle var olacağından, kitlenin varlığına ilişkin tüm kuşkular ortadan kalkana dek.

***

Tarihin çok daha derinlerde yatan ve çok daha özgün nitelikteki itici gücünden, başka deyişle insanların daha yüksek bir hayvan türü olan kitle ile birleşmek ve bu kitle içerisinde kendilerini, sanki tek bir insan bile hiç yaşamamışçasına yitirmek içgüdülerinden haberleri yoktu. Çünkü okumuş kişilerdi; okumuşluk ise bireyin kendi içindeki kitleye karşı kullandığı bir güvenlik kuşağıydı.

***

Bilgiçlik taslayanların beyinlerindeki hastalıkları iyileştirmek kolaydı. Mantığın aşırı zorlanması sonucu ortaya çıkan bu hastalıklar, yine mantık yoluyla iyileştirilebilirdi.

***

Gerçekten erdem sahibi olan kişi, sevdiğinin önünde kendini olduğundan büyük gösterme çabasına düşmezdi. Doğal bir eğilimin, bir tutkunun varlığına sevileni inandırmak, hiç mi hiç gerekli değildi. İş sevdiğini, sanki yaptığı bir işmiş gibi göstermeye kalkışmaksızın korumasını bilmekteydi.

***

“Romanlar sayesinde insan, kendini her türlü insanla özdeşleştirmeyi öğreniyor. Değişiklikten zevk almaya başlıyor. Kişilikler parça parça çözülüp, hoşa giden kahramanların kalıbına giriyor. Okur, gönüllü olarak kendini yabancı hedeflerin akışına bırakıyor, bu yüzden uzunca bir süre için kendi hedeflerini gözden yitiriyor. Romanlar, yazarlık yapan bir oyuncunun, okurlarının bir bütün oluşturan kişiliklerine batırdığı kamalardır.”

***

Hortlaktan neden korkulur ? Bir ölünün, koşulsuz ölmüş olanın, ölmüş ve gömülmüş olanın görüntüsü olduğu için, ölü, üstüne eski, bilinen bedenini geçirip ortaya çıksaydı, karşısında aynı korku duyulur muydu ? Hayır! Çünkü böyle bir görünüm karşısında ölüm düşüncesi uçup giderdi ve insan karşısında yine o canlı kişiyi bulurdu.


Türkiye’de ilk defa 1981’de yayımlanan Elias Canetti’nin Körleşme adlı eserini Türkçeye Oğuz Atay’ın önerisiyle Ahmet Cemal kazandırdı.
Dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olduğu tartışmasız kabul edilen Körleşme, Almanya’da edebiyatın, politikanın kirli gölgeleri altında yitip gitmeye yüz tuttuğu bir dönemde yazılmıştır. Ancak, Elias Canetti kurguladığı zaman ve mekân, kullandığı dil ve üslup, karakterlerindeki soyutlamanın isabetliliği ve bunları aktarmadaki başarısı sayesinde sınırları aşmış, evrenselliğin en üst boyutlarına ulaşmıştır. Çoktandır kendi fildişi kulesine çekilmiş bir aydının trajedisinde cisimleşen Körleşme, insanoğlunun kendi eliyle kurduğu, sonra da kendisine yabancılaşmış, düşman kesilmiş bulduğu dış çevreyi, son derece özgün bir biçimde ve en uçta sayılabilecek araçlarla tasvir etmeyi başarıyor.

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ Resminin Ressamı Osman Hamdi Bey ve Online Resim Sergisi

Osman Hamdi, dönemin sadrazamı İbrahim Edhem Paşa’nın oğludur. Çok sayıda resmi görevde bulunmuş olan babası tarafından hukuk öğrenimi görmek üzere...

Kapat