Eğlence, Mizah | “Ergenekoncu muyum?” şüphesi hayatımı zehretti – Akli Denge

Çok değerli okurgezerler! Ampüllerle aydınlandığımız şu günlerde kâh yolda gezerken, kâh duvar dibine işerken kulağıma Sezen Aksu’nun “banane banane, beni al, beni al, onu alma” şarkısının sesleri geliyor. Ya da bana öyle geliyor. Bana öyle geliyor ki bana öyle gelmiyor. Benim bünye sağlam çünkü. Herhangi sakat bi durumum yok. Kalben ve beynen sağlığımın yerinde olduğunu düşünüyorum. Balık yiyorum, meyve sıkıcılarından her gün karma meyve suları içiyorum, doğal antibiyotik olan turp’tan yiyorum.  Peki o zaman gayipten gelen bu melodiyi neden duyuyorum? Bence bu melodi, gayipten değil Tayyip’ten geliyor. Ergenekon davası, -nur içinde yatsın- Ahtapot Paul’ün kolları gibi sekiz koldan herkesi kavrayıp almaya başladı. Ben böyle alıngan bi dava görmedim.

Bu ne bereketli bi memlekettir ya rabbim! Her gün ruh-u mücerret gibi olay fışkırıyor her yerinden. Takip etmekte zorlanıyor ve bu durumuma çok üzülüyorum. 24 yaşından büyük olduğumu kapıdaki izbanduta ibraz edip kendimi barlara diskolara vuruyor ve öyle rahatlıyorum. “Ulan eksiklik ben de mi, ben mi yeteneksizim acaba?” diye beynimin orta yerinden geçiriyorum bazen. Sanırım olay benle ilgili değil. Çünkü yerine akbil basacak kadar sevdiğim bazı arkaaşlarıma soruyorum, onlar da bu zengin olaylar yumağı karşısında ‘aciz’mendi gibi kalıyorlarmış. Bazen kendimi şık ve güzel bayan dolu Nişantaşı sokaklarında gibi hissediyorum bu olay zenginliği yüzünden. Hani insan “hangisine baksam acaba?” diye maldonaldo gibi kalır ya, bu memleketin olayları karşısında öyle hissediyorum kendimi.

Çok değerli okurgezerler! Ampüllerle aydınlandığımız şu günlerde kâh yolda gezerken, kâh duvar dibine işerken kulağıma Sezen Aksu’nun “banane banane, beni al, beni al, onu alma” şarkısının sesleri geliyor. Ya da bana öyle geliyor. Bana öyle geliyor ki bana öyle gelmiyor. Benim bünye sağlam çünkü. Herhangi sakat bi durumum yok. Kalben ve beynen sağlığımın yerinde olduğunu düşünüyorum. Balık yiyorum, meyve sıkıcılarından her gün karma meyve suları içiyorum, doğal antibiyotik olan turp’tan yiyorum. Biraz doğalgaz üretiyorum ama olsun. Peki o zaman gayipten gelen bu melodiyi neden duyuyorum? Bence bu melodi, gayipten değil Tayyip’ten geliyor. Ergenekon davası, -nur içinde yatsın- Ahtapot Paul’ün kolları gibi sekiz koldan herkesi kavrayıp almaya başladı. Ben böyle alıngan bi dava görmedim.
“Bana Ergenekon Davası’nı çizin” desem nasıl bi’şey çizersiniz acaba? Ben olsam, kafayı yemiş, saçlarını iki haftadır yıkamadan, başını da kaşıyacak vakit bulamadan onu bunu izleyen, pasparanoyak bi herif çizerdim. Odasının her yeri dinleme kayıtları, torba torba belge, uzaktan zoom yapılarak çekilmiş bi dolu fotoğraf olan bi paranoyak!

Peki bu Ergenekon’un “dalgası” nasıl olurdu acaba? Arkeolojik “şey” gibi bi’şey mi olurdu? Ama anlaşılan bu elemanın sadece bir dalgası yok. On küsuruncu dalgasını geçtiğimiz günlerde görmek zorunda kaldık. Daha kaç tane gelecek bilemiyoruz.
En son alınan gazeteci arkadaşlarımızın ardından “nabza göre şerbet” kaynatan gazetecilerin yazılarını okuyunca kulağıma bu kez süper babaanne Müzeyyen Senar’ın “dalgalandım da duruldum” şarkısının melodileri geliyor. “İki gıdım kafam vardı onu da kelle paça yapıp yiyorum” diye telaşa kapılıyorum. Sonra titreyip kendime geliyorum. Dalgalanan susuyor. Amma velakin belirtmek gerekir ki dalgalardan enerji üreten namuslu, akli dengesini kaybetmemiş olan gazeteciler de yok değil. Zaten onlar da olmasa Libya’dan 7 kişinin kaçtığı “Hicret” isimli tekneyi rica edip alıcam ve Küba’ya hicret (göç) edecem.

Kendisi paranoyak olduğu için herkesi de paranoyak yapmaya niyetli bu Ergenekon Davası. Hani AİDS hastası olanlar bir aralar kendi kanlarını doldurdukları şırıngaları başkalarına batırarak onları da hasta ederlerdi ya. Onun gibi bi’şey. Bu sebeple telefonla her konuştuğumda, kimle konuşursam konuşayım “ya abi F e t h u l l a h Hoca’mız da acaba Pensilvanya’da rahat mıdır, çok özledim kendisini” vecizesini günde iki kilo çekirdek yiyen boşboğaz papağanlar gibi tekrar ediyorum. Telefonu dinliyorlarsa karşı tarafa “ben masumum” kısa mesajını çekiyorum. Yağmurlu havalarda bile kapüşonumu kafama çekmiyorum. Çünkü takip eden falan varsa göremiyorum. Artık evde kombiyi iptal edip sobalı düzene geçtim. Yazdığım bütün notları orada rahat rahat yakıp yok ediyorum. Telefonumda kayıtlı kişileri kontrol edip evli ve özellikle çocuklu olanları siliyorum. Babasız, anasız kalmasın yavrucaklar.

Helikopterle seyahat etme ihtimaline göre bütün kişileri sıralıyor ve ilk on kişiyi de cep telefonumun rehberinden acımasızca siliyorum. Gerçi helikopterle seyahat edecek kimsem yok ama yine de belli kriterlere göre sıralıyorum. N’olur n’olmaz! Sonra sevgili Mirgün Cabas gibi milletin helikopterini düşürdün müşürdün demesinler.
Eni sonu, rehberdeki isimleri sile sile zaten başından beri “Ergenekoncu” olduğunu düşündüğüm birkaç isimden başka kimse kalmadı. Zaten onları da Zekeriya Öz beye kendim ihbar edip telefonumun hafızasını iyice rahatlatacam.

Ünlü Türk- İslam düşünürlerinden Bülent Arınç, geçenlerde meclise türbanlı milletvekili seçilmesi hakkında “zamanı gelmeden çiçek bile açmıyor” dedi. Bu vecizeyi duyar duymaz “neden ben daha önce düşünemedim bunu” dedim ve bunu bilmediğim için kendimden utandım. Bu lafı Saraçhane Geçidi’nin en görünür yerine altın harflerle yazabilmek için kuyumcu bi arkadaşımdan yarım kilo altın istedim. Bakalım. Haftaya netleşecek.
Anlayacağınız Ergenekon’un dalgası, beni almadığına göre çiçeğin açmasına biraz daha var. Cep telefonumun rehberi boş, sobalı evimde belge yakarak ısınıyor ve “çiçeğin açmasını” bekliyorum.

“Eğlence, Mizah | “Ergenekoncu muyum?” şüphesi hayatımı zehretti – Akli Denge” üzerine 2 yorum

  1. Topyekûn bir seferberlik halinde miyiz?
    Savaşın sıcak soğuk hallerinden sanırım bu, sıcak olan bölümü sayılır.
    Toplumsal muhalefet direncini gayri meşru yollarla kırma girişimi de başlı başına bir savaş biçimi sayılamaz mı? Ancak muhalefet ve toplumsal iddiamı bir kez daha yoklamalıyım.
    Neden bu ülkede sadece sokakta olmayanlar arasında kavga yaşanır? Sanırım sokağa çıkma yasağını uygulaya uygulaya akli selim vatandaş, bildiklerini akil havuzunun dibinde unutuverdi.
    Beynine sağlık diyecem ama okuduğum kadarıyla beyin sağlığınız şüpheliler kategorisini şimdiden boylamış! Paranoyaklaşmanıza en ufak bir serzenişte bulunduğumu düşünmeyin. Aslında derdim mevzunuzun rotasına uygun tespit bulma arayışından kaynaklanmaktadır. Belirttiğiniz güzergâhın nihai duraklarından bir tanesi de paranoyaklar durağı değil midir?

  2. yazıyı okuduktan sonra anladım beni bıyıklı ergenekoncu zanettikleri için işe almıyorlar.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Lev Nikolayeviç Tolstoy’dan bir öykü Efendi ile Uşağı

1870'lerde bir kış mevsimi geçti anlatacağımız bu olay. Aziz Nikolay Yortusu'nun ertesi günüydü. Yortu köyün kilisesinde topluca kutlanmıştı, ama ikinci...

Kapat