Ece Temelkuran: “Bir çiçeğin yanından geçer gibi yaşamalıyız aslında…”

Kadınların Kafası Karışık

“Bütün çocuklar, bir kez olsun, anne ve babalarını cezalandırmak için ölmeyi düşünmüştür mutlaka. Ve nedense hep ağlamışlardır düşün sonunda. Belki bu öykü de bir cezalandırma… ağlama. Bunları oku. Denize karşı bir sigara yak. Tek şekerli, demli bir çay koy masaya, çok neşeli bir müzik çalsın mutlaka, kapat gözlerini, gülümse, çünkü… bütün kadınların kafası karışıktır. Çünkü… bir gün bir anda, bazı kızgınlıklarını unuttuğunun farkına varacaksın, artık pek düşünmediğini, çünkü artık bildiğini anlayıp, ellerini bir klarnet taksimi gibi uzatacaksın, hâlâ kafan karışık olacak, ama artık bunu seveceksin, sevmelisin de. Kadınsın… bir çiçeğin yanından geçer gibi yaşamalıyız aslında…”

“Babam için, annneme”

“Söz yoksa, sürgün vardır. Kaçarsın. Nereye? En yalan yere”

“Duyarlılık senin sandığın gibi her olayda oturup ağlamak değildir.”

“Hiçbir şey beklemediğini söyleyenler en çok bekleyenlerdir aslında.”

“Çok eskiden, ellerim annemin ellerine benzemeden önce, ‘her şey çok güzel olacak’ derdim.”

“Ellerimi ceplerime sokmalıyım bazen. Cepsiz şeylere dayanamam. İnsan ellerini nereye koyacağını şaşırıyor. Şaşırdıkça ellerimiz çoğalır. Dikkat edin bir kez, mutlaka çoğalır.”

 “Birinin kendisini bir yere kapatması nedense diğerlerini pek korkutur. Sanki dışarda kaldıklarına bozulurlar; onur meselesi yaparlar.”

“Hani bazen olur ya, ağlamak yetmez. Ağlamanın hiçbir türlüsü yetmez. Bağırmak da yetmez. Çekip gitmeye gerek bile yoktur. Garip bir gülme kaplar göğsünüzü. Çünkü acı öyle büyüktür ki, bedeninizi kaplar. Bedeniniz acı olur. Acı yabancı değildir, batmaz. Gülersiniz.. Gülüyorum.. Bütün gizlenmiş, yatıştırılmış, bütün yasaklanmış gülmelerimi gülüyorum.”

“Alara, sen neleri terk ettin annen gibi yenilmemek için? Biz ne zaman annemiz gibi olduk? Aslında babamız olan o adamları nasıl bulduk? Yenildiğimiz bir maçın rövanşı bu, Alara, dikkatli ol. O adamlarda babanı öldürebildin mi? İhtimal, öldüremedin. Yenildin.”

“Öfke, her yenilgiyle içimizde büyüyen cüzzamlı bir çocuk, alara. Anlamsız ve zamansız ağlamalar. Ve sonra:

Neden oluyor biliyorum. Ara sıra böyle olurum ben. Aslında seni çok seviyorum. Çok seviyorum. Dengesizliklerim için özür dilerim.

Aslında ne sevdin ne de öldürebildin onları, Alara. Anlasana, biz yokuz aslında. Yani ellerimiz hiçbir zaman temiz olamadı. Yok yere topuklu ayakkabılar giymeyi öğrendik, kitaplar okuduk ve dolma sarma dersine çalıştık. Psikoloji ve sosyoloji okuduk ve bol bol sustuk.

Alara , biz kaçtığımız tuzaklara yakalandık. Bu kadar işte.”

“Öyle bir suçluluk duygusu var ki bende, yemeğin yemediğim yarısının bile kalbinin kırıldığını düşünüyorum. Böyle yaşamak kolay olmuyor elbette. İnsan, yaşamayı becerebilenlerin karşısında donup kalıyor. Yani merak ediyorum, insanlar nasıl oluyor da yaşamaya ara vermek istemiyorlar. Bana gelince, ara vermek bir yana, yaşamak istediğimden bile o kadar emin değilim. O tür bir saplantım -ya da kararlılığım diyelim- hiç olmadı. Kendimi dünya için o kadar zorunlu veya yararlı da görmüyorum üstelik. Soğuk makarna gibiyim, ne dünyaya zarar vermek istiyorum ne de büyük bir yarar sağlamak gibi önlenemez bir isteğim var. Var olmak, o kadar da heyecan verici gelmiyor bana. Buna karşılık, yok olmanın da anlamlı bir yanını göremiyorum. Tavşan boku gibiyim bir bakıma; kokmaz, bulaşmaz. Sizin anlayacağınız, eğer ölümü anlamlandıran yaşadığınız sürece yaptıklarınızsa, pek şansım yok..”

“Kadın, anlaşılmamış bir şaka gibi havada asılı. Kadın hep, en önemli yerini unuttuğu komik bir öyküyü arar. Aslında her öykü, bir tür terk edilmeyle başlar.”

“Biz ölünce- siz susuyorsunuz ya, biz ondan ölüyoruz işte- ölünce biz, karşısında durup susacağınız kimse olmayacak. silahlarınızla yalnız başınıza kalacaksınız.”

“O gün öldüm. Artık hiçbir soruyu yanıtlayamayan bir gülümsemeydim.
Sorusu olmayan bir yüz. Acısız beyin.
Her şey, karşısında gülümsenecek bir film gibi akıp gidiyordu.
Ben, tam da istediğim gibi, orada öylece duruyordum. Orada öylece durup, katillerden intikam bile almak istemiyordum. Durmak ve gülümsemek. En sonunda bunu yapar insan. Ne bağırmak, ne küfür etmek.

 Yenilmekle uzlaşmak arasındaki yerdedir delilik.
Delirdiğinizde herkes, artık mutlu olduğunuzu, her şeyin düzeldiğini sanır. Düzelmiştir de bir bakıma. Çünkü unutmuşsunuzdur.

Böyle bir delilik, hastalık değildir. Bu delilik, insan üzerinde işlenen suçların sonucudur.
Ve suçlar hiçbir zaman kanıtlanamaz. Gizlenmemiştir, bu yüzden ortaya çıkarılmaz.
Kimse cezalandırılmaz. Suçlu olanlara hiçbir zaman suçlarını gösteremeyiz.
Suçları yine mahkumlar dinler ve dinledikçe yeni acılar çekerler.
Acı, yine acı çekme yeteneği olanlara düşer. Yine dinleyenler duyacaktır.
İşte öyküler, bu yüzden hep biraz yanlış adrese gider…”

” ‘Yaşamak ,eskimektir’ dediğim ilk gün , beklenmedik bir şey olmayacağını da fark etmiştim.
Belki biraz daha iyi, belki biraz daha kötü.
Ama hiçbir zaman beklenmedik değil. İnsan , bekler çünkü, tetiktedir.
Beklemediğini söyleyenlerse, en çok bekleyenlerdir.”

Bütün Kadınların Kafası Karışıktır
(Şiir, İletişim, 1996 – Everest, 2008)

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
İnsanın Başlangıcı: Hikayecinin Hikaye Serüveni – Buket Uzuner

Her birimizin hikayesi vardır. Hepimiz en az hikayenin başrolünü üstlenir, onlarcasının içinde rol alır, yüzlercesini dinler, izler, okur ve hep...

Kapat