Dostoyevski: Biz eski -daha doğrusu- yaşlı insanlar eski şeylere sanki bizden bir parçaymış gibi alışıveririz

İnsancıklarBenim anılarımda bazen beni üzen kötü şeyler bile kötülüklerinden arınır ve göz alıcı bir ışık halinde hafızama yayılır.

Bugün cakalı bir züppe gibi işe gittim. Kalbim apaydınlıktı. Hiç sebepsiz neşeliydim. Gayretle kâğıtlarımın başına oturdum. Sonuç ne oldu peki? Bir süre sonra etrafıma baktığımda her şey eskisi gibiydi, gri ve pis. Aynı mürekkep lekeleri, aynı masalar ve kâğıtlar, ben de aynıydım. Hep aynı kalmıştım. Peki Pegasus’un üzerinde uçmamın anlamı neydi o zaman? Nedeni neydi? Güneş ışığı, mavi gökyüzü neydi? Pencerelerimizin altından kim bilir ne kokular gelirken, güzel kokulardan söz etmek neyin nesiydi? Bütün bunlar benim aptal hayal gücümün bir ürünüydü. Bazen insan duygularına kapılıp saçma şeyler yazabiliyor. Bunun nedeni de kalbin aşırı taşkınlığından başka bir şey değil. Eve dönerken sanki yürümedim de sürüklendim.

Hiçbir sebep yokken başım ağrıyordu. Her şey peşi peşine geliyordu. Soğuk da almıştım. Bahardan dolayı öylesine keyiflenmiştim ki, aptal gibi incecik bir ceketle dışarı çıkmışım. Duygularım konusunda da yanılıyorsunuz hayatım! İçimi dökmemi yanlış yorumluyorsunuz. Benim duyduğum babacan bir sevgiydi Varvara Alekseyevna, saf babacan bir sevgi. Sizin açması öksüzlüğünüz beni size babalık yapmaya zorladı. Bunu bütün içtenliğimle, kalpten söylüyorum. Siz ne söylerseniz söyleyin, uzaktan da olsa akrabanızım ve en yakın koruyucunuzum. Korunma ve güven aradığınız her yerde, ihanet ve aşağılama buldunuz.

Şiire gelince canım, size şu kadarını söyleyeyim ki benim yaşımda bir adamın öyle şiirle falan uğraşması pek yakışık almaz. Şiir saçma bir şey zaten! Günümüzde okullarda şiirle uğraşan çocuklar dayak yiyor… Bu iş böyledir aşkım!
Varvara Alekseyevna, neden bana rahatlığımdan ve huzurumdan söz ediyorsunuz? Ben dırdırcı bir adam değilim ki, herhangi bir isteğim de yok. Şu ankinden daha iyi yaşamadım ki hiç.

Bu yaşımda niye şikâyetleneyim? Karnım tok, sırtım pek. Ne diye hayallere kapılayım? Kont değilim ya! Babam doğuştan soylu değil ki. Benimkinden daha düşük bir gelirle bütün ailesini geçindirmek zorundaydı. Hanım evladı değilim! Doğruyu söylemek gerekirse, benim eski dairem gerçekten çok daha iyiydi, daha genişti. Kuşkusuz şu anki odamdan da bir şikâyetim yok, hatta birçok açıdan daha eğlenceli, bir sürü farklılıkları var. Buna diyeceğim yok ama yine de eski yerimi özlüyorum. Biz eski -daha doğrusu- yaşlı insanlar eski şeylere sanki bizden bir parçaymış gibi alışıveririz. Oda küçücük, duvarlar… neyse canım, söylenecek ne var? Duvarlar duvar gibiydi işte. Bunlar önemli değil ama böyle geçmişi hatırlamak beni hüzünlendiriyor… Garip ama hatıralar hoş bile olsa yine de hüzünleniyorum. Benim anılarımda bazen beni üzen kötü şeyler bile kötülüklerinden arınır ve göz alıcı bir ışık halinde hafızama yayılır. Eski ev sahibimle sakin bir hayat yaşardık Varenka. Öldü gitti kadıncağız. Şimdi onu hüzünle anıyorum. İyi bir insandı, oda için benden çok kira istemezdi. Ömrünüzde görebileceğiniz en uzun şişlerle döküntülerden yatak örtüsü örerdi hep. Başka bir şey yapmazdı. Işık ve yakıt giderlerini paylaşırdık. Bu yüzden de aynı masada çalışırdık. Masha diye küçük bir torunu vardı. Onun küçüklüğünü bilirdim ama şimdi on üçünde olmalı. Çok yaramaz, sürekli gülen, bizi de güldüren küçük bir kızdı. Üçümüz beraber otururduk. Uzun kış akşamlarında yuvarlak masanın etrafına oturur, çayımızı içer, sonra da işlerimizi yapardık. Masha’yı oyalamak, yaramazlık yapmasını engellemek için yaşlı kadın masal anlatırdı. Hem de ne masallar! Sadece çocuklar değil yetişkinler bile zevkle dinleyebilirdi. Tanrım! Hatırlıyorum da pipomu yakıp öylesine keyifle dinlerdim ki, ne yaptığımı unuturdum. Bizim küçük yaramaz da elini gül yanağına dayar, küçücük ağzını açıp hayallere dalar, eğer masal korkunçsa yaşlı kadına iyice sokulurdu. Onu izlemek bizi çok eğlendirirdi. Ne mumun

bittiğini, ne fırtınanın gelip giden uğultusunu ne de tipiyi fark edebilirdik. İyi bir yaşantımız vardı Varenka. Yirmi yıl bu şekilde yaşadık. Neyse çok boşboğazlık ettim! Böyle olaylar pek ilginizi çekmez herhalde. Bunları hatırlamak benim için de pek eğlenceli değil zaten, hem de hava kararırken.
Teresa bir şeylerle uğraşıyor, benim de hem başım hem de sırtım ağrıyor. Kafamda garip garip düşünceler var, sanki onlar da ağrı yapıyor gibi. Bugün çok üzgünüm Varenka! Siz de neler yazmışsınız öyle? Size nasıl geleyim! Benim küçük güvercinim, insanlar ne der? Yani avluyu geçmek zorunda kalacağım, evdeki insanlar beni görüp soru sormaya başlarlar. Laf olur, dedikodu yayılır. Herkes başka anlamlar çıkarır. Hayır küçük meleğim, sizi yarın akşam kilisede görsem daha iyi olacak. Bu ikimiz için de daha akıllıca ve güvenli olur. Küçüğüm size böyle bir mektup yazdığım için lütfen beni ayıplamayın. Okuyunca çok anlamsız olduğunu gördüm. Ben yaşlı ve cahil bir adamım Varenka. Gençliğimde doğru dürüst okul falan yoktu. Şimdi de her şeyi yeni baştan öğrenmeye kalkışsam kafam almaz. Çok iyi ifade yeteneğim olmadığını biliyorum. Biraz komik şeyler yazmaya kalkışsam bir yığın saçmalık yazdığımın farkındayım. Bunu bana kimsenin söylemesine gerek yok.

İnsancıklar
Fiyodor Dostoyevski

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here