Dostoyevski: Herkes eğleniyor eğlenmesine, ama kimse neşeli değil

Ancak canım sıkıldı, daha doğrusu sıkıntının ötesinde, biraz üzüntüydü bu. Çocuk balosu sona erdi ve bu kez büyüklerin eğlencesi başladı. Oh Tanrım, o yeteneksizlikti öyle! Herkes yeni kostümlerini giymiş, ne var ki üstlerinden dökülüyor; herkes eğleniyor eğlenmesine, ama kimse neşeli değil; herkeste bir gurur, kimse kendini gösteremiyor, birbiriyle konuşmuyor, kıskanç, çekingen, herkes bir kenara çekilmiş.Dans etmeyi de beceremiyorlar. Ortalıkta dolaşan şu çok kısa boylu subaya bir bakın (kısa boylu, dansta vahşice dönen böyle bir subaya her orta sınıfın balolarında yüzde yüz rastlamanız mümkündür), yaptığı tek şey, tüm yeteneği, dans ettiği bayanı son derece kabaca döndürmesi ve peş peşe 30-40 bayanı bu şekilde döndürmekle övünmesiydi. Ama incelik neresinde bunun? Dans kur yapmaktır (menuet’yi{65} hatırlayın), subaysa adeta cenkleşiyor.

Aklıma olağandışı, tam anlamıyla çılgınca bir fikir geldi: “Ne olurdu?” diye bir an düşündüm, eğer bu sevimli, saygıdeğer konuklar bir anlık da olsa, içten ve alçakgönüllü olmayı isteselerdi, bu boğucu salon neye benzerdi acaba? Ne olurdu, her biri bütün sırrı birden öğrenmiş olsaydı? Her biri, içinde ne kadar çok dürüstlüğün, içtenliğin, örtüsüz bir neşenin, temizliğin, gönül yüceliğinin, iyi niyetliliğin, zekânın olduğunu anlasaydı birden, ne olurdu? Hem de ne zekâ; hepsinde, kesinlikle hepsinde var olan ince, sokulgan, keskin zekâ! Evet, beyler, bunlar var, ama içinizden hiçbirinizin bundan haberi yok! Ah, aziz konuklar, yemin ediyorum, sizler Voltaire’den de akıllısınız, Rousseau’dan da duygusalsınız, Alkibiades’ten, Don Juan’dan, Lucretius’tan, Juliet’ten ve Beatrice’ten kat kat çekicisiniz! Böyle olduğunuza inanmıyor musunuz? Samimi olarak söylüyorum, ne Shakespeare’de, ne Schiller’de, ne Homeros’ta, hepsini bir araya toplasanız bile, şu an bu balo salonunda, sizin aranızda var olan güzelliği bulamazsınız. Shakespeare de kim oluyormuş! Burada olanları hikmet sahibi kişiler düşlerinde bile göremez. Ne var ki sizin derdiniz ne kadar güzel olduğunuzu fark etmemenizdir!

Biliyor musunuz ki her biriniz bir istesin, salonda bulunan herkesi mutlu edebilir ve peşinden sürükleyebilir. Bu güç hepinizde var, ama öylesine derinlere gizlenmiş ki çoktan inanılmaz hale gelmiş. Yoksa, yoksa altın çağ yalnızca porselen fincanlarda mı var olacak?

Altın çağ sözünü duyunca yüzünüzü ekşitmeyin, ekselansları! Yemin ederim, sizi altın çağ elbisesi giymeye zorlamayacaklar, utanç yaprağıyla, sizi kendinize ait olan general giysinizle bırakacaklar. Altın çağa general rütbeleriyle de kabul edeceklerine inanmanızı isterim. Siz ekselansları, deneyin bir, hemen şimdi – rütbe olarak büyüksünüz, tek başınıza karar verme yeteneğiniz var; sizden beklenilmeyecek kadar güçlü nükte yeteneğiniz olduğunu kendiniz göreceksiniz. Gülüyorsunuz ve inanılmaz buluyorsunuz, öyle mi? Sizi güldürebildiğime sevindim. Burada büyük bir heyecanla haykırdığım şeylerin hiçbiri paradoks değil, gerçeğin ta kendisidir… Sizin derdiniz de bunları inanılmaz bulmanızdır.

Altın Çağ Ceptedir
Bir Yazarın Günlüğü – Fyodor Dostoyevski

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Rainer Maria Rilke: Yalnızlık bir yağmura benzer…

Kapat