Dostoyevski: Dilenciler özgürlük uğruna her şeye -açlığa ve soğuğa- katlanıyorlar

Dilenci Çocuk

Şu çocuklar da tuhaf millet… Düşlerinize girerler, sürekli karşınıza çıkıverirler. Noel arifesinde ve tam Noelde, sokağın o belli köşesinde yedi yaşlarında bir oğlan çocuk görmüştüm. Dondurucu ayazda neredeyse yaz giysileri içindeydi, ama boynunda eski püskü de olsa bir atkı vardı. Demek ki birileri onu sokağa salarken yine de giydirmiş. “El açarak” dolaşıyordu; bu teknik bir deyim, dilenmek anlamına geliyor. Bu deyimi çocuklar bulmuş. Sokaklarda onun gibileri çoktu, çevrenizde dört dönerler, önünüzü kesip, ezberlenmiş sözleri peş peşe sıralarlar, ama bu çocuğun davranışları farklıydı, alışılmadık biçimde konuşuyor, gözlerimin içine güvenle bakıyordu, belli ki bu mesleğe yeni başlamıştı. Çocukla ilgilenince, hasta bir ablası olduğunu, çalışamadığını söyledi; dedikleri doğru olabilirdi; yine de sokakların bu tür çocuklardan geçilmediğini, korkunç soğukta bile dilenmek için sokağa salındıklarını ve elleri boş döndüklerinde de onları mutlaka dayak beklediğini biliyordum. Çocuk, kapikleri topladıktan sonra, soğuktan uyuşmuş mosmor elleriyle, “cumartesiyi pazara bağlayan gece, fabrikada kazan kaldırarak, işe çarşamba gününe kadar dönmeyen” ve içip içip sarhoş olan serseriler çetesinin sürekli mekânı olan bodrumlardan birine dönecek. Aç ve sürekli dayak yiyen karıları da onlarla birlikte içerler, kucaklarında da memelerine yapışmış açlıktan sürekli cıyaklayan bebekleri… Votka, her türlü pislik ve sefil bir hayat, en başta da votka… Topladığı paralarla çocuk hemen meyhaneye yollanır ve yeniden şaraplar getirilirdi. Eğlenmek için kimi zaman çocuğun ağzına zorla şarap dökerler. Soluğu kesilip yere baygın düşünceye dek bu işkenceyi sürdürürler, ardından basarlar kahkahayı.

… Ağzıma iğrenç votkayı
Acımasızca döküyordu…

Büyüdüğünde onu hemen fabrikaya sürecekler, kazandıklarının tümünü yine serserilere götürüp verecek, bu paralar da yine içkiye gidecek. Ne var ki bu çocuklar fabrikaya girene kadar tam suçlu olurlar. Kentte serseri serseri dolaşırlar. Sezdirmeden girilen ve gecelenen bodrum yerlerini avuçlarının içi gibi bilirler. İçlerinden biri, birkaç gece dışarı çıkmadan kapıcının burnunun dibinde, bir sepetin içinde yatmış da kapıcının ruhu duymamış. İster istemez hırsız olup çıkıyorlar. Sekiz yaşındaki bir çocukta bile hırsızlık tutkuya dönüşüyor, yaptığının suç olduğunun bilincinde değil. Sonunda tek şey uğruna, özgürlük uğruna her şeye -açlığa, soğuğa ve dayaklara- katlanıyorlar ve kendi başlarına dolaşmak için serserilerden kaçıyorlar. Bu yabanıl yaratıklar nerede yaşadıklarının, hangi milletten olduklarının ayrımında değiller, Tanrı kavramından, çarın varlığından haberleri yok; haklarında öyle şeyler anlatılıyor ki insanın havsalası almaz; ancak hepsi bir gerçek…

Fyodor Dostoyevski
Bir Yazarın Günlüğü

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Labirentinde Ölen Kral İbni Hakan El-Buhari – Jorge Luis Borges

Kapat