Bölgesel ittifaklar değişirken Kürtler ilerliyor – Vicken Cheterian

Vicken Cheterian

Iraklı Kürtlerin geleceği Suriye’deki çatışmaya da bağlı. Suriye Kürt Demokratik Partisinin Erbil temsilcisi Behçet Beşir’in dediği gibi: ” Suriye’de farklı olası senaryolar var ancak en kötü durumda bile Kürtler kazançlı çıkacak. En azından orada kendi bölgelerini yönetecekler.”
…Suriye’nin Baas rejimi kendi Kürt nüfusuna karşı her zaman sert davrandı. Arap milliyetçiliğinden ilham alarak, Kürt kimliğini tanımadı ve 100 bin Kürdü vatandaşlıktan çıkarıp Kürt bölgelerine Arap aşiretleri yerleştirerek, Kürtleri hem politik hem de ekonomik olarak marjinalize etti. 2004’te Deyr ez-Zor’da Kürt ve Arap futbol taraftarları arasında yaşanan kavgadan dolayı bir ayaklanma başlayınca, baskı acımasız bir hal aldı. Kendi okullarına sahip Ermeni ve Süryani etnik azınlıkların aksine, Kürtlerin kendi dillerini öğretmeleri yasaklandı.  Newroz’un genel kutlanmasını yasakladı. Kasaba ve köylerin isimleri Araplaştırıldı ve Kürt kimliğine yapılan vurgular resmi okul kitaplarından çıkartıldı.

Kuzey Irak’ın Kürt bölgesi artık hatırı sayılır bir ekonomik ve askeri nüfuz ile önemli bir ekonomik canlılık bölgesidir. Bu gelişme Türkiye, Suriye ve İran’daki Kürtlerin ittifaklarını ve beklentilerini de değiştirdi. Bu durum ne ile sonuçlanabilir?
Kuzey Irak’taki Kürdistan Özerk Bölgesi’nin başkenti Erbil ekonomik bir patlama yaşıyor. Tuğla evler yerlerini alış-veriş merkezlerine, otellere ve apartmanlara bırakıyor. Banliyölerde yeni Kürt orta sınıflarını barındırması için yeni kentler yapıldı veya bu yönde inşaatlar sürüyor. Birçok dükkân ve mağazada inşaat malzemesi, mobilya ve elektrik aksamı satılıyor. Dört çeker ciplerin sayısı geniş caddelerde giderek trafiğin sıkışmasına neden olacak kadar arttı. Irak’ın diğer bölgelerinden gelenler Kürt bölgesine alışveriş veya rekreasyon için gelirken, Lübnanlı müdürler, Türk tacirler ve Hintli otel çalışanları buraya servet edinmek için geliyorlar. Her ne kadar eşitsizlik büyüyor olsa ve tarım hızla ihmal edilse de (birçok gıda maddesi artık ithal ediliyor), güvenlik ve petrol parası Irak Kürdistan’ını cazibe merkezi haline getirdi.

Tarih Kürtlere çok kötü davrandı (1). Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra, başkentlerinden uzakta, Avrupalı egemenler tarafından belirlenen dört devlete paylaştırıldılar. Kürt milliyetçiliği güçsüzdü, ancak marjinalleştirme, ayrımcılık ve baskılar sonucunda birtakım geri adımlarla büyüdü. Tarihçi Jabar Kadir’e göre “geçmiş Kürtlerin kendi hatasıydı.” “İçsel ayrımlar klan/aşiret tabanına bağlı geçmiş emirlikleri hatırlatırken, modern dönem politik partiler ile şekillendi.” Keza Kadir: “ama şimdi ilk defa, tarih Kürtlere bir şans veriyor” diyor. “Bu 1990 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi ile başladı ve Kürt İntifadası bunu takip etti.” Amerika’nın yarattığı uçuşa yasak bölge uygulaması Saddam Hüseyin rejimine karşı Kürtler için güvenli bir bölge yarattı ve 1991 yılında zor şartlar altında yapılan seçimlerle bir parlamento oluşturulmasına izin verdi. 1991’de artık Iraklı Kürtlerin yeni bir müttefiki vardı: Bölgenin dışından gelen bir süper güç, ABD.

2003’te Irak’ın ABD tarafından işgali Peşmerge militanlarının güneye doğru ilerleyerek Saddam’ın askeri teçhizatının belli bir bölümünü ele geçirmesine imkân tanıdı. 2005 Irak anayasası ile Kuzey Irak’ta Kürtlerin otonom statü kazanması, İran, Türkiye ve Suriye’de Kürtlerin taleplerinin önünü açtı. Otonomisi ve Peşmergeleri yasal olarak tanınan Kürt Bölgesel Hükümetinin (KBH) Kurulması, KBH’yi Kürt politikasının merkezi ve Ortadoğu’da yeni bir politik aktör haline getirdi.

ABD Saddam’ı devirdiğinde Iraklı Kürtler politik ve askeri olarak örgütlü tek güçtü ve yeni Irak ordusunun çekirdeğini oluşturarak, işgal güçlerine destek vermekte merkezi rol oynadılar. Bu yüzden, Cumhurbaşkanı Celal Talabani, dışişleri bakanı Hoşyar Zebari ve genelkurmay başkanı Babaker Zibari gibi üst düzey Iraklı yetkililer Kürt orijinlidir.

Kerkük uyuşmazlığı

Ancak bu üst-düzey görevler gerçek politik nüfuza dönüşmedi. Bu durum Kasım 2012’de Irak Başbakanı Nuri el Maliki ile KBH arasındaki kriz neticesinde su yüzüne çıktı. Geçtiğimiz Temmuz’da El Maliki, Dicle Operasyon Komutası adı altında yeni bir askeri güç oluşturdu. Operasyonun başındaki General Abdelamir Zaydi Kerkük’ün güneyine piyade ve tank birlikleri sevk etti. Bu Mart ayında da bu birlikleri, nüfusunu çoğunlukla Kürtlerin ve Yezidilerin oluşturduğu Sincar İline nakletti. Bu durum KBH liderliğini alarma geçirdi ve onlar da bölgeye binlerce Peşmerge’yi gönderdiler. Silahlı bir çatışmanın çıkacağı konusunda çok ciddi bir kaygı mevcut ve müzakereler sorunu kesinlikle çözemedi.

Irak Kürdistanı siyasetçileri bölgeyi azınlıklar için güvenli bir liman olarak sunmayı seviyorlar. Bu sanki bir cennet tasviridir (yine de Erbil’in Enkava (Ainkawa) mahallesinde Hıristiyanlar geleneklerini yaşatıyorlar). Geçmişte Peşmergeler Hıristiyan cemaatleri ile çatışmış olsalar da, Baas partisi rejimi Kürtler, Süryaniler ve Yezidiler arasında ortak bir kaderin olduğu hissini yarattı (2). Ancak Kerkük’te Kürt çoğunluklu yönetim ve polis ile Türkmen ve özellikle Arap nüfus arasındaki yüksek gerilim hala sürüyor.

Kerkük ihtilafı Baasçı politikaların bir mirasıdır. Baas rejimi altında Irak, Irak’ın hidrokarbon kaynaklarının yüzde 10’una sahip bu stratejik bölgeyi Araplaştırma politikasını benimsedi. Sonuç olarak 300.000 etnik Kürt –Süryani, Keldani ve Yezidiler dâhil– evlerinden kovuldu ve yerlerine Arap aşiretleri yerleştirildi. Bazı yerleşimciler Anbar’dan, diğerleri Güney Irak’tan Şii Araplardı. ABD işgalinden sonra, “ ithilaflı bölgeler” olarak adlandırılan bu bölgelerin kontrolünü Peşmergeler devraldı. Irak anayasasının 140. maddesi verilecek tazminat ve yardım ile Arap yerleşimcilerin geldikleri yere geri döneceği bir “düzeltme” öneriyor. Bu süreç tamamlandığında, KBH ile geriye kalan Irak’ın sınırlarını belirlemek için bir nüfus sayımı, devamında da bu bölge Kürdistan’a dâhil olsun mu diye bir referandum yapılacak. Referandumun 2007’de yapılması planlanıyordu, ancak henüz yeni bir tarih belirlenmedi.

Kerkük’teki durum Araplarla Kürtler, Bağdat ile Erbil arasındaki mücadeleyi resmediyor (3). Şehir, güneyde Selahaddin ve Diyala illerine kadar uzanan ihtilaflı bölgenin bir parçası. Polis Kürt güçlerin kontrolü altında ve bölgenin politik kontrolü de, her ne kadar Irak ordusu birimleri bölgede bulunsa da, başında Talabani’nin bulunduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği’nde (KYB). Bağdat’ın şu an Moskova ile yürüttüğü milyar dolarlık silahlanma anlaşmalarının yarattığı kaygılardan dolayı, bu bölgedeki herhangi bir ordu hareketi, Erbil’de protestolara neden oluyor (4).

Bu sırada KBH Peşmergelerin statüsü ile ilgili olarak Irak hükümeti ile ihtilaf halinde. KBH bu savaşçıların Irak’ın ulusal savunma gücünün bir parçası olması gerektiği dolayısı ile merkezi bütçeden para ve ağır silah alması, ama aynı zamanda otonom yapılarının korunması gerektiği konusunda ısrar ediyor. Bağdat ise Peşmergelerin merkezi komuta altına girmeleri ve bağımsız bir ordu gibi davranmamaları konusunun altını çiziyor.

İhtilaf petrol ve gazı da kapsıyor. Anayasaya göre, KBH büyük ölçüde petrole bağlı – KBH’nin refahının ana kaynağı ve ülkenin Arap bölümü ile Kürt bölümlerinin bağlantısı – devlet bütçesinin yüzde 17’sini almalı (5). Ancak Bağdat Erbil’i kurallara uymamakla ve hidrokarbonları Türkiye üzerinden ihraç etmekle ama bunun gelirini merkez bütçeye aktarmamakla suçluyor (6).

El Maliki: “Sorun üreten bir fabrika”

Soruna çözüm bulunmasını zorlaştıran ise Irak başbakanı Nuri el Maliki ile KBH başkanı Mesut Barzani arasındaki kişisel husumet. Barzani, Maliki’nin devrilmesi için muhalefetin mobilize edilmesinde kilit bir rol oynadı. Başarısızlıkla sonuçlanan bu girişim kişisel çatışmalara neden oldu. Erbil’de yetkililer başbakanı açıkça eleştiriyor. KBH dışişleri bakanı Fallah Mustafa, Maliki’nin doğrudan Irak halkı tarafından seçilmediğini iddia ediyor. KBH genelkurmay başkanı, Barzani’ye yakın olan Fuat Hüseyin daha da ileri giderek “başbakan Maliki’nin makamının sorun üreten bir fabrika” olduğunu ileri sürüyor.

Irak ordusunun askeri baskısı Kürt zihninde ciddi korkular yaratabiliyor. Irak devletinin kuruluşuyla onlarca yıl Kürt azınlık Bağdat yöneticilerinin otoriter politikalarından çok çekti. 1963’te, katı bir Arap milliyetçisi ideolojisine sahip Baas partisinin kurulması ile baskı daha da arttı ve Irak-İran savaşı (1980–88) sırasında soykırımsal bir boyut edindi. Bu hatıralar Kürdistan’da hala canlı. Kimse Halepçe’de 5 bin Kürt’ün gazlanarak öldürülmesini unutmadı.

Kürtlerin yeni korkuları var: Kerkük bölgesinde yaşanabilecek herhangi bir silahlı çatışma yatırımları durdurup yabancı çok ulusluları korkutarak KBH’ye ekonomik olarak zarar verebilir. Bölgeden kendisi ile görüştüğümüz bir Kürt, Hüseyin şöyle diyor : “Bağdat bize, güvenliğimize ve refahımıza kıskançlıkla bakıyor, Basra ve Nasıriye’de da istikrar var. Neden buraların elektrik ve su problemlerini çözmüyorlar ve F–16 askeri jetler almak yerine neden hastaneler ve okullar inşa etmiyorlar?”

En azından, merkezi hükümetten gelen baskı bölünmüş olan Irak Kürdistanı politik oluşumlarını bileştirdi: Arap partilerle her zaman müzakereye hazır olan Cumhurbaşkanı Celal Talabani bile, Barzani’ye katılmadan yapamadı ve birliklerin geri çekilip Dicle Operasyon Komutanlığının tasfiye edilmesini talep ederek Bağdat’ın davranışını eleştirdi. Bağdat’ın baskısı toplumun birleşmesine katkı sağladı (her ne kadar petrol geliri aşırı zengin yönetici sınıfı ile geriye kalanlar arasında ayrıma sebep olsa da). Mart 2011’de, Arap Dünyası eski rejimlere karşı ayaklanırken, Kut ve Süleymaniye’de KBH binalarına karşı protestolar vardı.

Merkezi hükümetle olan ihtilaflar beklenmedik bir şekilde Erbil ile Ankara’yı yakınlaştırdı. 2003’te, Ankara ABD’nin Irak işgaline karşı gelip, müttefik kara saldırısı için topraklarının kullanılmasına izin vermedi. Saddam’ın devrilmesinin Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmasının 1984 yılından bu yana PKK tarafından başlatılan başkaldırı ile Türkiye’nin büyük Kürt nüfusuna ilham vereceği kaygısı yaşıyordu. Şimdi Türkiye’nin KBH ile olan ilişkileri ciddi bir şekilde iyileşti.

KBH’nin yurtdışına olan ticareti Türkiye üzerinden yapılıyor ve Türk firmaları, her ne kadar Irak ordusu birimleri mevcut olsa da, Kürt kontrolü altında olan Kürdistan’a yatırım yapıp Kerkük’ün potansiyel petrol ihracatından kar sağlamak istiyorlar (7). Türkiye mevcut durumdan pay çıkardı ve Barzani güvenilir bir aracı oldu. Irak’ın Türkmen cemiyetini geleneksel olarak destekleyen Türkiye şimdi kendisini Kürt otonomisi için baş destekçi olarak görüyor. Medyanın ilgisi Irak’taki İran etkisine odaklansa da, Bağdat hükümeti Türkiye’nin politik aktörler üzerindeki nüfuzundan kaygılı (terörizm ile bağlantılı olmakla suçlanan, eski başkan yardımcısı Tarık Haşimi’ye Türkiye iltica hakkı tanıdı).

Bağdat ile KBH arasındaki ihtilaflar, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ve partisini sıkıntılı bir duruma soktu. Talabani’nin kötüye giden sağlığı, kendisinin Irak politikasının itfaiyecisi olmasına izin vermeyebilir ancak Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ikinci en büyük Iraklı Kürt partisidir (KDP/ Kürdistan Demokratik Partisinden sonra) ve İran ile iyi ilişkilerden hep yarar sağlamıştır. Bu yüzden, KDP Türkiye’ye doğru yaklaşırken, kendisini yeni Tahran-Bağdat ittifakı içinde buldu.

Suriye devriminin meyveleri

Ancak Iraklı Kürtlerin geleceği Suriye’deki çatışmaya da bağlı. Suriye Kürt Demokratik Partisinin Erbil temsilcisi Behçet Beşir’in dediği gibi “altın bir fırsat” var. “Buna hazır olmalıyız çünkü böyle bir fırsatın ayağımıza tekrar gelmesi olasılığı az… Suriye’de farklı olası senaryolar var ancak en kötü durumda bile Kürtler kazançlı çıkacak. En azından orada kendi bölgelerini yönetecekler.”

Suriye Kürtleri Suriye devriminden çıkar sağlama hazırlığı içindeler. Suriye’nin Baas rejimi kendi Kürt nüfusuna karşı her zaman sert davrandı. Arap milliyetçiliğinden ilham alarak, Kürt kimliğini tanımadı ve 100 bin Kürdü vatandaşlıktan çıkarıp Kürt bölgelerine Arap aşiretleri yerleştirerek, Kürtleri hem politik hem de ekonomik olarak marjinalize etti. 2004’te Deyr ez-Zor’da Kürt ve Arap futbol taraftarları arasında yaşanan kavgadan dolayı bir ayaklanma başlayınca, baskı acımasız bir hal aldı. Kendi okullarına sahip Ermeni ve Süryani etnik azınlıkların aksine, Kürtlerin kendi dillerini öğretmeleri yasaklandı. Yetkililer Kürt yeni yılı olan Newroz’un genel kutlanmasını yasakladı. Kasaba ve köylerin isimleri Araplaştırıldı ve Kürt kimliğine yapılan vurgular resmi okul kitaplarından çıkartıldı (8).

Ama Suriye rejimi, Irak ve Türkiye’ye karşı elini güçlendirmek için komşu ülkelerdeki silahlı Kürt gruplara sığınma sağlamaktan memnundu. Örneğin Talabani, uzun yıllar Şam’da yaşadı ve KYB’yi 1975’te burada kurdu. Ancak Kuzeydeki başka bir parti Suriye Kürtleri arasında derin kökler saldı: PKK.

Suriye’nin Kürt bölgeleri devrim yuvaları değildi. Her ne kadar en büyük Kürt kenti Kamışlı’da büyük gösteriler olsa da, silahlı Suriye devrimine katılmadılar. Ağustos 2011’de Suriye Ulusal Konseyi (SUK) kurulduğunda, Kürt militanlar geçmiş acılarının özellikle tanınmasını ve kültürel kimlikleri ile politik öz-yönetimlerinin garanti altına alınmasını talep ettiler. SUK aktivistleri bu talepleri şovenizmin işaretleri olarak gördüler ve sorunlarını gelecekte kurulacak demokratik Suriye’de dile getirmelerini söyleyerek onları devrime katılmaya davet ettiler. SUK’un oluşumu İstanbul’dan duyuruldu ve Özgür Suriye Ordusu Türkiye’nin Hatay ilinde konuşlandı. Yani PKK destekçisi Suriyeli Kürtler Ankara’yı Suriye muhalefetinin arkasında gördüler.

Bu gelişmeler karşısında Suriyeli yetkililer kuzeydoğuda yeni bir cephe açmama konusunda ihtiyatlı davrandı. 2011’de etnik Kürtlere 300 bin vatandaşlık belgesi verdiler ve bazı Suriyeli Kürt siyasi mahkûmları serbest bıraktılar (ancak bu Ekim 2011’deki Meşal Temo suikastı gibi, aktivistlerin baskılanmasını durdurmadı). Oldukça dağınık olan Suriye Kürtleri hiçbir zaman otonomi veya öz yönetim istemediler, bu yüzden kuzeyde Türkiye’den, doğuda Irak’tan gelen daha güçlü Kürt politik hareketlerinden etkilendiler. Kürt kimliğini ilk defa beyan eden PKK bağlantılı Demokratik Birlik Partisi (PYD) idi (9).

Türkiye’ye karşı silahlı mücadele

1978’de Ankara’da Kürt öğrenciler tarafından kurulan PKK, 1980 yılındaki askeri darbe sonrasında Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleye başladı. Bu hareket Suriye rejimi tarafından desteklendi ve lider Abdullah Öcalan yıllarca Şam’da üs kurdu. O zamanlar Suriye kontrolü altında olan, Lübnan’ın Beka vadisinde eğitim kampları kurabildi ve Suriyeli Kürtlerden adam topladı. PKK’ya katılan genç Kürt erkekler zorunlu askeri hizmetten muaf tutuldu. Tahminler değişse de, 7 bin ile 10 bin Suriyeli Kürt’ün PKK bayrağı altında savaşarak öldüğüne inanılıyor (10). Hatta şu an bile Kuzey Irak’ın yüksek dağlarında bulunan PKK gerillalarının üçte biri Suriye orijinli.

1998’de, Türkiye’nin savaş tehdidi altında, Suriye PKK üslerini kapattı ve daha sonra Kenya’da Türk güvenlik güçleri tarafından tutuklanan Öcalan’ı kovdu. Sonrasında Suriye hükümeti Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirdi ve yüzlerce PKK militanını hapse attı. Öcalan’ın yakalanmasından sonra izole olan PKK, kuzeydoğuda Kandil dağlarına geri çekildi ve sanki “Kürt’ün dağlardan başka dostu yoktur” söylemini doğrularcasına, PKK militanları komşu ülkeler tarafından avlandılar.

Arap Baharının ektileri

Ancak Arap Baharı bölgesel ittifakları değiştirdi. 2011’de yüzlerce PKK-PYD militanı güvenli dağlarını bırakıp “Batı Kürdistan” olarak adlandırdıkları Suriye’nin Kuzey bölgelerinde konuşlandılar. Geçtiğimiz yaz Şam ve Halep için çatışmalar başladığında, Esad rejimi tüm ülkeyi elinde tutma kabiliyetine sahip değildi ve güçlerini bazı Kürt şehirlerinden geri çekti. Haziran 2012’de PYD aktivistleri Malekiye, Ayn el-Arab, Amude ve Afrin’in kontrolünü ele geçirdi. PYD sözcüsü Hüseyin Kojer’in dediği gibi “rejim sona erdi, varlığı gün be gün ortadan kayboluyor, bu yüzden onlarla bir ittifaka giremeyiz.” “PYD ile Şam’ın işbirliği yaptığı” yönündeki suçlamaların Türkiye’den geldiğini söyledi ve “bizim Baas rejimi altında hapishanelerde işkenceden ölen yüzlerce şehidimiz var” diye ekledi.

PYD’nin güç gösterisi diğer partiler arasında endişe yarattı ve Ankara’yı alarma geçirdi. Kürt Ulusal Konseyi’ni (KUS) kuran 16 Suriye Kürt partisi, Suriye ordusundan kaçan ve Kuzey Irak’taki Domiz kampına sığınan genç Suriyeli Kürtlerden kendi askeri birliklerini oluşturdu. Barzani’nin sözleri ile (11): “Suriye’de otorite çökünce ve orada bir boşluk oluştuğunda rol almaları için” Peşmerge subayları kampta 1.600 asker kaçağını eğitti. PYD ve rakipleri arasındaki çatışmaların kaygısı ile KBH Başkanı Haziran ve Kasım 2012’de Erbil’de toplantıları modere etti. Bu, PYD ile KUS (PKK ile bağlantılı olmayan 15 organizasyonun dâhil olduğu) arasında bir askeri ve politik koordinasyon mekanizmasının oluşturulmasına yol açtı. Her ne kadar Suriye’de büyük Kürt iç çatışmaları olmamış olsa da, tansiyon hala yüksek.

Başka bir tehlike de söz konusu: Kürt savaşçılar ile Suriyeli asiler arasındaki savaş. Afrin ve Şam’ın Eşrefiye mahallesinde çatışmalar oldu. En ciddisi Kasım 2012’de Kürt militanlar ile Gureba el Şam ve Nusra cephesine bağlı asi Müslüman güçler arasında Resulayn’da (Serekaniye) 3 gün süren çatışmaydı. Takip eden ateşkes sürmedi ve bu Ocak’ta daha şiddetli çatışmalar oldu. Özellikle Suriyeli muhalif Mişel Kilo’nun himayesi altında yeni bir ateşkes üzerinde anlaşıldı.

Eğer Suriye’nin Kürt bölgeleri PKK-PYD nüfuzu altına girerse, birbirine karşı iki güç arasında kalırlar: Türkiye ve Suriyeli asiler. Suriye’nin içindeki Kürt bölgeleri gerilla savaşına uygun olmayan uzun ve düz bir arazi üzerinde. Suriyeli Kürtlerin bir seçim yapması gerekiyor. Bu seçimi Türkiye ile PKK arasında yeniden gündeme gelen müzakereler kolaylaştırabilecek gibi gözüküyor.

1 Ocak 2013’te Türk medyası Öcalan ile Türk istihbarat servisi arasındaki müzakereleri ifşa etti ve bu bir ilerleme olarak görüldü, Türkiyeli Kürt milletvekilleri Ankara’nın müzakere niyetini teyit etmek için Öcalan’ı hapishanede ziyaret etmeye davet edildi. Bir hafta sonra, aralarında partinin kurucusu Sakine Cansız’ın da olduğu üç PKK üyesi Paris’te suikaste uğradı. Bu Kürt kaynakları tarafından müzakereleri rayından çıkarmak isteyen bir grup tarafından yapılan profesyonel bir saldırı olarak görüldü. Üç kadının cenazeleri büyük bir Kürt kenti olan, güneydoğu Türkiye’de ki Diyarbakır’da kaldırıldı ve intikam değil barış sloganları atan büyük kalabalıklara ev sahipliği yaptı.

Türk yetkililerin Öcalan ile müzakereleri sürüyor. 21 Mart’ta, Kürt Yeni Yılı (Newroz) gününde Öcalan’dan gelen ve “silahlı mücadelenin noktalandığını” açıklayan mektup Diyarbakır’da büyük bir kalabalığa okundu. Öcalan PKK savaşçılarına silahlarını bırakıp Türkiye’den ayrılmalarını söylüyordu. Ardından Kandil’deki PKK liderleri yaklaşık 3 bin 500 PKK savaşçısının geri çekilmeye başlayacağını bildirdi.

Bu gelişmeler PKK saldırılarının arttığı 2012 yılı düşünüldüğünde çok beklenmeyen gelişmelerdi. Bazıları bu görüşmelerin, (ülkenin anayasasını değiştirip güçlü bir başkanlık sistemi getirerek) başkan olmak isteyen Türk Cumhuriyeti başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçime dönük amaçları ile bağlantılı olduğunu söylüyor. Müzakereler birçok engeli, özellikle karşılıklı güven eksikliği aşabilir mi bilinmiyor. Ama sonuç ne olursa olsun bu müzakereler Suriye’nin geleceğini etkileyecektir.

* Vicken Cheterian gazeteci ve War and Peace in the Caucasus: Russia’s Troubled Frontier, Hurst, London, and Columbia University Press, New York, 2009 kitabının yazarı.

Dipnotlar:

(1) Kürtler konusunda bkz; David McDowall, A Modern History of the Kurds, 3rd revised edition, IB Tauris, London, 2004.

(2) The Assyro-Chaldeans (Asuri-Keldaniler) modern bir Arami versiyonu dili konuşan Arami Hristiyanlar; Yezidiler monoteistik bir dine sahip olan ve Kürtçe diyalektle konuşan halklardır.

(3) Stefan Wolff, “Governing (in) Kirkuk: Resolving the Status of a Disputed Territory in post-America Iraq”, International Affairs, London, vol 86, issue 6, 2010.

(4) Irak-Rusya silah anlaşması belirsizliğini sürdürüyor. 4.2 milyar dolarlık anlaşma ilk olarak Maliki’nin Moskova’yı Ekim 2012’deki ilk ziyareti sırasında duyuruldu, ama bir ay sonra bir yolsuzluk skandalı nedeniyle iptal edildi.

(5)2013 için Irak devlet bütçesi 138trilyon dinardır (115 milyar dolar).

(6) Hali hazırda KBH petrol üretimi günlük 30,000 varil (Bkz. Al-Hayat, 21 December 2012); bölgenin gelişmesi bu nedenle de büyük ölçüde Basra bölgesinde üretilen Irak petrolüne bağlı.

(7) Ben Van Heuvelen, “Turkey weighs pivotal oil deal with Iraqi Kurdistan”, The Washington Post, 11 December 2012.

(8) “Group Denial, Repression of Kurdish Political and Cultural Rights in Syria”, Human Rights Watch, November 2009.

(9) PYD kendi silahlı gücüne sahiptir. Yekîneyên Parastina Gel (YPG or Popular Defence Units).

(10) Bkz. Ilhan Tanir, Wladimir Van Wilgenburg and Omar Hossino, “Unity or PYD Power Play? Syrian Kurdish Dynamics After the Erbil Agreement”, The Henry Jackson Society, London, 2012.

(11) Jane Araf, “Massoud Barzani: Flying the Kurdish Flag”, Al-Jazeera, 29 July 2012.

10 Mayıs 2013
Kaynak: Mondediplo.com
Çeviri: Taylan Durmuş (MBA, University of Kent) Sendika.org

İlgili İçerikler:
1 Rusya Çeçenistan’da Bataklığa Saplandı – Vicken Cheterian
2 Bölgesel ilişkilerde merkezileşen Kürtler – Dr. Mustafa Peköz
3 Kürtler arası gerilim tırmanıyor: PYD 74 peşmergeyi gözaltına aldı, Barzani Irak-Suriye sınırını kapattı
4 Suriye’de kuruluş aşamasındaki komün: Geri dönüşü olmayan kurtuluşa doğru Kürtler –Rozh Ahmad

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Bir insan susarak kendini nasıl ifade edebilir? | Beyaz Mantolu Adam – Oğuz Atay (öykü)

Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı. Parası yoktu. Dileniyordu. Caminin önündeydi. Büyük bir camiydi bu. Minareleri, kubbeleri, kemerleri ve parmaklıklı pencereleri...

Kapat