Bir tutunmayan olarak Oğuz Atay, yaşamı ve yapıtları üzerine düşünceler

Selçuk Yamen: “Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarındaki, aydın sınıfın sahip olduğu heyecan Atay’ın yaşadığı dönemde yitmiş görünüyor. Kendisini bu sınıf içinde bulan Atay, çevresindeki devinimsizliğe, üretimsizliğe, işlerin ve olayların kendi haline bırakılmışlığına dayanamamış gibidir. Bu nedenle, yazdıklarını ve yaşamını bu sınıfa yakın bir yaşayışı sürdürmenin ızdırabı ile doldurmuştur. Denize taş atmayı sürdürmüş, ancak bu taşların çıkardığı sesleri duyamamış, suda oluşan halkaların farkına varamamış gibidir. Yazdıklarının satır aralarında suyun algılanışının olmadığı duyusuna kapılmanın burukluğu akar durur. Dalgalar ile coşkunun, halkaların toplamından oluştuğunun ya da rüzgâra gereksinim duyduğunun ayırdına varamaz bir türlü. O dönemlerde, kendine yakın bulduğu kişilerin yarattığı dalgaların birbirinden kopukluğudur Atay’ın bunca tutunamayışının nedeni.”
“Yaşamı boyunca, kendini döke saça yaşamıştır Atay. “Demiryolu Hikâyecileri – Bir Rüya” adlı öyküsünde yer alan, demiryolu öykücüleri gibi, kurduğu öyküleri okuyacak yolcuları, ıssız bir istasyonda beklemeye koyulmuştur.”


Afşar Timuçin:
“Kent aydını, kentin kendine kapalı ezilmiş, kendiyle de başkalarıyla da ezilmiş, doğru dürüst bir yere varamamış, baştan sona kadar tedirgin aydını vardı onun yazdıklarında. O, küçük burjuva aydınının özeleştirisini getirmeye çalışıyordu diyebilir miyiz? Diyebiliriz sanırım. Ama getirmeye çalıştığı o kdar değildi. Oğuz Atay, daha ileriye giderek, genel aydın insan örneğinin bunalımlarını, her şeyden önce düşünsel bunalımlarını ortaya koyuyordu.”


Yıldız Ecevit:
” Yaşamak ve varolmak arasındaki ince çizgide gidip gelen bizler aslında toplumunun içinde “onlarla” birlikte olup da “onlardan” olmayanlarız, “tutunamayanlar” ız. Oğuz Atay’ın da dediği gibi ; “Kimsenin okumadığı kitapları okuyan, kötü yaşayan bir adam…
Eminim ki her bilinç sahibi insanın hayatı “Tutunamayanlar”ı okuduktan önce ve sonra diye iki devire ayrılacaktır. Oğuz Atay postmodern anlatımıyla normal insanların anlayamadığı (ve anlamak istemedikleri) gerçeklere Don Kişot edasıyla saldırarak ,yüzlerine vurduğu için yaşarken bile unutulmuştur.”
Berna Moran: “…Tutunamayanlar, anlatıcıları ve anlatım yöntemleri bakımından zengin bir roman ve Atay gördüğümüz gibi, bu bu çeşitlilikten yararlanmış. Yöntemler arasında büyük başarıyla kullandığı yöntem, kuşkusuz, iç-konuşma yöntemi. Atay, okura Turgut’un bilincini, araya aracı sokmadan, dolaysız olarak seyrettirirken, bu yöntemi kah toplumsal eleştiri, kah mizah, kah Turgut’un iç çatışmalarını sergilemek yolunda kullanmış. Ayrıca iç-konuşmayı kimi zaman diyaloğa, kimi zaman çok kişili bir oyun sahnesine dönüştürerek yönteme daha karmaşık, daha renkli ve çok işlevli bir şekil kazandırdığını söylemek gerek. Tutunamayanlar, anlatım tekniği bakımından, Türk romanında, gereken ilgiyi görmemiş bir aşamadır demek yanlış olmaz sanırım.”
Murat Belge: “Tutunamayanlar, yenilgi, değişikliğiyle çarpıcı bir roman. Türkiye’de geleneği olmayan bir roman tarzının oldukça başarılı bir ürünü. İlk bakışta belki çok dağınık, çok keyfi. Yazar aklına geleni yazmış gibi. Oysa bu dağınık görünüşlü malzeme titiz bir seçmeyle toplanmış ve rasgele değil yapısal bir bütün meydana getirecek biçimde örülmüş. Oğuz Atay özellikle roman kurguculuğuyla başarılı bir yazar.”


Nurdan Gürbilek:
“Atay’ın kişilerinin bugün bize en yakın gelen özelliklerinden biri, hayat karşısında beceriksiz, “hayatın acemisi” olmaları. Tutunamayanlar’da Selim Işık, Tehlikeli Oyunlar’da Hikmet Benol, düşünmekten yaşamaya fırsat bulamamış, “hayat bilgisi”nden yoksun, bu yüzden de zihinlerindeki doğrularla birlikte evde kalmış, çocuk kalmış kişilerdir. Her şey çok önceden belirlenmiş gibidir: “Kitap kurdu, boş hayaller kumkuması, hayatın cılız gölgesi” Selim çocukken ne futbol takımına girebilmiş, ne sınıf mümessili olabilmiş, ne korkularını yenip çocukluk aşkının peşinden dut ağacına çıkabilmiş, ne de büyüdükten sonra,kötü yaşarım korkusuyla hayata dahil olabilmiştir. Hikmet’in içindeki çocuk da, “yaşamadığı için büyümemiş”tir. O da Selim gibi düşünmenin kurbanı gibidir: Erkeklerin pijama ve terlikle dolaştığı, duvarlarına takvim asılan evleri gülünç bulduğu için kendine bir hayat kuramamış, sahte olurum ya da kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamamış, bir kere böyle düşündüğü için başka türlü düşünememiş, sırf öyle söylediği için bütün hayatını “kelimeler uğruna” harcamıştır.”

Selçuk Yamen: Romanı, hikayeyi, tiyatroyu bir esnaflık olarak benimseyenler bile, son zamanlarda sanatın başına bir devrimci sıfatının getirilmesinin artık yetmeyeceğini anlamış görünüyorlar. Ama bana kalırsa, bu sadece, bir görüntü. Bu yeni akımın geçerliliğini hissettikleri için, bunu da, kimseye kaptırmamak niyetindeler galiba. Sanat gerekliyse onu da biz yaparız diyorlar. ‘Şimdiye kadar devrimciliği, nasıl, kimseye kaptırmamışsak, bunu da kaptırmayız.’ Ama inanıyorum ki Bülent Ecevit’in dediği gibi, politikacılarımız, nasıl insanımızın gerisinde kalmaya başladıysa, onlar da geride kalacaktır. İnsanımız artık, gerçeği, gerçek olmayandan ayıracaktır.(…) Halka doğruyu söyleme iddiasında olanlar, onlara güncel başarılar sağlayacak küçük hesaplar peşinde koşarlarsa önce halkın karşısında saygınlıklarını yitirirler. Sanatçının vazgeçilmez bir tutkusu saydığım özgürlüğü, böyle küçük çeteler içinde yitirmeyi hiç anlamıyorum.

“Efkan Bahri Eskin’in saptadığı gibi : Sosyalist olamayacak kadar postmodern; postmodern olamayacak kadar geleneksel; islamcı olamayacak kadar dünyevi; dünyevi olamayacak kadar dürüsttür çünkü.

Sağlığında bütün bunlarla çakışan, yüklendiği Jön Türk ve Kemalist aydın tipolojisinin olmazsa olmaz koşulu, öğretme, değiştirme ve devinim sağlama bildirgesine sıkı sıkıya bağlı bir aydın olan Atay’ın, öğretememiş, devinim sağlayamamış ve bu konudaki umutlarını yitirmiş olması ile günlüklerine, kitaplarına sığınmış olmasının ironisi, yaşasaydı baskının bitmesini deve kuşu gibi başını kuma gömerek bekleyen kitlelerce ilahlaştırılmasından az değildir. Yaşasaydı hiç kuşku yok ki Atay, kendisini ilahlaştıran bu kitlenin de bir eleştirisini mutlaka kaleme alacaktı.”

Orhan Koçak:Oğuz Atay çözümsüzlüğün yazarıydı.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here