Mehmet Ali Berdibek’le Kardeşi Ozan Rençber Aziz Üzerine | Söyleşi: Ömer Berdibek

Êzo Bra Saz Xwu Bicen | İlyas Mirza Korkutata / Ömer Berdibek

Bölgede Filit Doryeş, Hacı Filit, Mela Filit olarak tanınan Femi Berdibek’in 1951 yılında Mehmet Hanefi adında bir çocuğu olur. Mehmet Hanefi bir yaşındayken ölür. Ondan sonra Aziz adında bir çocuğu olur. Daha önceden ölen Mehmet Hanefi adına 1955 yılında bir kimlik çıkartılır. Kimlik 1955 yılında çıkartıldığı için Aziz’in doğumu kayıtlarda 1955 olarak geçmektedir. Ailesinin ve çevresinin beyanı doğrultusunda Aziz’in asıl 1953 doğumlu olduğu varsayılmaktadır. Aziz böylece ölen ağabeyinin kimliğiyle yaşamaya başlar. Mela Filit ise Şeyh Sait Olayı sonrası yapılan toplu sürgünlerden nasiplenir. Doğumu Elazığ’ın Beyhan ilçesinde sürgündeyken gerçekleşir. Sürgünde doğan bir Mela’nın çocuğu olarak Aziz, Şeyh Sait olaylarının anlatıldığı bir ailede büyür.
Aziz ilk eğitimini aile içerisinde alır. Ailenin kör olan çocuklarından beklediği Kuranı Kerim Hafızı olmasıdır. Aziz’in iyi bir din eğitimi alması için gereken ne varsa yapılır. İlk gençlik yıllarında Aziz ailesinin isteklerine uygun davranır. İyi bir Kuranı Kerim Hafızı ve iyi bir mevlithan olmak için mücadele eder. Bingöl başta olmak üzere Elazığ ve İstanbul’da Kuranı Kerim eğitimi alır. İstanbul’da Kuranı Kerim eğitimi aldığı Nur Osmaniye Kuran Kursuna elinde sazıyla gider. Bu onun alacağı din eğitiminin sonuncu günü olur. Dönemin siyasal kargaşası hızla devam ediyor. İstanbul körler cemiyetiyle de bu süreçte tanışır. Müzik artık Aziz’in vazgeçilmezi olur. O güne kadar kendisini âşık olarak tanımlayan Aziz, Rençber unvanını kendine uygun görür. Rençber artık onunla özdeşleşmiş bir isim olarak kalacaktır. Aziz ailesinin istediği gibi biri olmamaya karar verdiğinde. Kendi olmak için bu defa sazıyla, sözüyle, hareketli kişiliğiyle mücadele vermeye başlar. Aziz’in hayatında asıl kargaşalar bu dönemde başlar. Çevresinin büyük bir kısmı dinsel duyarlılıklarından dolayı sağ kesimde toplanır. Aziz, çevresindeki insanların dünya görüşünden rahatsızlık duyduğunu yüksek sesle belli eder. Yakın akraba ve çevresindeki insanların sosyalist bir dünya görüşünü benimseyen demokrat insanlar olması için çırpınır. Bu çırpınma onu Almanya’ya kadar götürür. Çünkü söylemleri komünizm propagandası sayılıp yargılanmasına yol açıyor. Çevresi Aziz’in yoldan çıktığı kanaatine varıyor. Aziz bu baskı ve yargılanma sürecinden uzaklaşıp müziğini daha özgür bir ortamda yapabilmek için Almanya’ya gider. Almanya’dayken gazinolarda şarkı söyler, mütercimlik, santral görevlisi gibi işlerde çalışır. Hazin son 1988 yılında Aziz’i yakalar. 7. katta bulunan evinin balkonundan gece yarısı düşerek ya da düşürülerek ölür. Ölümü üzerine o kadar çok teori ortaya atıldı ki tam bir muamma.
Rençber Aziz’den kısaca bahsettikten sonra sözü çok uzatmak gereksiz. Çünkü Rençber Aziz hakkında çok değerli insanlar yazılar yazdı. Rençber Aziz hakkında büyük ağabeyi Mehmet Ali beyle bir söyleşi gerçekleştirdik. Bir de geleceğe ışık tutması açısından Rençber Aziz’le beraber yaşamış insanların anılarından yola çıkarak nasıl biri olduğunu öğrenmeye çalıştık, ulaşmayı arzuladığımız ama çeşitli nedenlerden dolayı ulaşamadığımız birçok insan oldu.

MEHMET ALİ BERDİBEK’LE KARDEŞİ OZAN RENÇBER AZİZ ÜZERİNE
SÖYLEŞİ: ÖMER BERDİBEK

Kısacık hayatında uzun bir hayata sığdırılamayacak kadar yaşanmışlık sığdıran Rençber Aziz’i öğrenmeye çalışırken onu bugün tanımamızı dayanılmaz kılan müziğiyle ilgili olarak söyleşimize başlamak istiyorum. Sayın Mehmet Ali Bey, Bölgede sözlü müzik kültürü, bildiğim kadarıyla, hiçbir zaman kabul görmedi. Hatta saz çalmak günah sayılıyordu. Rençber Aziz böylesine zorlu bir ortamda müziğe nasıl başladı? Saz ile nerden tanıştı?

Evet, aile geleneğinde müzik bulunmuyordu. Aziz’in saz çalması, şarkılar söylemesi, elbette aile büyükleri tarafından hoş karşılanmıyordu. Aziz’in hazır cevap olması, her olay üzerine bir beste yapması çevresindeki insanların hoşnutsuzluğunu tebessüme bırakıyordu. Sözlerinde kara mizah vardı. Asıl çevresel rahatsızlığını kısmen kırması Zazaca şarkılar söylemesindendi. Aziz’le birlikte Zazaca şarkı söylenebileceğine ikna oluyordu çevresi. Aziz’in saz merakı yoktu. Rahmetli Haydar Berdibek ve bazı arkadaşları saz merakını Bingöl’de aşılamıştı. Amatörce saz çalmayı Haydar Hocadan öğrendi. Daha sonra İstanbul’a gidip körler cemiyetiyle tanıştıktan sonra saz çalmayı geliştirdi. Saz ile tanışmadan önce de olaylar ve kişiler üzerine türküler söyler, destanlar okurdu. Hatta bizim bir köylü Halit vardı. O öldüğü zaman da onun üzerine bir destan yazmıştı. “Zaza Halit dünyadan göç ediyor/ Âşık Aziz destanını söylüyor” mısralarıyla başlayan bir destan. Sözlerini hatırlayamıyorum.

Halit üzerine yazdığı destanı keşke hatırlayabilseydiniz. Kasetlerinde ve bizim bilmediğimiz şarkıları var mı?

İnanın, Aziz her konuda mutlaka bir beste yapar, bir şeyler mırıldanırdı. Örneğin Bingöl’de bir yabancı ebe vardı. Adı İlksen’di. Aziz ona âşık olmuştu. Onun üzerine çok şarkı söylerdi.

Bingöl dağları dumandır

Fırtınası çok yamandır

Bana verdiğin sözlerin

Meğer hepsi de yalandır

İsmim Aziz yârim İlksen

Kız ne olur bana gelsen

Sanki Bingöl mü yıkılır

Bir defada bana gülsen

Rençber Aziz, Zazaca şarkılar söylediği zaman çevre bunu normal karşılıyordu diyorsunuz, çelişkili bir ifade. Müziğe karşı bir toplumda ozan müziğini Zazaca icra edince normalleştirme var. Bunu açar mısınız?

Zazaca şarkılar sadece düğünlerde söylenirdi. Zazaca bir şarkı söylenebileceğine hiç kimse alışık değildi. Bölge itibarıyla bu böyleydi. Güncel konuşmalarımız da Zazaca kullanırdık. Resmi işlemlerde Türkçe, şarkı deyince Kurmanca aklımıza gelirdi.

Ozan İslami gelenekten beslenen bir ailede büyüdü. Kuran Hafızı olduğuna dair söylentiler var. Aldığı dini eğitimden bahseder misiniz?

Erzurumlu Mikail Hoca vardı. Aziz, Mikail Hocadan Kuranı Kerim dersleri alıyordu. Mikail Hoca Elazığ’a taşındığında Aziz Bingöl’den bir grup arkadaşıyla onun peşinden Elazığ’a gitmişti. Mikail Hocayı pek severdi. O zaman hep ben iyi bir mevlithan olacağım diyordu. Gerçekten iyi mevlit okuyordu. Kısa bir süre Elazığ’da kaldıktan sonra Bingöl’e döndü. Israrla Nur Osmaniye Kuran Kursuna kayıt olmak istiyordu. Babam onu Bingöl dışına göndermek istemiyordu. Azizin bütün ısrarlarına rağmen babam ikna olmadı. Bingöl depreminden kısa bir süre sonra Aziz Diyarbakır’a kaçtı.

Kaçtı diyorsunuz, bu kaçış Kuran Kursuna kayıt olamayışından dolayı bir sitem miydi?

Öyle de söyleyebiliriz. Depremde evimiz yıkılmıştı. Annemizi 1971 Bingöl depreminde kaybettik. Aziz duygusal bir dönem yaşıyordu. Diyarbakır’a kaçtığı gün terziye verilen elbisesini almamızı istedi. Terziden alınacak olan elbiseyi giyinip Nur Osmaniye Kuran Kursuna kayıt yapmaya gideceğini söyledi. Terziden elbisesinin alınmamasını bahane ederek Diyarbakır’a kaçtı. Diyarbakır’da yakın bir akrabamız vardı onlarda kalıyordu. Diyarbakır’dan İzmir’e İzmir’den de İstanbul’a geçti. Bir ay sonra Bingöl’e geri döndü. Nur Osmaniye Kuran Kursuna kayıt yaptığını birkaç gün sonra İstanbul’a gideceğini söyledi. Artık Aziz’in bu ısrarı karşısında ailenin yapacağı bir şey yoktu.

Ve böylece Rençber Aziz’in hayatındaki asıl serüven başlamış oldu. Ben başka bir şey merak ediyorum. İnsan doğuştan görme duyusundan mahrum olabilir. Ya da gözlerini hastalıktan, kazadan kaybedilir. Ozanın gözlerini kaybetmesi her ne kadar hastalıktan bilinse de geçirdiği göz hastalığında takip edilen metodu bir facia olarak tanımlıyorum. Gözlerini kaybetme öyküsünü bir de sizden dinleyelim.

O zamanlar doktor yoktu. Her türlü rahatsızlıkta ilk akla gelen kocakarı ilaçlarıydı. Salgın şeklinde bir göz hastalığı çıkmıştı. Bu salgına Aziz gibi bende yakalanmıştım. Aziz’in durumu daha vahimdi. Yine ilk olarak kocakarı ilaçlarına başvuruldu. Aziz’in gözlerine dikenli bir ot sürdüler. Birde Gevez diye bir toz vardı onu sürdüler. Gözleri önce kanadı. Sonrasında, hani yumurtayı kırarsın akı akar ya, aynen öyle gözlerinin akı aktı. Çukur oldu. Sonrada köy köy gezdirdiler. Zeynep Köyünde Fatma adında bir kadına götürdüler en son kör olduğunu yapılacak hiçbir şeyin kalmadığını söyleyince artık Aziz’in kör olmasını aile kabullendi.

Şarkılardan da biliyoruz gözlerini kaybetme öyküsünü sitemle anlatıyor. Anlattıklarınıza ilaveten gözlerini kaybetmesinden dolayı sitem ettiğine hiç şahit oldunuz mu?

Kabullenseydi renkleri sorar mıydı? Hep renkleri sorardı. Sarı nasıl bir şey? Kırmızı, mavi bana anlatın derdi. Biz anlatamazdık. Biz anlatamayınca da kızardı. Siz anlatın ben anlarım, tahmin ederim derdi. Dünyasından renkleri alınmıştı bir kere.

Rençber Aziz sivri dilli bir ozan. Sözünü daldan budaktan, kendi deyimiyle savcı polisten esirgemeyen biri, birçok akrabasına hatta ailesine karşı çok sitemli sözleri var. Bunlar aile içinde ya da yakın çevrede hiç sorun yaratmadı mı?

İlk başlarda herkes ayıplıyordu. İstanbul’a gidip oradan Almanya’ya yerleştikten sonra bir şekilde kabullenme oldu. Bir başına gurbetteydi ne de olsa. Örneğin,   Aziz, Hacı Yusuf üzerine bir şarkı yazmıştı. Hacı Yusuf, babamla amca çocuğuydu. Daha şarkıyı kimse dinlememişti. Hacı Yusuf göğsüne vura vura       “ Ez, Ez Wus Îsmal Sîlemunun a ” (Ben Süleymanlardan İsmail’in Hacı Yusuf’uyum). Kaset Bingöl’e ulaştığında Hacı Yusuf’a çevredekiler kaseti dinletiyor. Hacı Yusuf çok kızıyor. “ Rus Yusuf ” (Wis o wis o Wiris o) diye dalga geçiyordu şarkıda. Hacı Yusuf, amcam Hacı Mehmedi’yi Bingöl Ovasında görünce “ senin bu yeğenin utanmıyor mu? Bana böyle şeyler söylüyor ” diye. Amcama sitem ediyor. Amcamda kaseti dinlemediğini, haberi olmadığını söylüyor. Gerçekten haberi yoktu. Hacı Yusuf’u sakinleştirmeye çalışıyor. Hacı Yusuf’ta öfkeyle “  göreceksin ben bir kaset doldurup ona göndereceğim ” demiş. Amcam da soruyor “ Hacı ne kaseti dolduracaksın? ” Hacı Yusuf’ta “ Êzo piz o, Êzo piz o ” kaseti dolduracağım diyor.  Aziz’in, Hacı Yusuf üzerine bu şarkıyı söylemesi o yıllarda Alpaslan Türkeş’in Bingöl’e gelmesiyle Hacı Yusuf, bir büyük baş hayvan kesiyor karşılama merasiminde. Aziz bu olaya çok içerlenmişti. Yoksa Aziz Bingöl’deyken Hacı Yusuf’la birçok aile ortamında bulunmuştular. Hacı Yusuf’unda zamanla kızgınlığı geçti. Aziz öldükten sonrada büsbütün geçti.

İstanbul’a gidişinden bahsettiniz, oradaki yaşantısı hakkında bilginiz var mı?

1972’de İstanbul’a gitti. İki yıl Nur Osmaniye Kuran Kursuna gitti. İstanbul’a gittikten iki yıl sonrada İstanbul körler cemiyeti ile tanıştı. Saz çalmayı cemiyette geliştirdi. Cemiyet adına okullarda, çay bahçelerinde konserler veriyordu. Hatta askeri birliklerde de konserler verdiğini biliyoruz. Çünkü gittiği bir askeri birlikte Mahmut Artukarslan askerlik yapıyordu. Orda beraber fotoğraf çektirmişlerdi. O İstanbul’a gittikten birkaç yıl sonra bende onu görmeye gittim. Feza adında bir otelde kalıyordu. Cemiyet adına konserlerin yanı sıra Kadıköy’de feribot biletleri satarak geçiniyordu. O zaman Almanya’ya gideceğini söyledi. Selda Bağcan, Mustafa Ceyhanlı ile birlikte turneye çıkacaklarını Almanya’da kalacağını söylüyordu. İstanbul’da çok fazla kalmadım. Ben Bingöl’e döndükten kısa bir süre sonra Aziz’in cezaevine girdiğini öğrendik.

Cezaevine girdiğini duyduğunuzda tepkiniz nasıl olmuştu? Görmeye gittiniz mi?

Evet, hemen gittim. Şaşkındık Aziz niye cezaevine girsin ki bunu anlayamıyorduk. 7 ay 9 gün ceza almıştı. Toptaşı cezaevinde yatıyordu. Selim Berdibek adındaki bir akrabamızla Toptaşı cezaevine gittik. Ziyaret günü tel örgünün önünde Aziz’i beklerken, Aziz görüşmeye gecikti. Tel örgünün arkasında bir delikanlı kendisini ziyarete gelen babasıyla konuşuyordu. Delikanlıya Aziz Berdibek’le görüşecektim, göremedim dedim. Delikanlı “Yok ağabeycim öyle biri yok burada” diyince sinirlendim. Kör bir adam var, onu soruyorum. Deyince delikanlı “Ağabeycim Ozanı soruyorum desene” deyip “Ozan Ozan ziyaretçin var” diye seslenmeye başladı. Delikanlı babasıyla konuşurken kulak misafiri oldum.  “Ya babacım burada kör bir adam var, içeri almışlar ranzasına dikkat tehlikelidir kaçabilir yazmışlar” dedi. Delikanlı Azizin durumunu özetlemek için şaka mı yapıyordu? Aklımda hep bu cümle kaldı. Dikkat tehlikelidir kaçabilir. Aziz’e bunu soracaktım. Niye cezaevine düştüğünü, bir ihtiyacı olup olmadığını sormaktan Aziz’e gerçekten ranzanda böyle bir yazı var mı diye sormayı unuttum. Komünizm propagandası gerekçesiyle ceza aldığını söyledi. Ziyaretine kimsenin gelip gelmediğini sordum. Tanıdıklar geliyor dedi. Ama Selda Bağcan’ın son zamanlarda kendisine küstüğünü söyledi. Selda Bağcan’ı pek severdi. Selda’yı kırdığına üzülmüştü.  Selda Bağcan, Aziz’den içinde isminin geçtiği bir şarkı söylemesini istemiş. Aziz de şöyle bir beste yapmıştı.

Elbisesi yeşil sarı

Altı tellidir gitarı

Dilinde halk türküleri

Tu Allah belanı versin

İsmini sordum Selda’ymış

İki dalda bir elmaymış

Üç evlenmiş beş boşanmış

Tu Allah belanı versin

Aziz’im, sözüm içten değil

Şakadır bu der

Kırdımsa çok özür diler

Yine de Allah belanı versin

Çok ağır bir kıtası var onu söylemek istemiyorum.

Rençber Aziz bu “Tutulmaz ozanın ağzı”. Bu cezaevi ziyaretinden sonra İstanbul’da çok kaldınız mı?

Ben bu ziyaretten sonra hemen Bingöl’e döndüm. Aziz de cezaevinden çıktıktan birkaç gün sonra tren ile Bingöl’e geldi. İki üç ay Bingöl’de kaldıktan sonra tekrar İstanbul’a geri döndü. İstanbul’a gittikten bir iki gün sonra hiç unutmam 1978 idi. 12. ayın 28’inde Almanya’ya gitti. Almanya’dan bize bir konuşma kaseti gönderdi. Kasette artık müzikle fazla ilgilenmediğini, kısa sürede Almanca öğrendiğinden mütercimlik yaparak geçindiğini, durumunun iyi olduğunu söylüyordu. Ondan sonra Almanya’dayken 5–6 yıl bizi hiç aramadı. Aziz’le irtibatımız kesilmişti. Almanya’daki tanıdıklardan Aziz’i soruyorduk. İyi olduğunu yakın çevresindeki insanların düğünlerinde sahne aldığını söylüyordular. Yakın tanıdıklarımızdan rahmetli Mehmet Burakgazi’de Almanya’daydı. Bir gün Aziz’in kolundan tutup ankesörlü telefona götürüp “Be kör adam 5–6 yıldır aileni aramıyorsun şimdi benim yanımda ağabeyini arayacaksın” demiş. Beni aradığında işteydim. Görüştük. Ondan sonra ara ara telefon açıyordu.

Rençber Aziz’in uzun süre sizi aramaması, Almanya’ya gitmiş olması sizde bir kırgınlık yarattı mı?

Yanımızda kalmasını istiyorduk. Kırgınlığımız gurbet ellerde bir başına olmasınaydı. Bize bir konuşma kaseti göndermişti. Ben de kırgınlığımı belirten bir şarkıyla cevap vermiştim ona.

Bi haber vermeden düştün yollara

Duydum ki gitmişsin Almanya’ya

Dönüyorum desen inanmam sana

Çünkü yalan dolu senin sözlerin

Diley diley senin sözlerin

Namaz kılar idin, oruç tutardın

Elifin b sini şimdi bilmezsin

Dünya bir olsa geri gelmezsin

Meğer ferman gele süreler seni

Diley diley senin sözlerin.

Peki, Almanya’ya gitme kararını nasıl verdi? Neden Almanya başka bir yer değil?

Yakın çevremizden insanlar vardı Almanya’da. Türkiye’de yaptığı müzik tepki topluyordu. Almanya’da müziğini daha özgürce icra etmesi gitmesinde etkili oldu. Buradayken bazı besteleri vardı. Onları kasetlerde okursam büyük sorunlar yaşarım diyordu. Almanya’ya gidip oradan okuyacağım diyordu. Örneğin burada yakın akrabalarımızdan birine yazdırdığı bir dize vardı. O dizeyi hep Almanya’dan okuyacağım diyordu.

Elbette bu düzen onlara yarar

Çünkü kurucusu patron ağalar

Bunu bozmak için alınan karar

Namlulardan çıka çıka geliyor.

Rençber Aziz’in elimizde stüdyo ortamında hazırlanmış tek bir kaseti bulunmaktadır. Bu kaseti dışında bazı dost ortamlarında söylediği şarkılarını da biliyoruz. Rençber Aziz ölmeden önce kaseti bilinmiyordu. Öldükten sonra babanız Rençber Aziz’in kasetlerinin dini açıdan sakıncalı olduğunu, kimsenin dinlememesini istediğini biliyoruz. Bir ölçü de fetva ile yasaklamıştı. Buna rağmen Rençber Aziz’in şarkıları dilden dile kulaktan kulağa yayıldı.

Evet. Babam Aziz’in kasetlerinin dinlenmesini istemiyordu. Bir de polis yasağı vardı. Sokaklarda polis araçlarından anonslar yapılıyordu “Rençber Aziz’in kasetlerinin dinlenmesi bulundurulması yasaktır”  O süreçte doğrusu biz de çekiniyorduk.

Babanız, Aziz konusunda hep sustu. Oğluyla ilgili pek konuşmadı. Kendisi Aziz’in dinlenmesini yasaklamıştı. Diğer taraftan anonslarla yasaklanmış bir Rençber Aziz, trajik bir şekilde ölüyor.  Bu olup bitenler karşısında babanız nasıl bir tavır takındı?

Babam bütün olaylara dini bir perspektiften bakıyordu. Aziz’in ölümünü ilahi takdir olarak kabullendi. Oğlunun cesedini kendi elleriyle yıkayıp toprağa verdi. Zor günler yaşadı. Aziz’in müzikle ilgilenmesi, dini bütün olmayışı babamı hoşnutsuz kılıyordu. Hoşnutsuz bir baba.

Bu söyleşiye zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum. Rençber Aziz kendisinden sonra gelen birçok sanatçıya özellikle Zazaca konusunda esin kaynağı oldu. Bu bağlamda son sözlerinizi almak istiyorum.

Evet, Aziz Zazacayı çok iyi kullandı. Aziz’in besteleri birçok sanatçı tarafından iznimiz alınmadan okundu. Sanatçı kişiliğe yakışmayan bir durum gördük. İstisnaları yok muydu? Elbette vardı, izin alanlarda oldu. En son Aziz’in iki şarkısını okuyan Mikail Aslan bu konuda örnek bir davranış sergiledi. Müzik piyasasına ilk girdiği zamanlarda Mahsun Kırmızıgül, Aziz’in Kürtçe söylediği bir türkünün notalarını kullanarak Türkçe okudu. Kaynak olarak Rençber Aziz’i göstermesi de incelikli bir davranıştı. Ayrıca söyleşi için ben teşekkür ediyorum. Aziz’i yâd eden ESMER dergisine de teşekkür ediyorum.

Şöyleşi: Ömer Berdibek
Esmer  02| 2010 |S: 59

“Mehmet Ali Berdibek’le Kardeşi Ozan Rençber Aziz Üzerine | Söyleşi: Ömer Berdibek” üzerine bir yorum

  1. bence rençber azizdüşmedi onu istemeyenler attı böylece türkler daha rahat yayılacaktı ve buda olan bir olay

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Yaşamı yitirilmiş bir savaş olarak gören Franz Kafka’nın kısaca hayatı, aşkları ve kitapları

Kafka: En çok seni seviyorum diyorum ama gerçek sevgi bu değil sanırım, sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum....

Kapat