Bertrand Russell: Hoşgörürlük, düşünceleri için kimseyi cezalandırmamaktır

Bir partiye giren herkes, öteki partilere bağlı olanların yanlış yolda olduğunu sanır. Ama bu, onları öldürmek için yeter neden olamaz.

Bertrand Russell ile Dargörürlülük ve Hoşgörürlülük Üzerine Bir Şöyleşi: 


Dargörürlüğü tanımlar mısınız, Lor d Russell?

Bertrand Russell — Şu veya bu şeye aşırı bir önem veren ve geri kalan her şeyi hafif bulan adama ben dargörürlü derim. Şerefli insanlar köpeklere zulmedilmesini hoş görmezler. Ama köpeklere yapılan zulüm eşine az rastlanır bir vahşet kabul edilirse bu dargörürlük olur.

Tüm kitlelerin dargörürlüğe kapıldıkları sanırım sık sık görülmüştür?

Evet, insanlık tarihinin hemen her anında, dünyanın hemen her kesiminde toplumların yakalandığı akıl hastalıklarından biridir bu.

Bunlardan en köklü olanlarım sayabilir misiniz?

Kaç tane var. Yahudi düşmanlığını alalım ele. Özellikle bu örnek iğrençtir. Çünkü en korkunç gösterisi, bize en yakın olanıdır. Ve öylesine iğrenç ki düşünmek bile istemiyor insan. Bunun söylenecek şey olmadığını, ya da kimsenin işitmekten hazzetmediğini biliyorum. Yahudi düşmanlığı Hıristiyanlıkla birlikte doğmuştur. Ondan önce böyle şey yoktu. Roma Hıristiyan olduğu gün Yahudi düşmanı kesildi.

Peki neden?

İsa’yı Yahudiler öldürdü deniyordu. Böylece Yahudi kini de doğrulanmış oluyordu. Şüphesiz gerçek nedenler İktisadî idi. Ama kendilerini bu şekilde haklı çıkarıyorlardı.

Nasıl oluyor da dargörürlük, insanları kütle halinde avucuna alabiliyor?

Dargörürlük, birlikte iş görmek hazzını veriyor. Bir dargörürler topluluğunun keyfine son yoktur, bir tür arkadaşlık egemendir. Aynı nedenler coşturur onları. Her siyasî partide aynı rahatlık içinde tünemiş bir dargörür grubu bulabilirsiniz, ve bu eğilim yayıldıkça başka bir grubun kini ile birleştikçe dargörürlük büsbütün yeşerir.

Ama dargörürlüğün iyi davranışlara da yol açtığı görülmemiş midir?

Kısaca davranışlara önayak olur. Ama iyi davranışlara önayak olduğuna tarihte örnek var mı, bilmiyorum. Taşıdığı kinden ötürü yalnız kötü davranışlara itelemiştir. Genel dargörürlüğe katılmayanlardan nefret edilir. Bu çoğunlukla böyledir.

Yerini ekonomik düşüncelere bıraktığı ölçüde dargörürlüğün ortadan kalkması ya da zararsız hale gelmesi düşünülemez mi? Haçlı seferlerinde olduğu gibi.

Bilmiyorum. Haçlı seferlerinden nasıl bir iyilik sağlandığını göremiyorum. Haçlılarda iki akım var: dargörürlük ve ticaret. Bu sonuncusu çok güçlü idi ama dargörürlüğün desteği olmadıkça pek bir şey yapamazdı. Kabaca, dargörürlük askerleri, ticarî çıkarlar da generalleri sağlıyordu denebilir.

Büyücülüğün de rolü büyük oldu…

Hem de nasıl. Özellikle 1450 ile 1600 başları arasında. Aklıma değerli bir din adamının «Büyücülerin Çekici» adlı kitabı geliyor. Bu kitap gerçek bir büyücü avı çılgınlığı yaratmıştı; hem de avlanan, avcının haklı olduğuna inanıyordu. Pek muhtemelen Jeanne d’Arc da kendini büyücü sanmış ve bu yüzden bir sürü insan büyücülükten hüküm giymişti. Zalimlik salgını sınır tanımıyordu. Kitaplarından gerçekten insan ve aydın birisi olduğu sezilen Sir Thomas Browne gibi bir adam bile, savcı olarak fiilen büyücülük duruşmalarına katılmıştı. Büyücülüğü yadsımanın bir çeşit ateizm olduğunu söylüyordu; kanıtı İncil’de değil mi idi: «Büyücüyü yaşatmayacaksın» ve eğer, büyücü olduklarını bile bile onları yakmak hoşuna gitmiyorsa, İncire inanmıyorsun demektir; o halde Tanrısızsın.

Hiç olmazsa görünüşte aklı başında insanların böyle dargörürlü olabilmelerini nasıl açıklarsınız?

Aklı başında deyimi nisbîdir. Sağlam insan çok azdır. Hemen herkeste ufak-tefek delilik eğilimi vardır. Hatırlarım, Kaliforniya’da yağmurun bardaktan boşanırcasına yağdığı bir gün, arabamıza sırıl sıklam olmuş birini almıştık. Bu adam ırk ayırıcılarına veriştirip duruyordu. Doğrusunu isterseniz ben de onunla aynı görüşte idim. Bir ara Filipinler’den söz açıldı, o zaman bizim yolcu, Filipinliler’in iğrenç kişiler olduğunu söyledi. Görüyorsunuz, bu ufak çılgınlık yönü onda da vardı.

Dargörürlük sorununu bu kadar önemli yapan nedir?

Dertlerimizin çoğunun nedeni.

Ama örneğin Katolik kilisesi, bazı dogmalara inanmanın bunlara inanmaksızın yaşamaktan daha önemli olduğunu düşünmüştür. Bu tutum ile bugünkü düşünce şeklimiz arasında hiç bir ayrılık yok mu?

Sadece yüzeyde bir ayrılık var. Bütün dünya Katolik kilisesine bağlı değil ki; hem pek çok kimse de onun gücünden sıyırabilir kendini. Ama H Bombası herkesi bulabilir.

Bu konuya biraz daha yakından baksak?

Evet, konuya değer. Doğu ile Batı arasındaki gerginlik, hepimizin kanını donduran bu tehdit, dargörürlük ve duruma göre, komünizme ya da anti komünizme olan körü körüne inanç yüzündendir. İki taraf da, kafaları ölçüsüz bir iman ile doldurmak çabasında. Bu inanç türünü dargörürlük olarak deyimlemiştim. Karşımızdakinin kötü bulduğumuz yönlerini ezmek, insan neslinin yaşamasından daha önemli. Bizleri tehdit eden, bu iki kampın dargörürlüğüdür.

Hoşgörürlük nedir?

Düşüncenin yönüne göre değişir. Tam anlamında hoşgörürlük, ortada suç olmadıkça, düşünceleri için kimseyi cezalandırmamaktır.

Tarihte, sayabileceğiniz hoşgörürlük dönemleri olmuş mudur?

Otuz yıl savaşları sonunda gerçekten hoşgörür olmuştur insanlar. İngiltere’de, iç savaştan ötürü, biraz daha sonradır. Hoşgörürlüğü ilk uygulayan ülke Hollanda’dır. Onyedinci yüzyılın bütün büyük düşünürleri, yaşantılarının bir anında Hollanda’ya sığınmışlar ve silinmekten kurtulmuşlardır. Bu dönemde İngilizler ötekilerden daha ağır çekmiyorlardı. Hobbes için açılan parlamento kovuşturmasını hatırlayın. Hobbes’un dengesiz bir kişi olduğu sonucuna varılmış ve yapıtlarının İngiltere’de yayımı yasaklanmıştır. Hayli sürmüştür bu yasak.

Atinalılar hoşgörür kimseler mi idi sizce?

Atinalı’nın hoşgörürlüğü, onsekizinci yüzyıl öncesi modern devletlerinkinden daha ileri idi. Ama bu da tam ve ayrıntısız bir hoşgörürlük sayılmaz. Sokrat’ın başına gelenleri herkes bilir, bu şekilde ölen de bir o değildir. Anaxagore selâmeti kaçmakta buldu. Aristo da, İskender’in ölümünden sonra aynı şeyi yaptı.

Bir hoşgörürlük dönemi yaşayıp yaşamadığımız nerden anlaşılır? Bir ölçünüz var mı?

Özgürlükler var. Basın, düşünce, propaganda özgürlükleri. İstediğinizi okuyabilmek, seçtiğiniz dine kendinizi vermek ya da hiç bir dine bağlanmamak özgürlükleri.

Ama bunların hepsi var Batıda. Buna karşın biraz önce dargörürlüğün hiç bir zaman bu kadar güçlü olmadığını söylüyordunuz…

Bu özgürlüklerin gerçekten var olduklarına inanmıyorum. Bütün resmî kütüphaneleri elekten geçirdikleri zaman Amerika’da olup bitenlere bir bakınız. Buna hoşgörürlük diyemezsiniz.

İstek olmadıkça bir şey yapılamaz. İstek fazlası, dargörürlük tehlikesine götürür. En iyi tutum hangisidir? Dargörürlüğe bulaşmaktan nasıl sıyrılınır?

Hiç bir şeyden emin olunamaz, ama buna karşın yararlı olabilecek bir ilke var. Ancak bir şeyin gerçekliğine inandıktan sonra işe koyulmak. İnsan yanılabilir, kötü bir şey yapar. O zaman durmak gerek. Örneğin bu ilkeyi, insanları yakma cezasına uygulayalım. O devirde benimsenen dinbilimi gerçeğin kendisi olsa idi, dinsizleri yakmak doğru bir tutum olurdu. Ama bu dinbiliminin kesin olarak doğruluğundan en küçük bir şüphe var idi ise, o zaman da kötü bir iş yapılıyor demekti. Bu ilke bize yön gösterebilir sanırım.

Bunu siyasî partilere ve hükümetlere de uygular mısınız?

Elbette. Bir partiye giren herkes, öteki partilere bağlı olanların yanlış yolda olduğunu sanır. Ama bu, onları öldürmek için yeter neden olamaz.

Açıklığa ya da karanlığa götürmemesi için hoşgörürlüğe çizeceğiniz sınırlar nelerdir?

Cevabım bir liberalinki olacak. Düşünce konusunda hoşgörürlük herkesin önünde yapılmalı. Yasanın başka türlü olması gerektiği savunulabilir. Ama yasa değişmedikçe tutumları suçlu sayılacak kişiler hoşgörürlüğe lâyık değillerdir. Bir örnek alalım. Ölüm cezasından yana olabilir, bu cezanın uygulanmadığı bir ülkede kabulünü isteyebilirsiniz. Ama lâyıktır bahanesi ile birisini öldürmeye kalkmayın.

Dünyayı kapsayan bir dargörürlük dalgası yok mu? Şu anda bu dalgalardan birinin altında değil miyiz? Bu dalga daha da yayılmak eğiliminde mi?

Evet. Yüzey durulursa, dünya yerine oturursa. Oynak denge dargörürlüğün yararınadır, yani dünyaya denge vermeli.

Dünyada dargörürlüğü azaltma umudu var mı?

Var, hem de çok; bu bir politika işidir sanırım. Bunun için, yeni bir dünya savaşından o kadar ürkmememiz gerek. Kısa zamanda, doğuda da batıda da hoşgörürlük ve ölçülülüğün yayıldığını göreceğiz. Ama gerginlik sürdükçe, umutlar da azalacaktır.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Berna Moran’ın, Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü Eleştirisi

Saatleri Ayarlama Enstitüsü iki uygarlık arasında bocalayan toplumumuzun yanlış tutumlarını, davranışlarını, saçmalıklarını alaya alan, eleştirel bir romandır. Yapıt, çocukluğu Abdülhamit...

Kapat