Başkalarının silahlı gücü ve yazgıyla ele geçirilen hükümdarlıklar – Machiavelli

1. Yalnızca yazgılarıyla yalın yurttaşlıktan hükümdar olanlar, çok çaba göstermeden hükümdar olurken hükümdarlığı elde tutabilmek için oldukça zorlanırlar ve yol boyunca herhangi bir güçlükle karşılaşmazlar, çünkü kuş gibi uçarak ulaşırlar. Tüm güçlükler iktidara ulaşınca çıkar karşılarına. Böylesi bir durum ya para karşılığında ya da armağan olarak verilen iktidarlarda görülür. Yunanistan’da çoğunun başına konan devlet kuşunu örnek olarak gösterebiliriz. Dareios şanını ve güvenliğini sağlasınlar diye Ionia ve Hellespontos kentlerinde birçoğunu hükümdar yapmıştı. Ayrıca askerleri satın alarak yalın yurttaşlıktan imparatorluğa yükselen imparatorlar vardır.

2. Bu insanlar iktidarı kendilerine bağışlayan kişilerin oynak, değişken istenç ve yazgılarına bağımlıdırlar; iktidarda kalmayı bilmez ve beceremezler. Bilmezler, çünkü eğer akıllı ve becerikli biri değilse, yalın yurttaş olarak yaşamış olduğu için komuta etmeyi bilmemesi doğaldır. Beceremezler, çünkü dost ve sadık güçlerden yoksundurlar. Ve doğup çabucak büyüyen doğadaki her şey gibi, birden oluşan bu devletlerin ilk fırtınada devrilip yıkılmasını önleyecek dal budak salmış kökleri yoktur. Ne ki, söylediğim gibi, böyle birden hükümdar olanlar başlarına konan talih kuşunu kaçırmamak için hazırlıklı olmayı ve kimilerinin hükümdar olmadan attığı temelleri sonradan da olsa atmayı bilmeleri iktidarlarını koruyabilmeleri açısından önemlidir.

3. Söylediğim bu iki tarzla ilgili olarak, beceri ya da yazgı yoluyla hükümdar olanlara ilişkin günümüzden iki örnek vermek istiyorum: Francesco Sforza ve Cesare Borgia. Francesco gerekli araçlar ve kendi öz becerisiyle, yalın bir yurttaşken Milano dükü oldu; büyük sıkıntı ve acıyla elde ettiğini kolayca elde tutmayı başardı. Öte yandan Cesare Borgia ki halk arasındaki adı Valentino idi, hükümdarlığı babasının yazgısından ötürü elde etti ve gene babasının yazgısızlığından ötürü yitirdi. Oysa başkalarının yazgısı ve askeri gücünün yardımıyla oluşturulan iktidarının kendi köklerini salması için her türlü yolu denemiş ve önlemli, becerikli bir hükümdar olabilmek için ne yapılması gerekliyse yapmıştı. Söylendiği gibi temeller önce atılmamışsa, mimar için güç ve bina için tehlikeli de olsa büyük bir beceri gösterilerek sonradan da atılabilir. Dükün siyasadaki başarısı göz önünde tutulduğunda gelecekteki gücüne iyi temeller attığını görürüz. Bunlardan söz etmenin gereksiz olduğuna inanmıyorum, çünkü yeni bir hükümdara verilecek en iyi öğüdün, onun yaptıklarını sıralamaktan geçtiğini düşünüyorum. Ve eğer düzenlemelerinden gerekli yararı sağlayamadıysa, bu onun günahı değil, olağanüstü ve aşırı terslikte giden yazgısının işidir.

4. Papa VI. Alexander dük olan öz oğlunun gücünü artırmak isterken güncelde ve gelecekte oldukça zorluklarla karşılaşmıştı. Bir kere Kilise’nin toprakları üzerinde olmayan bir devletin başına oğlunu getirmenin yollarını bulmakta zorlanıyordu, öte yandan Kilise’ye ait bir yerden oğluna iktidar sağlamasına Milano Dükü ve Venediklilerin karşı koyacaklarını biliyordu.  Çünkü Faenza ve Rimini artık Venediklilerin koruması altına girmişti. Ayrıca İtalya’da var olan silahlı güçlerin ve özellikle kendisine yarayacak olanların, papanın iktidarının genişlemesinden korkanların elinde bulunduğunu biliyordu. Bu nedenle Orsini, Colonnesi ve yandaşlarının elinde bulunan güçlere güvenemezdi. O bölgelerden toprak kapabilmek için var olan düzenlerini altüst etmek ve iç işlerini karıştırmak gerekiyordu. Bu iş kolay oldu. Çünkü Venediklilerin başka nedenlerden ötürü Fransızları İtalya’ya yeniden çağırmaya eğilimli olduklarını gördü. Fransızların İtalya’ya girişine sıcak baktığı gibi Kral Louis’nin eski evliliğini iptal ederek işlerin kolaylaşmasını sağladı.

5. Kral, Venediklilerin desteği, papanın onayıyla İtalya’ya girdi. Henüz Milano’ya varmamıştı ki papa, Romagna’yı işgal etmek için ondan asker yardımı aldı. Kral bu işi şanına yakışır bulduğu için yaptı. Dük Romagna’yı işgal etti, Colonnesileri darmadağın etti, ancak düklüğü elinde tutmak ve kalkındırmak için iki sorunu çözmesi gerekiyordu: Biri, kendisine bağlı olan askeri güçler pek de sadık gözükmüyorlardı; öteki de Fransızların ne yapacağıydı. Yararlandığı Orsini şövalyelerinin, desteklerini çekmeleri gibi bir olasılığın olması yalnızca işgalin tamamlanmasını engellemekle kalmaz, işgal edilen toprakların da elden gitmesine neden olurdu. Kaldı ki aynı işi kral da yapabilirdi. Orsini şövalyelerini Faenza’nın alınışından sonra Bologna’ya saldırırken denedi ve saldırıda gönülsüz kaldıklarını gördü. Kralla ilgili olarak da içyüzünü Urbino Dükalığı’nı alıp Toscana’ya saldırdığında anladı. Kral o girişiminden onu alıkoydu. Tüm bu deneyimlerinden sonra dük başkalarının askeri gücüne ve yazgısına güvenmemesi gerektiğini öğrendi.

6. İlk iş olarak Roma’da Orsini ve Colonnesi’nin bağlı bulundukları partilerin gücünü kırdı. Bu iki takımın tüm yandaşlarını, ki hepsi soylu insanlardı, kendi tarafına çekti; kendi adamlarıymış gibi onlara davrandı ve onları maaşa bağladı. Ve yeteneklerine göre kimisini sivil, kimisini askeri görevlerle onurlandırdı, öyle ki kısa zamanda birliklerine olan bağlılıklarını kırdı ve kendisine bağlanmalarını sağladı. Ardından Colonnesi’nin liderlerini hakladıktan sonra Orsini’nin başlarını yok etmek için fırsat kolladı. İş gönlünce oldu ve gelen fırsatı kaçırmadı. Orsiniler dükün ve Kilise’nin yükselişinin kendileri açısından yıkım olacağının ayrımına varmışlardı, ama geç kalmışlardı. Perugia yakınlarında Magione’de bir toplantı düzenlediler ve Urbino’da isyan, Romagna’da karışıklık çıkartarak dükü zora soktular. Ne ki dük Fransızların desteğiyle tüm bu zorlukların üstesinden geldi.

7. Saygınlığını yeniden kazanınca ne Fransızlara ne de dış güçlere artık inandı. Ve tehlikeye girmemek için şeytanca yollara başvurdu. Niyetlerini o kadar ustaca sakladı ki, Orsinililer Bay Paolo aracılığıyla onunla yeniden barıştılar. Ve ona para, at, giysi vererek onlarla güven verici bir ilişkiye girdi. Saflıkları nedeniyle, dük onları Sinigaglia’da avucunun içine almayı başardı. Liderlerini ortadan kaldırdıktan ve askerlerini yanına çektikten sonra Urbino Dükalığı ile Romagna’nın tümüne sahip olmuş ve egemenliğini sağlama almıştı. Rahat ve huzura kavuşan bölgenin tüm halklarının, özellikle Romagna halkının dostluğunu kazanmış olduğunu gördü.

8. Bu girişimi bilgi değeri taşıdığı ve başkalarınca öykünülmesi gerektiği için anlatmadan yapamayacağım. Dük Romagna’yı aldıktan sonra iktidarsız beyler tarafından yönetildiğini ve halkı yönetmekten çok mallarına el koyduklarını ve düklüğün birliğini sağlamak yerine daha çok dağılmasına, parçalanmasına yol açtıklarını; ardından ülkenin hırsızlık, yolsuzluk ve her türlü düzenbazlığın kol gezdiği bir eyalet olmasına neden olduklarını görünce, iktidara karşı saygılı ve barışçıl olunması yönünde bir yönetimin oluşturulmasını uygun gördü. Messer Remirro de Orco adında birini o göreve getirdi. Zalim ve iş bitirici biriydi. Ona sınırsız bir yetki verdi. Kısa zamanda ülkede bağlaşık ve barışçıl bir ortam sağladı, ayrıca büyük bir saygınlık yarattı. Ne ki dük, insanları fazlaca sıkmamak gerektiğini; yoksa nefret duygularının kabarmasına neden olunacağını düşündü. Ardından eyaletin merkezinde bir sivil mahkeme kurdu, başına çok değerli birini koydu, orada her kent bir temsilci ile temsil ediliyordu. Geçmişte uygulan baskılı siyasanın nefret uyandırdığını bildiğinden, halkın içinden kendisine karşı besledikleri kuşkuyu söküp atmak ve halkın gönlünü kazanmak için uygulanan baskının kendisinden değil, Remirro’nun sert mizacından kaynaklanmış olduğunu göstermek istiyordu. Uygun bir zaman kollayarak onu Cesena’da bir meydanın ortasında bacaklarından ayrılmış olarak halka sergiledi. Yanı başında kanlı bir bıçak ve bir parça odun vardı. Bu manzaranın vahşeti karşısında halk bir yandan mutlu olurken öte yandan olanlara şaşırmış kalmıştı.

9. Sözümüzün başına dönelim. Dük, kendine uygun bir biçimde silahlandıktan ve kendisine zararlı olabilecek yakınındaki silahlıları yok ettikten sonra yerini sağlamlaştırmış ve var olan tehlikeleri kısmen etkisizleştirmişti. İşgalini sürdürebilmek için tek bir şey kalıyordu geriye, o da Fransa kralıydı. Ondan çekiniyordu. Çünkü yaptığı yanlıştan geç de olsa ayıkan kralın kendisine ayak bağı olacağını düşünüyordu. Bu nedenle yeni dostlar aramaya başladı. Gaeta’yı kuşatmış İspanyollara karşı savaşmak için Napoli Krallığı’na doğru gelmeye başlayan Fransızlara sırt çevirdi. Niyeti Fransızlarla ilgili kendisini güvenceye almaktı. Eğer Alexander yaşasaydı, bunu da kısa zamanda başarırdı. O dönemdeki siyasasında izlediği yol bu oldu.

10. Geleceğe dönük olarak, ilk ağızda, Kilise’nin başına geçecek olan kişinin dost biri olmayacağı ve Alexander’ın kendisine verdiklerini geri almaya kalkacağı yönünde bir kuşkusunun olmasıydı. Bu sorunu çözebilmenin dört yolu vardı: İlki, daha önceden iktidarlarına el koyduğu beyzadelerin tüm kandaşlarını ortadan kaldırarak, yeni papanın, iktidarlarını kendilerine iade etme olasılığını sonlandırmak. İkincisi, papayı frenlemek için Roma’daki tüm beyzadelerle dostluk kurmak. Üçüncüsü, Kardinaller Meclisi’ni olduğunca yanına çekmek. Dördüncüsü, babası ölmeden, daha sonra kendisine yapılacak ilk saldırıya tek başına karşı koyabilmek için şimdilerde gücünü artırmaktı. Alexander öldüğünde dört yoldan üçünü gerçekleştirmiş, dördüncüsünü de gerçekleştirmek üzereydi. İktidarlarına el koyduğu beyzadelerden ulaşabildiklerini hakladı, çok azı sağ kalabildi. Romalı beyzadelerden büyük bir bölümünü tavlamıştı; Kardinaller Meclisi’nde taraftarı çoktu. Yeni yerler işgal etmeye gelince: Kafasında Toscana’yı almak vardı. Perugia ve Piombino onun egemenliği altındaydı, Pisa’nın da koruyuculuğunu üstlenmişti.

11. Fransızlardan artık çekinmek zorunda olmadığı için (gereği de kalmamıştı, çünkü İspanyollar Fransızları krallıktan etmişlerdi ve ikisi de Dük Valentino’ya gereksinim duyuyorlardı) artık Pisa’ya saldırabilirdi. Ardından biraz korkudan, biraz da Floransalılara duydukları öfke ve kinden ötürü Lucca ve Siena hemen havlu atarlardı. Floransalılar da çaresiz kalmışlardı. Her şey yolunda gitseydi (Alexander’ın öldüğü yıl bunu gerçekleştirmiş olacaktı) o kadar çok güç ve saygınlık kazanacaktı ki, kendi ayakları üstünde durabilecek ve başkalarının yazgısına ve gücüne değil, kendi gücüne ve becerisine yaslanacaktı. Alexander öldüğünde dükün kılıcını kınından çıkardığı günden o yana beş yıl geçmişti. Bir tek Romagna sağlamdı, ötekileri sallantılıydı. Oğlunu, birbirine düşman çok güçlü iki ordu arasında, ölümcül bir hastalıkla pençeleşirken bırakıp gitti.

12. Dük o denli becerikli, o denli yürekli bir kişiliğe sahipti ki ve insanoğlunun nasıl kazanıp nasıl yitirdiğini o kadar iyi biliyordu ki, ayrıca kısa zamanda attığı temeller o kadar sağlamdı ki, eğer ensesinde o ordular olmasaydı ya da sağlığı el verseydi, tüm güçlüklerin üstesinden gelebilirdi. Temellerin sağlam olduğunu gördük zaten. Romagna bir aydan fazla onu bekledi. Roma’da ölüm döşeğinde yatarken güvendeydi. Baglioni, Vitelli ve Orsini Roma’ya gelmelerine karşın ona hiçbir kötülük yapamadılar. İstediği biri olmadı, ama ona karşı olabilecek birini de papa seçtirmeyebilirdi. Ne ki Alexander’ın ölümünde sağlığı yerinde olsaydı her şey kolay olurdu. O bana şunu söylemişti; tam da II. Giulius’un papa seçildiği günlerde. Babası öldüğünde hangi sorunlarla karşılaşacağını bildiğini, ama her şeyin çaresini bulabileceğini düşünüyordu. Bir tek bir şey aklından geçmemişti, o da babası öldüğünde kendisinin de ölüm döşeğinde olacağı.

13. Dükün eylemlerini toparlamak adına girişimlerini özetlersek, kınanacak bir yanının olmadığını görüyorum. Dahası, işi yazgıya bırakıp ve başkalarının silahlı gücüne güvenerek hükümdar olmuşlara örnek olması bağlamında, şimdi yaptığım gibi, girişimlerini sergilemiş olmamın da yerinde olduğunu düşünüyorum. Çünkü Valentino yürekli biri olarak ve olağanüstü beklentilerinden ötürü ülkeyi başka türlü yönetemezdi. Ona bir tek babasının erken ölümü ve kendisinin hastalığı engel oluşturdu. Yeni oluşturduğu hükümdarlığında kendisini düşmanlarına karşı güvenceye almak gereğini duymak, dostlar edinmek, gücüyle ya da hileye başvurarak kazanmak, halkı tarafından sevilen ve korkulan, askerleri tarafından sevilen ve izlenen biri olmak, karşı koyabilecek ya da karşı koymak zorunda kalanları ortadan kaldırmak, yeni yöntemlerle eskileri yenilemek, hem sert ve hoşgörülü, hem de soylu ve özgürlükçü olmak, sadık olmayan askeri güçleri yok etmek ve yenilerini oluşturmak, kral ve hükümdarlarla dostluk kurarak, onların kendisine hizmette kusur etmeyecek ancak karşı olduklarında zarar vermekten çekinmelerini sağlayacak bir yol, yöntem öğrenmek isteyenlere gösterebileceğim en taze örnek, kanımca Valentino’nun eylemlerinden başkası değildir.

14. Valentino, bir tek II. Giulius’un papa seçilmesi konusundaki basiretsizliğinden ötürü eleştirilebilir. Seçimini yanlış yapmıştır. Çünkü dediğim gibi, kendi istediği birini papa seçtiremedi ve kendisine karşı olabilecek birinin seçimini de engelleyemedi. Ayrıca kendisinin zarar verdiği ya da papa olduktan sonra kendisinden korkacak kardinallerin seçilmelerine asla onay vermemesi gerekirdi. Çünkü insanlar ya korkudan ya da nefretten zarar verirler. Dükün zarar verdikleri arasında, ötekilerin yanında, San Pietro ad Vincula , Colonna, San Giorgio, Ascanio kardinalleri vardı. Fransa Krallığı’na bağlı olduğu için Rouen Kardinali ve akrabalık ilişkilerinden ve şükran duygularından ötürü Valentino ile iyi ilişkiler içinde olan İspanyol kardinaller dışında, öteki kardinallerin papa olduktan sonra ondan çekinecek nedenleri vardı. Bu bağlamda, dük, bir İspanyolu papa seçtirmeliydi. O olmazsa Rouen Kardinali de olurdu, ama San Pietro ad Vincula Kardinali asla. Büyük insanların, güncelde kendisine yapılmış iyiliklerden ötürü eskiden boyun eğmek zorunda kaldıkları kötülükleri unuttuğunu söyleyen varsa yanılıyordur. Valentino bu seçimde yanıldı ve bu da onun sonu oldu.

Niccolo Machiavelli
Kaynak: Hükümdar 

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Cemil Koçgün ve “Zalal” (Duru) Albümü

Kapat