Bana her şey beni hatırlatıyor – Perihan Mağden

İntiharcı grup asla kendini öldürmez. Ama ‘Canıma tak etti. Alsın artık Allah canımı’dan, ‘Tutmayın, atıyorum kendimi’ye zırt pırt ölümün eşiğinde olduklarını ima ederler. Pardon, haykırırlar. Oysa hayata aşırı bağlıdırlar. Bu acıklı haykırışları esnasında: “A bak Lacoste’unda kola lekesi var’ deseniz hemen hayata döner, tişörtleriyle ilgilenirler.

Böyle bir insan tipi vardır. Egosantrik (benmerkezci) tabir edilir. Bu tipler, kendileriyle o kadar doludurlar ki, içlerinde başka hiçbir şeye zırnık yer yoktur.

Böyle bir insan tipi vardır. Egosantrik (benmerkezci) tabir edilir. Bu tipler, kendileriyle o kadar doludurlar ki, içlerinde başka hiçbir şeye zırnık yer yoktur.
Aşırı duygulanmaların ve dalgalanmaların
insanları oldukları iddiasıyla yaşarlar: Buluttan nem kapar, pireyi deve yapar, pire için yorgan yakarlar. Daha doğrusu böyle büyük iddialarına karşılık, pasif agresiftirler. Hiçbir haltla ilgili hiçbir halt yapmaz; ama hep tehditler, şantajlar, köpürüp üfürme numaralarıyla ‘Tutmayın yapıcam’ çığlıklarıyla idare ederler.
Bu tiplerin intiharcı grubu vardır; katil grubu vardır; aşırı hassa grubu vardır.
İntiharcı grup asla kendini öldürmez. Ama ‘Canıma tak etti. Alsın artık Allah canımı’dan, ‘Tutmayın, atıyorum kendimi’ye zırt pırt ölümün eşiğinde olduklarını ima ederler. Pardon, haykırırlar. Oysa hayata aşırı bağlıdırlar. Bu acıklı haykırışları esnasında: “A bak Lacoste’unda kola lekesi var’ deseniz hemen hayata döner, tişörtleriyle ilgilenirler.
Katil grup çok sinirlidir. “Geberticem bilmemne çocuğunu. Gününü göstericem” diye esip üfürür. Sehpanın üstüne silah dergileri atar, kamuflaj kıyafetlerine düşkündür. Kimseyi öldüreceği filan yoktur, ama tehdit sanatının virtüözüdür. Balık yemeye davet edildikleri anda, can düşmanlarıyla can ciğer kuzu sarması olma süratleri de seyirlere mahsustur.
Aşırı hassas grup Türk Sanat Müziği’nin içli şarkılarıyla soluk alıp verir. ‘Mehtaplı
gecelerde hep seni andım’ onları çok içlendirir. Ama mehtaplı gecelerde de, her fırsatta da andıkları kendileridir. Onlar ‘Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar/Yeryüzünde sizin kadar yalnızım’ ekolündendirler. Kimse onları ‘anlayamaz’. Aşırı derin, aşırı duyarlı; duyargalıdırlar. Çok çetrefil ve anlamlı laflar eder, duygu adamı hüviyetleriyle kitleleri büyülerler. ‘Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin’ mısraından ‘Beni bekliyorsan uyumamışsan/Sevinçten kapında ölebilirim’e her şeyi uyarlayacakları bir gönül ve ruh durumları mecuttur.
Bunların, her şarkının her mısraıyla tüm seneleri ben yaparak içlenişlerinin en nadide örneklerini izlemek için Mehmet Ağar’ın katıldığı gecelerde şarkı dinlerkenki yüzünü videoya kaydedip incelemek, yeterlidir. Çökertmeden çıkan Halil de onlardır; Muş’a gidip dönemeyen yiğit de. Özellikle ‘istek’ parçaları ciddi birer şifredir. Derin ruh kasalarını açmak için, istek parçalarının muhtelif kombinasyonlarından faydalanabilirsiniz. Onlar ‘Allah’ın birer lütfu’durlar.
Birisi konuşurken dinlemez, dinleyemezler. Hatları her daim meşgul bir telefon gibi, sıkıntılı sıkıntılı çenenizi kapayacağınız anı beklerler. Karşılarındaki susunca onun söyledikleriyle uzak yakın alakası bulunmayan, kendilerini meşgul eden konuya dalarlar. Her biri birer ‘Teşbih Şövalyesi’dirler. Teşbihlerine doyum olmaz. Anılarına ve onun ve bunun ağızlarının payını veriş kahramanlık destanlarına da. Siz konuşurken boşluğa donuk donuk sabitledikleri gözleri, sıra kendilerine gelince yakamozlanır. Spot ışıkları onların üstüne çevrildiği anda can bulurlar.
Ha bir de tevazu numaraları vardır. Mütevazılıkta kimse ellerine su dökemez. Bencillikten en uzak cengâverler olduklarını iddia ettikleri gibi, tevazuun harikûlade ağırlığı üstüne de keskin kanaatleri vardır. Ağırbaşlı ve hakikatlidirler. Zibidilikten tiksinirler. Oyunbazanlar kadar hiçbir şey sinirlerini tel tel edemez. Zira bu tarikattan olanlar, oyunlarla yaşarlar. Oyunlarına dair en ufak bir imanız, onları çileden çıkarır.
Vakti zamanında Hürriyet’in Kelebek ilavesinde şahane Türk fotoromanları yayımlanırdı. Orhan Gencebay’ın Leyla ile Mecnun’u da burada fotoroman olarak yayımlanmıştı. Bu olaydaki en şahane figür kötü, yaşlı, cadı kadın kılığına sokulmuş Nubar Terziyan’dı.
Nubar Terziyan, Hüseyin Peyda’nın harikûlade canlandırdığı Mühim Figür’e bir kızı olacağını, aynı zamanda bir oğlan çocuğu doğacağını ve büyük bir aşk husule geleceğini kâhin kâhin anlatıyor.
Hüseyin Peyda egosantrik bir şah figürü olarak mavi gözlerini kocaman açıyor ve haykırıyor: “PEKİ AMA KİMMM YAŞAYACAK BU AŞKI?”
Elinin körü yaşayacak! Bu tipler hiçbir şeyi duymaz, anlamaz. Anlatmaya çalışıp vakit kaybetmeyinizzz.
(Daha önceki zamanlardan bir zaman. Yazılardan bir yazı. Hele bir kazı!)

Kaynak: Best of Perihan Mağden

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Begül Erhan ve Klasik Gitar ile “Anatolian Folk Songs” Albümü
Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar: “Yaşam karşı çıkmak değil mi?”
Kapat