Aziz Nesin’den bir hikaye: Aslan Payı | Bundan sonra köpeklerin sözüne inananın…

Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, orman kanunlarının yürürlükte olduğu bir ormanda bir aslan varmış. Bu aslan, ormandaki bütün hayvanları egemenliği altına almış. Ormanda ne kadar hayvan varsa, karıncadan file kadar hepsine vergi koymuş. Kurt, kuş hep vergi verirlermiş. Bu verginin adı da “aslan payı” imiş. Ormanın bütün hayvanları gün doğumundan gün batımına kadar uğraşırlar, didinirler, çalışırlar, kuyruk altları terler, yakaladıkları avların en güzel yerlerini ayırır, “aslan payı” diye vergi öderlermiş. Armudun iyisini ayı yiyemez, aslana verirmiş. Kurt yakaladığı ceylanın ciğerini aslana sunarmış. Tilki bir tavuk geçirse pençesine, tavuğun en lezzetli olan gerisi ile derisini aslana vermek zorundaymış.
Aslan, sarayında oturur, yer içer, maymunlardan dalkavuklarının, dansözlerinin, papağanlardan bilginlerinin, kargalardan şarkıcılarının arasında yan gelir; keyif sürermiş. Arada sırada, hem bir iş yapmış olmak, hem de ormandaki kullarını korkutmak için şöyle bir boy gösterir, kuyruk sallar, bıyığını yalar, bir iki kükrer, bir iki böğürür, sonra yine saray keyfine dalarmış.
Aslan, ormandaki hayvanlar gününün birinde akıllarını başlarına toplarlar da, ayaklanırlar diye böyle bir tehlikeyi önlemek için sarayına köpeklerden muhafızlar almış, vergi koyarak hayvanlardan aldığı “aslan payı” kendine çok geldiğinden artıklarını da sarayını koruyan köpeklerinin önüne atarmış.
Gel zaman git zaman, komşu ormanlardan birinde ayaklanma olmuş. Bu haberi güvercinler kanatlarında getirmişler. O zaman hayvanlar, aslanın haksızlığını anlamışlar, kafalarına dank etmiş. İlkin bülbüller seslerini yükseltmişler:
– Bir kart aslana, ne diye “aslan payı” veriyoruz? Hak, adalet, hürriyet, müsavat!.. diye şakımaya, çilemeye başlamışlar.
Bülbüllerin ah vah’larını duyan, böyle içlerle görevli sokak köpekleri koşup fino köpeklerine durumu bildirmişler. Fino köpekleri de büyükleri olan kurt köpeklerine, kurt köpekleri de başları olan çoban köpeklerine havlamışlar. Gitgide orman hakimi aslana kadar haber gitmiş,
Aslan kuşkulanmış. İşi politika ile tatlıya bağlamak için bir yol bulmuş. Buyruğu altındaki tasmalı av köpeklerinden biri ile bülbüllere şu haberi yollamış:
– Ey bülbül kullarım! Duyduğuma göre, ormanımızdaki birliği, beraberliği, dayanışmayı yok edecek bozguncu düşünceler, yabancı ormanlardan bizim mutluluk içindeki ormanımıza kadar sızmıştır. Sizler de “Hürriyet” diye şakımaya başlamışsınız. Ey güzel sesli bülbül kullarım! Aklınızı başınıza devşirin! Gül fidanlar üstünde şakıyıp, ötüp duracağınız yerde, ne diye diller döküp ormanımdaki hayvanları kışkırtmaya, ayaklandırmaya kalkışıyorsunuz? Hepiniz sarayıma gelin! Güzel sesleriniz, tatlı şarkılarınızla beni eğlendirin! Sanat işte budur. Ben de size “aslan payı”ndan verir, karnınızı doyururum. Eğer sarayıma gelmek istemeyen hürriyetseverler varsa onlar da güllere dil döksünler. Ben “örtülü ödenek”ten onların da zarına bakarım. Bu dediklerimin tersini yapmakta direnenler olursa, adalet yerini bulacak. Pençem hepinizin yakanızdadır!
Bu haberden sonra bülbüllerin çoğu saraya koşmuşlar. Aslan onları altın kafeslere koymuş, “aslan payı”ndan onlara da vermeye başlamış. Onlar da altın kafeslerinde, efendilerinin gönlünü eğlendirecek tatlı diller döker, şakırlarmış.
Ormanda ses, soluk kesilmiş. Bütün bunlar olup dururken ormandaki bülbüllerden bikaçı, “İster altından olsun, ister demirden, kafes kafestir!” diye tutturup,
– Çile bülbülüm, çile!… diye çileyip durmuşlar. Köpekler yine kuyruk sallama sırasına göre haberi aslana iletmişler. Kızan aslan kükremiş:
– Günah benden gitti. Bülbülün çektiği dili belasıdır. Dut yemiş bülbül gibi sus pus olmayanların dilleri kesilsin!
Yeni çıkan bu orman kanunundan sonra, nerede çileyen bir bülbül yakalarlarsa, dillerini kesmeye başlamışlar. Dilleri kesilen bülbüller çileyemediklerinden, kaş göz ederek dertlerini anlatmaya başlamışlar. Kaş göz etmek de yasak edilmiş. Dillerini kesmekle de bülbüllerle başedilmeyeceğini anlayan aslan, daha da direnenlerin başlarını koparılması için yeni bir orman kanunu çıkarmış.
Ormanda artık çıt yok. Yok ama, köpekler ne yapsın? Onlara iş gerek. Onlar, krala gördükleri işe göre pay alıyorlar, yükseliyorlar. Başlamışlar ormanı fırdolayı dönmeye. Yok, yok… Ormanda çıt yok. İlle de bişeyler olmalı. Bozgunculuk, yıkıcılık yapan bülbül olup olmadığını anlamak için köpekler ormana dalmışlar, dört dönmeye başlamışlar. Bir av köpeği ile bir fino köpeği, arama tarama sonunda bir gül dalına konmuş bir bülbül görmüşler. Bülbülcük ne şakıyabiliyor, ne kaş göz edebiliyor. Derdinden göğsüne gül dikenleri batırır, kanı gül üstüne damlarken, gözünden inci yaşlar akarmış. Ama bülbülü kızdırıp konuşturmak, sonra da yaranmak için aslana bildirmek amacıyla bir kurnazlık düşünmüşler.
Fino,
– Bülbül kardeş, demiş, ne diye biz çalışıp çabalayıp da aslana yedirelim? Bu ne eşitsizlik? Ne adaletsizlik?
Bülbül, köpeklerin dalaveresini yutmamış. Ama fino ile av köpeği o kadar havlamışlar, ulumuşlar ki, sonunda dayanamamış, ağzından salt bir tek söz çıkmış:
– Doğru!…
– Ne, dogru mu?
Tabanı kaldırmışlar, koşup aslana raporu vermişler. Aslan,
– Yakalayın! demiş, kim yakalarsa onu saray koruyucularıma baş yapacağım.
İki köpek koşup bülbüle gelmişler. Av köpeği,
– Bülbül kardeş, diye havlamış, ormandaki hayvan kardeşlerimizi uyarmak için gece gündüz dil döküyorsun. Çok yorgunsun, belli, Sen birazcık şurada uyu da dinlen, biz senin başında bekleriz. Kimse tüyüne dokunamaz.
Zavallı bülbül, bu laflara inanmış. Günlerden beri de uykusuzmuş. Av köpeğinin kışkırtıcılığı etkisini göstermiş. Onlara inanmış. Gözlerini yummuş, yumar yummaz da oracıkta uyuyakalmış. Fino köpeği artık durur mu? Bülbülün kanadından hart diye kapmış. Şaşıran bülbül tongaya bastığını anlamış ama, kaç para eder, iş işten geçmiş, bir kere kanadı kaptırmış.
Fino, ağzında bülbül, başlamış koşmaya. Av köpeğinden önce saraya varıp aslanın vereceği armağanı kazanmak için koşmuş da koşmuş. Kıskançlıktan kuduran ava köpeği durur mu? Hemen finoyo yetişmiş. Finonun ağzından bülbülü almak için bir düzen kurmuş.
– Fino kardeş, demiş, biraz yavaşla da ikimiz birden aslan efendimize bu müjdeyi vermek için havlayalım.
Fino yavaşlar yavaşlamaz, av köpeği, finonun kuyruğuna pençesini geçirmiş. Bülbülün kanadı finonun ağzına, finonun kuyruğu da av köpeğinin pençesinde.
– Köpek kardeşler, demiş, beni yakaladınız. Bu hizmetinize karşılık efendimiz sizlere kimbilir neler verecek, neler bağışlayacak! Buna karşılık, gelin hep beraber efendimizin ömrüne dua edelim, aslan efendimizi alkışlayalım…
Köpekler işkillenmişler ama, efendilerini alkışlamadı, mutluluğuna dua etmedi diye birbirlerine haber verirler diye, ikisi de birbirlerinin korkusundan bülbülün dediğini yapmak zorunda kalmışlar,
Av köpeği alkış tutmak için pençesiyle çırpınırken fino onun pençesinden kurtulmuş. Bu sefer fino dua edeyim diye ağzını açınca bülbül pıır diye uçmuş, bir gül dalına konmuş. Oradan, bütün hayatında ilk defa okkalı bir küfür savurmuş:
– Bundan sonra köpeklerin sözüne inananın… Avını kaçıran fino da şöyle havlamış:
– Bundan sonra köpeklerin sözüne inananın… dua edenin…
Av köpeği de sunturluyu savurmuş:
– Bundan sonra armağanı almadan efendisini alkışlayanın…

Aslan Payı
Aziz Nesin
Memleketin Birinde

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Eli sopalı Türk medyası, “Döner Bıçaklı Türk Övgüsü” ve Ruhat Mengi Mantığı

Medyanın "Döner Bıçaklı, Sopalı Türk Övgüsü" Londra'da yaşanan olayları değerlendiren Türkiye medyasında, döner bıçaklı, sopalı Türklere düzülen övgüler dikkat çekiyor...

Kapat