Aydın metalaşmasına karşı ‘biraz daha ışık’! – Prof. Dr. İzzettin Önder

“Biraz daha ışık”! Ampullerin bu denli yaygınlaştığı bir ortamda, daha fazla ışık istemenin anlamı, ünlü Alman entellektüeli ve şairi Goethe’yi hatırlamanın dışında ne anlama gelebilir ki! Bu yazının konusu ampul değil, aydınlanma ve aydınlardır. Goethe, toplumsal uygulamaların, akılcılıktan çok, toplumların tarihsel ve coğrafî koşullarından kaynaklandığını ileri sürerek, bir anlamda rasyonalizme karşı çıkmış olmakla beraber, bu düşüncesini, müthiş bir felsefe geleneği üzerine geliştirmiş olduğu da ortadadır.

Türkiye ampullerle donatılıyor, ama giderek kararıyor! Bu karanlık ortamda karanlığı fark edemeyen aydınlar(!) konuşuyor; daha doğrusu, karanlığın girdabında sürüklenerek, karanlığı besliyor! Aydınlık nedir? Aydınlık; kafaların önünde engel olmamasıdır, geniş halk kesimlerinin çıkarlarını dar çerçeveli sömürücülerin çıkarlarına karşı korumaktır, gelecek nesillerin çıkarlarını bugünkü neslin çıkar denklemine eklemektir, vs. Goethe, akılcılığın yanına çok öğeli sosyolojik faktörleri koyarken, dönemin sömürgeciliğini ihmal etmiş olmakla beraber, hiç değilse, kendi ülkesinin sömürgecilikten pay almamış olmasına sığınabilmiştir. Bizim aydınlarımız ise, yaygınlaşan sömürü sisteminde giderek kararan ortamı savunurken, acaba etik ile çıkar arasında nasıl bir tercih yapmaktadır!
Bir işin ruhu, mantıksal denetimden geçirilerek, denetimli politik sözcük ya da tümcelerde aranmaz. İşin ruhunu, psikolojik denetimin zayıfladığı dönemlerde ağızdan kaçırılan sözcükler ortaya koyar. Başbakan, geçmişte Yargıtay’ın kendisine nasıl davrandığını söylemekle, anayasa yapıcılığı işine soyunmaması gerektiğinin psikolojik ve ahlaksal gerekçesini açıkça ortaya koyarken, kendi adına ne hazin bir tecellidir ki, yargının üzerine intikamla yürüyebilmiştir! Rahmetli Menderes’in oğlu da her “evet” oyunun babasının ruhunu huzura kavuşturacağını söylemiştir. Bu tavır ilgili kişinin algılamasında haklı ve tutarlı olmakla beraber, bu zatın da, biraz etiksel davranış kodu içinde kalarak, bu gelişmeler karşısında sükûnetini koruma azmi gösterebilseydi, kendi artı hanesine yazılacak bir değer olurdu! Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Bir yargıcın akraba ve yakınlarının davalarına bakamayacağı gibi, bir siyasetçinin de, elindeki gücü kendi intikamı lehine kullanması etiksel bir davranış olarak görülemez! İntikam ateşi, hak ve adalet duygularını baskılar ve köreltir! Bu tür davranışlar, hak aramada objektif kuralları çiğneyerek, kişisel erk kullanımı anlamına gelir ki, aslında bu durum, güç değil, güçsüzlük göstergesidir!
Kapitalizmin, bireyleri etrafa saygılı etik normlardan bu derece uzaklaştırarak, giderek daha fazla güç peşinde koşar duruma getirmesi de bir normdur, ancak bu normun “etiksel norm” olma niteliği tartışmalıdır. Toplumsal çıkarın önüne bireysel yırtıcılık ve çıkarı koyan; zamana hakim olan güce karşı çıkmayıp, topluları esir alan “zaman ruhu” sosyo-psikolojisi doğrultusunda davranarak, “gelecekte hepimiz ölüyüz” anlayışı ile, vitrinde daima ön safta kalmayı yeğleyen davranış kuralları “aydınlanmacı norm” olarak değil, ancak “metalaştırılmış ruh hali” olarak görülebilir. Herşeyi metalaştıran kapitalizmin ürünü olan “metalaştırılmış aydın tipi” nin normu, maalesef, budur! Her metanın belirli bir zaman boyutunda değeri olduğu gibi, metalaştırılmış aydının da belirli bir zaman boyutu içinde değeri vardır. Zaten, sözde aydın olmaya soyunanları etkileyen de bu vitrin parıltısıdır. Ancak, her metanın zaman içinde tüketilmesi gibi, ihtiyaç giderme özelliği kaybolduğunda, metalaşmış aydın da parıltıları dökülmüş olarak, değersizleşir!


1940 yılında Erzurum’da doğan İzzettin Önder, İlk ve Orta öğrenimini sırasıyla Fatih İlkokulu ve Robert Koleji’nde yaptı. 1963 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Aynı fakültede 1967 yılında Doktorasını, 1971 yılında Doçentliğini tamamladı. 1980 yılında Profesör oldu. Halen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Kürsüsü’nde görevini sürdürüyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümün de Türkiye İktisat Tarihi derslerine girmektedir. Uzun süre Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapmıştır.

Akademik yaşamı boyunca İngiltere’de York Üniversitesi’nde, Japonya’da Seijo Üniversitesi’nde, ABD’de Iowa ve Minnesota Üniversiteleri’nde çeşitli burslarla araştırmacı olarak görev aldı. Uluslar arası Maliye Enstitüsü, Maliye Eğitim Sempozyumu ile Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti üyesidir.

1991 – 1992 yıllarında Vergi Konseyi Üyeliği yaptı.

Yayınlanmış çalışmaları şöyledir:

* Türkiye’de Kamu Harcamalarının Gelişme Seyri: 1927 – 1967, İktisat Fakültesi Yayını, İstanbul, 1974.
* Ekonomi & Politika Yazıları; Der Yayınları, İstanbul 2000
* Küreselleşme, Kriz ve “İstikrar” Programı Nasıl Aldatılıyoruz? ; Nazım Kitaplığı, İstanbul, 2002
* Türkiye Nereye Götürülüyor? AKP Karanlığında Ekonomi, Siyaset, Dış Politika ve Eğitim ; Nazım Kitaplığı, İstanbul, 2004
* Başta Maliye Teorisi ve Maliye Politikası konularında açık öğretim için yazılan kitaplar olmak üzere iktisat üzerine yazılan kitaplara katkılar.
* Yurt dışında ve yurt içinde akademik dergilerde Türkçe ve İngilizce makaleler.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Her türlü tutucuğa karşı bir çıkış, bir isyan albümü: Sara ve Zagros albümü

Muş Varto doğumlu olan Sara, 1990 yılında Fransa’ya göç etti. Küçük yaşlardan itibaren kendisi için vazgeçilmez bir tutku olarak ifade...

Kapat