Amin Maalouf: “Bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyacı kalmamış gibi davranıyorlar”

♦ Her çağın kendi kör noktaları vardır, bizimki de bu bakımdan bir istisna değildir. Gerçekliğin göremediğimiz yönleri var ve kaçınılmaz bir şekilde birkaç yıl içinde her birimiz şöyle diyeceğiz: “ben bunu nasıl göremedim?” ben de sizden kendinizi geleceğe taşımanızı ve bugün görülmesi çok güç olsa da, otuz yıl içinde en basit gerçeklerden biri haline gelecek bir “kör nokta”dan söz etmenizi istiyorum. S.144

♦ Kendime(Ramiz) solcu dememin sebebi, yoksulların ve ezilenlerin durumuna kayıtsız kalmamamdı. O kadar. Bizim gruba dahil olmamamın sebebi de, oradaki insanların sadece kendi küçük yaşamlarıyla değil uçsuz bucaksız dünya ile ilgilenmeleriydi. Vietnam’dan, Şili’den, Yunanistan’dan ve Endonezya’dan söz ediyorlardı. Edebiyata, müziğe, felsefeye ve fikir tartışmalarına tutkuyla bağlıydılar. O sıradaki bütün insanların benzer kaygıları paylaştıkları düşünülebilir. Ama bizim gençlik dönemimizde bu tarz topluluklara seyrek rastlanırdı, günümüzde ise iyice azaldılar. Yirmi yılı aşkın bir süredir iş ve sosyete toplantılarından başka bir şeye katılmıyorum. İnsanların çoğu, beşikten mezara kadar tüm ömürlerini dünya nereye gidiyor ve bizi nasıl bir gelecek bekliyor sorularına hiç vakit ayırmadan geçiriyorlar. S.230

♦ İnsan maziyi idealize ettiği için kendi zamanını hep küçümser. Kendimi 1937 Barcelona’sında cumhuriyetçi, 1942 Fransa’sında direnişçi veya Che’nin yoldaşı olarak hayal etmem kolay. Ama benim hayatım şimdi ve burada geçiyor, ben seçimimi şimdi ve burada yapmalıyım: Ya bir taraf olmayı göze alacağım ya da işin dışında kalacağım.
Çağını ıskalamaktan ve bu yüzden yazma hakkını yitirmekten korkuyordu.
….
Etrafımızda temiz veya en azından güvenilir insanlar tarafından savunulan haklı bir dava var mıydı?
S.193-194

♦ Yıllardır her sabah iki zıt duyguyla uyanıyorum: Sevinç ve hüzün. Mesleğimde başarılı olmanın, çok para kazanmış olmanın, güzel bir eve ve mutlu bir aile yaşamına sahip olmanın sevinci. Ama aynı zamanda halkımın uçurumun dibinde olduğunu görmenin hüznü. Benim dilimi konuşanlar, dinime inananlar her yönden gözden düştüler ve genellikle onlardan nefet ediliyor. Ben doğuştan mağlup bir medeniyete aidim ve eğer kendimi inkar etmeyeceksem alnımda bu lekeyle yaşamaya mahkumum. S. 221-222

♦ Avrupa’ya seyahat ettiğimde tüm zengin insanlara yapıldığı gibi bana da saygılı davranılıyor. İnsanlar bana gülümsüyor, kapıları eğilerek açıyorlar, satın almak istediğim her şeyi satıyorlar. Ama içlerinden beni aşağılıyor ve benden nefret ediyorlar. Onların gözünde zengin olmuş bir barbardan başka bir şey değilim. Sırtımda en güzel İtalyan kostümü de olsa, manevi bakımdan onların gözünde bir baldırı çıplağım. Niçin? Çünkü yenilmiş bir halka, mağlup bir medeniyete aidim. Tarihin pek esirgemediği Asya, Afrika veya latin Amerika’da bunu daha az hissediyorum. Sen hissetmiyor musun? s.222

♦ Din elbette önemli, ama aileden, arkadaşlıktan, sadakatten daha önemli değil. Ahlakın yerine dini geçiren insanların sayısı durmadan artıyor. Sana caiz olandan ve olmayandan, mübahtan ve mekruhtan söz edip sözlerini alıntılarla destekliyorlar. Bence neyin dürüstlüğe veya adaba uygun olduğuyla uğraşsalar daha iyi ederler. Bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyaçları kalmamış gibi davranıyorlar.
Ben inançlı ve dindar bir aileden geliyorum. Büyük dedem Osmanlı sultanları zamanında şeyhülislammış. Bizimkiler her ramazanda mutlaka oruç tutmuşlardır. Bu doğal bir şeydi, kendiliğinden yapılırdı, mühim mesele sayılmazdı. Günümüzde oruç tutmak yetmiyor, herkese oruç tuttuğunu göstermek ve tutmayanları göz hapsine almak gerekiyor. S.241-242

♦ Niçin, dünyanın bu bölgesinde inanç, din bukadar büyük bir yer işgal ediyor? S.442

Amin Maalouf
Doğu’dan Uzakta (Alıntılar, Okuma notları)
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları, İlk Baskı Yılı : 2012, Sayfa Sayısı : 460
Amin Maalouf’un Doğu’dan Uzakta, kaderin ve tarihin acımasızlığında terk ettikleri yurtlarına dönen bir grup arkadaşın hikâyesini anlatıyor. Bir yüzleşmenin romanı: Gençliklerinin en güzel dönemlerini bir arada geçiren, ülkelerinde patlak veren iç savaştan sonra farklı yerlere dağılan ve yıllar sonra, eski arkadaşlarından birinin cenazesi için tekrar ülkelerine dönen bir grup arkadaş… Açıkça belirtilmese de Lübnan İç Savaşı’nın getirdiği yıkımlara ve Ortadoğu coğrafyasının kültürel, tarihsel ve toplumsal sorunlarına dair çok çarpıcı gözlemlere de yer veren Doğu’dan Uzakta’da Maalouf, yine en iyi bildiği şeyi yapıyor: Doğu’yu anlatıyor.

Share

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Guillaume Apollinaire’in Şiirlerindeki Kadınlar: Yüreğim bir oyuncaktır elinde
“Çoğunluk ne kadar acımasız olabiliyor…” Yangınlar – Cemal Süreya ve Ece Ayhan
Kapat