Ahmet Nesin: Nazlı Ilıcak Köşesinin Adını “Ben Sordum Soruşturdum” Köşesi Yapsın

Size bişey söyleyeyim mi Nazlı Ilıcak, siz Demirel’i desteklerken, o benim dün andığım Deniz Gezmişlerin idam edilmesi için elini kaldırıyordu. Eski kocanız Kemal Ilıcak 1. Ordu Komutanı Necdet Üruğ’un direkt telefonunu açabiliyorken, babam Sıkıyönetim Askeri Savcısı, Süleyman Takkeci’ye ifade veriyordu, arkadaşlarım işkence görüyordu, DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk hapisteydi, İstanbul Baro Başkanı Orhan Apaydın içerde kansere yakalanıyordu, Erdal Eren yaşı büyütülerek idam ediliyordu, birileri 5. kattan atılıyor, Kürtlere bok yediriliyordu.

YANILIYORSUN NAZLI ILICAK…
Yazılarımı genellikle isimler üzerinden yazıyorum, beni bu konuda eleştiren okurlarım var. Genelde büyük çoğunluğu “Bunları yazmaya değer mi?..” türünden yaklaşım ve eleştiriler. Bugüne dek onlara yanıt vermedim ama sanırım artık zamanı geldi ve umarım tatmin olurlar yanıtımdan.

Bu kişileri sizin de eleştirmeniz yada beğenmemeniz çok önemli değil, bu kişiler de sonuçta biyerlerde yazıyorlar ve birilerini etkiliyorlar. Ben direkt isim vererek yazıyorum çünkü o kesimlerden birileri de beni okuyorsa -ki okudukları kesin- belki yanıldıklarını anlatabilirim. O yüzden benim için önemli ve yazılarım daha çok isimler üzerinden gidecek.

Sabah Gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak dün Twitter’da bişeyler yazmış. Önce yazdığı ilk tümceyi ele almak ve yanıtlamak istiyorum: “Twitter’daki mahalle baskısı yüzünden şöhretlerin pek çoğu, samimi düşüncelerini ifade etmiyor. Ne mahalle baskısı ne iktidar korkusu takarım…

Twitter’da mahalle baskısı var mı bilmiyorum, o kadar kalabalık biyer ki böyle bir saptama yapmak için dahiyane bir matematiğe sahip olmak bile yetmeyebilir. Beni Twitter’da bin küsur kişi takip ediyor, Nazlı Ilıcak’ı ellisekiz bin kişiye yakın. Beni takip edenlerin hepsi sosyalist değil, doğal olarak Nazlı Ilıcak’ı takip edenler hiç değildir. Yani kendisine bir mahalle baskısı yoktur, bu bir palavradır. Twitter’da o kadar sosyalist olsa Nazlı Ilıcak’ı takip eden, zaten şu an başka bişey konuşuyor yada yazıyor olurdum. Nazlı Ilıcak dışındaki şöhretler adına bişey diyemeyeceğim.

Esas yazacağım konu Nazlı Ilıcak’ın “Ne mahalle baskısı ne iktidar korkusu takarım…” meselesi üzerine. Çok haklısınız Nazlı Hanım, iktidar korkusunu takmanız olanak dışı. 12 Eylül öncesi iktidarda Süleyman Demirel vardı, kocanız Kemal Ilıcak’la beraber Tercüman Gazetesi olarak hep iktidarı desteklediniz. 1. ve 2. MC hükümetleri de sizi korkutamazdı, gazetede yazan Ahmet Kabaklı, Taha Akyol gibi koyu MHP’liler vardı. Hatta Akyol MHP MYK üyesiydi ve askeri yönetime çağıran parti ilanında imzası vardı. Kurt gibi Ergün Göze’niz vardı, bugünkü nesil Rauf Tamer’in o günkü yazılarını okusa küçük dilini yutardı. O yüzden korkmanıza gerek yoktu zaten.

Derken 12 Eylül oldu, her ne kadar Demirel, Türkeş gözaltına alındılarsa da siz askeri darbeyi öven yazılar yazdınız. Bu yazılardan örnekler verdim daha önce, tekrara girmek istemiyorum. Ama bir olay var ki bu asla unutulmamalı. Mehmet Barlas Milliyet Gazetesi’ndeydi ve darbeyle bir sorunu vardı. 1. Ordu Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ’a telefon açtı Barlas, santralden değil, ona verilen direkt numaradan. Üruğ o sırada odada değildi ama telefonu açacak birisi vardı odada. Hayır yardımcısı filan değil, o zamanki eşiniz Kemal Ilıcak. Barlas’a kocanız tarafından verilen güvenceyi es geçiyorum, anlayacağınız siz iktidardaki askeri darbe yönetiminden de korkmadınız.

Daha sonra Turgut Özal geldi iktidara, her ne kadar kendisini sevmeseniz de sonuçta sağ bir iktidardı ve size yapacak fazla bişeyi yoktu. Bu sırada Demirel’i desteklediniz, o ve sonrasında Tansu Çiller iktidara geldi. Yani yine iktidardan korkmanıza fazla gerek kalmadı.

Derken iktidara Necmettin Erbakan geldi, bırakın korkmayı, siz o partinin milletvekili oldunuz. O kadar büyük bir döneklik ki bu, daha sonra Erbakan’ın partisine oy vermediğinizi açıkladınız.

Sonra bu parti 28 Şubat darbesiyle kapatıldı ve siz 5 yasaklı milletvekilinden biri oldunuz. Geöen yazdınız bana Twitter’da, 28 Şubat hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunacak zamanınız yok. Bir programa çıkmasanız dilekçe vermek 5 dakikanızı alır oysa.

Şimdi de AKP’yi destekliyorsunuz, çok cesursunuz ve yine iktidardan en ufak bir korkunuz yok. Hatta en çok Ergenekon davasını desteklediniz.

Ne komik ki Kemal Ilıcak’dan sonra evlendiğiniz eşiniz Emin Şirin Ergenekon sanığı. Yani öyle bir durum ki darbe yapılsa da iktidarsanız, Ergenekon yıkılsa da…

Size bişey söyleyeyim mi Nazlı Ilıcak, siz Demirel’i desteklerken, o benim dün andığım Deniz Gezmişlerin idam edilmesi için elini kaldırıyordu. Eski kocanız Kemal Ilıcak 1. Ordu Komutanı Necdet Üruğ’un direkt telefonunu açabiliyorken, babam Sıkıyönetim Askeri Savcısı, Süleyman Takkeci’ye ifade veriyordu, arkadaşlarım işkence görüyordu, DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk hapisteydi, İstanbul Baro Başkanı Orhan Apaydın içerde kansere yakalanıyordu, Erdal Eren yaşı büyütülerek idam ediliyordu, birileri 5. kattan atılıyor, Kürtlere bok yediriliyordu.

Umarım bu yazıyı okursunuz ve aynaya bakıp “Ben bunları yaşayıp savunduktan sonra hangi yüzle bugün darbe karşıtı olabiliyorum!..” dersiniz… Kusura bakmayın, yazı uzadı, yarın da ikinci Twit’ınızı yanıtlayacağım…

07 Mayıs 2001

YANILIYORSUN NAZLI ILICAK 2…
Sanırım bilgisayar ve internet çıktığından beri “Sanal” sözcüğü en çok kullanılan sözcüklerden biri oldu, daha çok kaytarmak için kullanıldığına inanıyorum ben. Sabah Gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak önceki gün Twitter’da “Sanal bir korku alemi yaratılıyor. Yok dinleniyoruz… İzleniyoruz. Çekiniyoruz… Ben aklıma göre takılırım. İnandığım her şeyi de yazarım…” diyor.

Nazlı Ilıcak’a bir önerim var, bence köşesinin adını “BEN SORDUM SORUŞTURDUM” köşesi yapsın, biraz uzun ama tam onun  uzun süredir yaptığına uygun.

Diyelim ki Balyoz davasıyla ilgili bitakım çelişkiler var, bunlar yazılmaya başlanıyor, bu çelişkiler de Nazlı Ilıcak’ın kafasında soru işareti bırakıyor, o zaman önce Twitter’da başlıyor, “Ben savcıyı aradım, hemen de görüştüm, yarın Sabah’ta okuyun…” Gel de okuma, ertesi sabah ilk işim onun yazısına bakmak oluyor, “Savcıyla konuştum, çok iyi birisiydi, masasında dini kitaplar vardı, o çelişkileri anlattım kendisine, evet çelişki var dedi. Ben de tatmin oldum ama yeni onbaşı olmuş birinin askeri davranışlarını da asla unutmamak gerekiyor. Ergenekoncular onbaşı ve çavuşları görmemezlikten geliyor…” diye hepimizin anlayacağı bir dilde yazıyor.

Daha sonra sınavlar ve şifreyle ilgili bir sorun çıkıyor, Ilıcak yine en yetkiliye telefon açıyor ve “Hiç araştırmıyorsunuz kardişim, öyle de yazılmaz ki, ben aradım, hatanın kendilerinde olmadığını söyledi, matbaadaymış, sırf kızların girdiği derslikler tesadüftür müdür müymüş zaten, gördüğünüz gibi hata matbaadaysa neden bıyığına bakıp –sanki başka bakacak yeri yok- adamı suçluyorsunuz. Müdürün hatası yoksa sınav hilesizdir…” diye yazarak bütün öğrenci ve velileri rahatlatıyor, zaten o rahatlatmadan devlet büyüklerimiz boy sırasına göre tatmin oluyorlar. Neredeyse yatılı okul gibi, büyükten küçüğe…

Tabii Türkiye’de sorun bitmeyince Nazlı Ilıcak’ın arama motorluk görevi de bitmiyor. İnternete gelecek yasaklar çok fena canını sıkıyor ve bize yardımcı olmak için sarılıyor telefona. “İnternete sansür geliyor” tartışmaları sürerken, Allah’ın bir kulu, bu uygulamayı başlatan Bilişim Teknolojileri ve İletişim Kurulu (BTK) yetkilileriyle konuşmayı nedense akıl edemiyor. (Tabii siz de arayın anında bağlarlar) Kurul Başkanı Tayfun Acarer’i aradım. Kurul Başkanı Tayfun Acarer, İnternet Daire Başkanı Osman Nihat Şen ve kurum yetkilisi iletişim uzmanı Osman Turan’la konuştum. Kelimeler suçsuz ama siteler var. Burada yazılması ayıp olan kelimeler var. “Hatun”a basınca, burada yazılması ayıp olan kelimeler var. Adrianne” yazılınca, “adriannesıkıs” burada yazılması ayıp olan kelimeler var, “abazayim. com”, burada yazılması ayıp olan kelimeler var… Onlar, bu isimlerden yararlanarak, porno sitelerini daha kolay tespit ediyorlar. Mesele bundan ibaret.” Okuduğunuz gibi mesele bundan ibaret, Adrianne yada Haydar yasaklanınca sorun bitiyor, zaten bütün Türkiye Adrianne’a hastaydı, Haydar olmadan da onu göremiyorduk. Mesele bu kadar basit…

Bir de kıytırıktan dinlenme ve izlenme işi var. Nazlı Ilıcak uzun zaman önce “Eğer dinleme kayıtları kamuoyuna duyurulursa, özellikle Ergenekon davasında örneklerini gördüğümüz gibi, suç teşkil etmeyen kayıtlar da dosyaya dahil edilirse, bu hata. Yoksa, mahkeme kararı verildikten sonra herkesin telefonu dinlenebilir ve herkes teknik takibe alınabilir.” diye yazmış. 2 gün önce de “Sanal bir korku alemi yaratılıyor. Yok dinleniyoruz… İzleniyoruz. Çekiniyoruz… Ben aklıma göre takılırım. İnandığım her şeyi de yazarım…” diye yazıyor. Hangisine inanalım Nazlı Ilıcak, sanal olana mı, ilk yazdığınıza mı?

Gelelim “Sanal korku alemi”ne Ilıcak. Benim gibi doğduğunuzdan beri ev telefonunuzdan başlayarak dinleniyorsanız alışırsınız. Ama bu alışmak korkmanıza yada iğrenmenize neden değildir. Çünkü aynı sizde de olduğu gibi değişik arkadaşlarınız vardır, hepsi devrimci yada önce Menderesçi, sonra Demirelci, daha sonra Evrenci, ilerde tekrar Demirel ve Çillerci, vazgeçip Erbakancı ve sırasıyla Erdoğancı olamayabilirler. Biz onlarla da telefonda konuşuruz. Nedenini belki de hiç öğrenemeyeceğim bir gerekçeden benim cep telefonum dinlenirken konuştuğum herkes benimle beraber dinleniyor. Telefonlarımızda ortalama 200 kişi kayıtlı olsa ve Türkiye’de 60 bin kişi dinleniyorsa, aynı anda 12 milyon kişi dinleniyor demektir. Abartmadan söyleyeceğim, aileleri 3 kişiden sayarsak 36 milyon kişi gözlem altındadır demektir.

Bunun bütün dillerde tek karşılığı vardır Nazlı Ilıcak, açık faşizm ve polis devleti. Bu öyle sanal neyim diye geçiştirilecek bir olay değildir. Yavaş yavaş dinlenmeyen kişiler sizi aramamaya başlar, ilişkileriniz kopar, azalır ve bundan dolayı kimseyi suçlayamazsınız. Çocukluktan mahalle arkadaşınız da olabilir, ilk okul yada lise arkadaşınız da. Sevgiliniz de olabilir, eşiniz de… Faşizme herkes aynı reaksiyonu göstermez ve zorunda da değildir. Yorulur, ürker ve siz normal biriyseniz onlar adına siz dinlendiğiniz için aradığında onlar da dinleniyor diye üzülür yada korkarsınız. Korkmak çok ayıp bişey değildir Nazlı Ilıcak? Tabii sırtınızı her daim iktidara yaslıyor, darbe destekler bir anti darbeciyi oynuyorsanız korkmanıza gerek yok, bize de önerebilirsiniz korkmamayı. Biz de sadece pis pis sırıtırız o halinize…

08 Mayıs 2001

http://ahmetnesin.wordpress.com

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Salvador Dali’nin Aşkı Gala ve deneysel kısa filmi Endülüs Köpeği (An Andalusian Dog)

İspanyol sürrealist ressam Salvador Dali eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlendi. Ressamlığın yanı sıra heykel, fotoğraf ve sinemayla da ilgilendi....

Kapat