‘Tam böyleyken neden şöyle, çünkü öyle!’ – Veysi Sarısözen

14 Temmuz günü Silvan’da TSK tarafından başlatılan ve 13 nizami, 5 de gayrı nizami kontranın ölümüyle sonuçlanan harekatı, 16 Temmuz’da İran ordusunun Kandil’i hedefleyen ve 15-20 kilometrelik bir “cephe savaşı”na yol açan saldırısı izledi.

Cin fikirli bir takım medya taifesi, işin en başında olayları çarpıttı, askerin başlattığı çatışmayı, PKK “saldırısı” olarak niteledi, ve “bu saldırının” tam da İmralı’da görüşmelerin olumlu bir yönde geliştiği sırada olmasının derin “anlam” ve “şifreleri” hakkında utanmazca bir kampanya yürüttü.

Onların başlattığı bu kampanyayı da faşist-ırkçı linç taburlarının saldırıları ve AKP’nin yeni bir polis örgütlenmesi kararı izledi.

Bu cin fikirli medya taifesi, ne kendisinin rezil kampanyası ile ırkçı-faşist linç taburlarının saldırıları arasında, ne de, bu kampanyanın gürültüsüyle gizlenen “polis devleti” kurma kararı arasında var olan bağı kimsenin göremeyeceğini sandı. Aynı taife, 14 Temmuz’daki TSK askeri taarruzu ile İran ordusunun 16 Temmuz saldırısı arasındaki bağı da halkın gözünden gizledi. Bunların hiç biri, Star’ın, Sabah’ın, Yeni Şafak’ın, Zaman’ın ve Taraf’ın hiçbir yazarı “vay canına, İmralı’da işlerin iyi gittiği bir zamanda, tam da bu sırada, Türk ve İran ordularının birbirini izleyen saldırıları bir rastlantı olabilir mi?” diye sormadı.

“Tam böyleyken, neden şöyle, çünkü böyle” türü demagojik akıl yürütme iflas etmiştir. Öteden beri var olan gizli ittifaklar harekete geçmiştir. Bölgedeki kapışma öncesinde yapılan “geçici” anlaşmalar sonuç vermeye başlamıştır. İran rejimi kendi halkına da, Kürt halkına da düşmandır. Var mı buna itiraz edecek bir babayiğit hükümet üyesi ya da devlet görevlisi. Biz açık konuşuyoruz: PJAK gerillaları, İran ordusunun saldırılarına karşı kahramanca çarpışıyor ve ona ağır kayıplar verdiriyor.

Haydi bakalım medyanın cin fikirli AKP borazanları, konuşun: “PJAK’ın derin güçleriyle İran devletinin derin güçleri arasındaki ilişkilerden” söz edin, “tam böyleyken, neden şöyle?” diye sorun ve “ahacık işte böyle” diye sonuca varın! Durmayın ve bize anlatın…

Şu anda İran saldırısı Güney Kürdistan’ı tehdit altına almıştır. Kürt halkının kazanımları tehlikededir. Soralım bakalım: Kürt halkının kazanımlarını korumak Türkiye’deki demokratik güçlerin görevi mi, değil mi? Bu saldırı aynı zamanda İran rejiminin müttefiki Beşar Esad’ın devrilmesini ve o devrildiğinde Suriye Kürdistan’ında Kürtlerin özgür statüye kavuşmasını önlemek amacını taşıdığına göre, Siz, ey “demokrat ve liberal ve hatta sol” kişiler, “bürokratik iktidarların kendi aralarında anlaşıp, Kürt halkına savaş ilan etmesi karşısında ne yapacaksınız?”

Hala “tam böyleyken neden şöyle, çünkü öyle” tekerlemesine devam mı edeceksiniz? Olayları yalnızca AKP’nin size sunduğu gözlükle mi göreceksiniz? Çıkarın bu karanlık gözlükleri, gerçeğe çıplak gözle bakın!

AKP gerçek yüzüyle karşınızdadır: Hem İran ordusuyla anlaşmıştır, hem de cin fikirli medya taifesinden ödünç aldığı argümanlarla o da olaylara şaşırmış gibi bakmakta, dünyanın en karmaşık istihbarat tekniğine sahip bir devletin Başbakanı değil de, Taraf gazetesinde yazı yazan bir şaşkın muhabir gibi, o da “tam ben böyleyken, onlar neden şöyle, çünkü onlar öyle” tekerlemesini tekrar etmekte, yine onlardan aldığı ilhamla, “ama efendim bu Kandil’dekiler de çok başlı” diye tuhaf şikayetlerde bulunmakta, Başbakan olduğunu unutmakta, eski “Kremlinoloji” uzmanları gibi “Kandilonoji” uzmanlığına soyunmakta ve en sonunda baklayı da ağzından çıkarmaktadır: “Kötü niyetlilere karşı iyi niyet göstermeyeceğiz.”

Gelin konuşalım! Bu cümleyi analiz edelim. Birincisi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin “kötü niyetli” olduğu iddiası Başbakan’a aittir. İkincisi, Kürt Özgürlük Hareketi “iyi niyetli” olduğunu iddia etmektedir. Üçüncüsü, Başbakan ise, kendisinin “iyi niyetli” olmayacağını açıkça itiraf etmektedir. Sonuç, Kürt Özgürlük Hareketi biz iyi niyetliyiz demekte, Başbakan, onların iyi niyeti hakkında ne düşünürse düşünsün, durum değişmemekte, “ben iyi niyetli olmayacağım” diye konuşmaktadır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin “iyi niyetli olmadığı Başbakan’ın iddiasıdır”. Buna karşılık “Başbakan’ın kötü niyetli olduğu” Kürt Özgürlük Hareketi’nin iddiası değildir. Başbakan’ın itirafıdır.

Evet, AKP, “kötü niyetliler” diyerek saldırdığı Kürt halkına ve demokrasi güçlerine karşı “kötü niyetli” bir siyaset izlemekte ve o 14 Temmuz’da, İran da 16 Temmuz’da Kürt halkına karşı “kötü niyetli” ortak saldırı başlatmış bulunmaktadır.

Söyleyin; bu mu “kötü niyet” yoksa 14 Temmuz’da “Demokratik Özerklik ilanı” mı “kötü niyet”?

Bütün iyi niyetli olduğunu söyleyen herkes, kötü niyetlilere karşı birleşin! Kendi kötü niyetlerinizden başka kaybedeceğiniz hiçbir şey yoktur!

Ö. Gündem
25/07/2011


İran’ın kandili bombalamasıyla başlayan çatışmalar sonucunda PJAK’ın yaptığı açıklaya göre  10 günün sonunda 3’ü general, 7’si üst düzey komutan olmak üzere 255 İran askeri, 8 HRK üyesi hayatını kaybetti, 4’ü yaralandı.
Uluslararası Kızıl Haç Komitesi (UKHK) ise yaptığı yazılı açıklamada ise İran’ın Kandil’e yönelik bombardımanından dolayı 800 kişi evlerini terk etti.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Oya Baydar’dan Bir Öykü: Duraklar, Çantan Neden Ağır Postacı

Ölümün, akşam işten eve geldiğimde, gecikmiş gazetelerin arasından çıktı. Tepeye toplanmış eski moda örgülü saçların; kasvetli, lacivert renkte rahibeler okulu...

Kapat