“Yaşam bir armağandır!” Dostoyevski’nin İnanç Yolculuğu – Ziya Meral

“1846’da İnsancıklar kitabının yayımlanması Dostoyevski’nin geleneksel bir Hristiyan’dan radikal ve sosyalist bir insana dönüştüğü zamanın işareti olabilir” diyen Ernest Gordon’un da vurguladığı gibi bu kitap Dostoyevski’nin entelektüel ve ruhsal yaşamında önemli bir dönüm noktasını göstermekteydi.

Beşikten Sibirya’ya
Döneminin diğer entelektüellerinden farklı olarak Dostoyevski geleneksel, dindar bir orta sınıf Rus ailesinde büyüdü. Annesi “Alman Johannes Hubner’in 18. yüzyılda yazdığı Çocuklar için Eski ve Yeni Ahit’ten Seçilmiş Yüz Dört Kutsal Öykü isimli meşhur dinî okuma kitabının Rusça çevirisinden ona okuma yazmayı öğretti.”1 En önemli Kutsal Kitap hikâyelerinin hemen hemen tümünü kapsayan bu kitap o dönemdeki çocukların hepsi tarafından ezbere öğrenilirdi.
Malcolm Jones’a göre, Dostoyevski “okumayı öğrenmeden önce bile hayal gücü azizlerin yaşadığı olaylarla ateşlenmişti; o kadar ki, bunlar ona Mesih örneğine dayanarak zevkten uzak durma, şefkat, acı çekme, alçak gönüllülük ve kendini feda etme konularında model oldu.”
Tüm çocukluk yılları boyunca “oruçları, ziyafetleri ve kutsal yolculukları ile Ortodoksluğun günlük gereklerini yerine getirdi.”2
Genç Dostoyevski evden ayrıldıktan sonra da dinî inançlarına ve uygulamalarına devam etti.
1838-1843 yılları arasında St.Petersburg’da Askerî Mühendislik Akademisi’ndeki öğrenimi sırasında dindar tutumları olan ve boş zamanlarının tümünü okuyarak geçiren birisi olarak tanınırdı. O dönemde Akademi’de görevli subaylardan biri olan A.l. Savalev, Dostoyevski için “çok dindar ve Ortodoks Kilisesinin tüm dinî gereklerini titizlikle yerine getiren biri”3 demiştir.
Joseph Frank’e göre Dostoyevski sözü geçen okulda “Hristiyanlığın tamamen dogmatik içerikten sıyrılmış, duygusal bir versiyonunu, Hristiyan sevgisine sosyal uygulamalı bir vurgu vererek vaaz eden”4 Rahip Poluyektov ile tanıştı. Poluyektov ile uzun tartışmaları ve konuşmaları sosyalizme olan eğiliminin dinî temellerini atmış oldu.
1844’te Dostoyevski, yazar olmak için okuldan ayrıldı. Kısa bir süre sonra zenginlerin ve “sosyal adaletsizlikten değil, doğuştan mağdur olan”5 fakirlerin yaşamlarını kıyaslayan İnsancıklar adlı eseri yayımlandı.
Genç Dostoyevski’nin kitabı kısa bir sürede büyük başarı getirdi. “1846’da İnsancıklar kitabının yayımlanması Dostoyevski’nin geleneksel bir Hristiyan’dan radikal ve sosyalist bir insana dönüştüğü zamanın işareti olabilir”6 diyen Ernest Gordon’un da vurguladığı gibi bu kitap Dostoyevski’nin entelektüel ve ruhsal yaşamında önemli bir dönüm noktasını göstermekteydi.
Dinî inançlarından gününün sosyalist akımına keskin bir geçiş yapmış olmasa da, inançları ve bunların sosyalizmle olan ilişkisi onun için hep bir bocalama konusu oldu. Ne var ki, Rusya’nın en önemli sosyalist düşünürlerinden Belinski’ye göre kitap büyük bir edebî başarıydı.7
Bir yazar olarak daha kariyerinin başında Belinski tarafından fark edilip onurlandırılması, sadece sosyalist eğilimlere sahip genç bir adam için entelektüel bir tatmin olarak kalmadı. Dostoyevski daha sonraları ateist sosyalizmi reddettiği hâlde, Belinski bütün yaşamı boyunca düşüncelerini meşgul etmeye devam edecekti.8
Ernest Renan ve diğerlerinin yazılarında Dostoyevski, gününün sosyalist idealleri ile İsa’ya verdiği yüksek değer arasındaki gerilimden bir çıkış fırsatı buldu. Bundan dolayı Belinski’nin Gogol’a yazdığı meşhur mektubu, üyesi olduğu gizli topluluğa en az üç defa okumakta sakınca görmedi.
Hatta 1849’da Petraşevski siyasi komplosundaki rolü, yüzünden tutuklandığında, esasen Belinski’nin köylülerin kendi rızaları olmadan Ortodoksluk boyunduruğu altında ezildikleri ve inandıkları her şeyin sadece batıl inançtan ibaret olduğu için dinin zararlı olduğunu savunduğu bu mektubunu okudu diye suçlu bulundu.9
Yine de Mesih, Dostoyevski’yi sosyalist arkadaşlarından ayrı tutan derin bir farklılık olmaya devam etti. Dostoyevski yıllar sonra Bir Yazarın Günlüğü’nde, Belinski’yle arasında geçen bir olayı anlatır.
Akşam toplantılarından birinde Belinski din ve Mesih aleyhinde konuşmaya başlar, çünkü ona göre ateizm insanın geleceğinin başlangıcıdır. Dostoyevski’nin anlattığına göre, Belinski, bir sosyalist olarak, Mesih’in öğretilerinin hepsini tümüyle yok etmeye ve bunların yalan olduklarını ispatlamaya koyulmuştu. Yine de ulaşılamaz ahlakı, harika ve mucizevi güzelliği ile Tanrı-insanın parlak imajı etkilenmeden öylece duruyordu. Ama Belinski, durdurulmaz hevesiyle bu başa çıkılmaz engelin önünde konuşurken bile duraksamadı.10
Belinski Hristiyan inancına saldırırken, muhtemelen Dostoyevski’nin rahatsız yüz ifadelerinden İsa’ya olan derin inancı okunuyordu.
“O’na bakmak bile insana dokunuyor” dedi Belinski, birden hiddetli sözlerine ara vererek arkadaşına döndü ve beni işaret etti. “Mesih’in adını ağzıma alır almaz sanki ağlayacakmış gibi bütün yüzü değişiyor (…) Ama bana inan saf adam” dedi yine bana saldırarak “bana inan, senin Mesih’in günümüzde dünyaya gelmiş olsaydı, en sıradan ve vasat adam olurdu. Bugünün bilimi ve insanlığı geleceğe götüren güçler tarafından tamamen gölgede bırakılırdı.”11
Bu olay yaşamı boyunca Dostoyevski’yi entelektüel olarak meşgul etmeye devam edecekti ve birçok yazısının işlediği temalar bu eleştiriye bir cevap sunmaya çalışacaktı. Yine aynı olay Budala romanının ardındaki ana soruda kendisini göstermektedir: Mesih 19. yüzyıl Rusya’sında ortaya çıksaydı nasıl bir kişi olurdu, neye benzerdi ve nasıl karşılanırdı?

Sibirya ve Etkileri
Dostoyevski’nin tutuklanması, uzun sürecek bir kendini bulma sürecinin başlangıcıydı. 1849’da Semenovski Meydanı’nda idam edilmeyi beklerken arkadaşlarına “Nous serons avec le Christ” diye seslendi.12 Hayatının son bulacağını sandığı o anda “Mesih’le birlikte olacağız” demesi, İsa’ya olan derin inancını göstermekteydi.
Son dakikada idamının durdurulması Dostoyevski’ye yaşamın değerini hatırlatacak ve gerçek olduğuna inandığı felsefelerin zayıflığını fark etmesine neden olacaktı. Olaydan hemen sonra kardeşi Mikail’e yazdığı bir mektupta yaşam mutluluktur, her dakika sonsuz bir mutluluk olabilir”13 diye ilan etti.
Dostoyevski hapishanede dört yıl ağır cezaya ve sonrasında Sibirya’da beş yıl sürgüne çarptırıldı. Hapishaneye giderken yolda bir kadın eline, mahkûmların sahip olmalarına izin verilen tek kitap olan İncil’i tutuşturdu.14 Bundan sonrası Dostoyevski için acı, aşağılanma, yalnızlık ve depresyon dolu yıllardı.
Ne var ki, yaşadığı bu acı, entelektüel yaratıcılığının ve insan psikolojisine ilişkin derin anlayışının kaynağını oluşturacaktı. Hem hapishanede hem de sürgündeyken kötülükle ve suçluların zihniyetiyle defalarca yüzleşme fırsatı oldu. Aynı zamanda Rus halkının, daha doğrusu kırsal, eğitimsiz, sıradan Rusların sahip olduğu zenginliğe ve umuda tanık oldu.

Mesih’e Geri Dönüş
Yaşadığı o zor yıllar üzerine düşündüğü 1880 yılında içten bir sonuca vardı: “Çocukken baba evimde tanıdığım ama neredeyse Avrupalı bir liberale dönüştürüldüğüm zaman yitirdiğim Mesih’i halkın elleriyle yeniden yüreğime aldım.”15 Gibson’ın da değindiği gibi Sibirya, Dostoyevski’nin “Hristiyan inancını güçlendirdi, ama en önemlisi, alternatifleri yok edip bu Hristiyan inancının derinleşmesine yol açan tecrübeler sağladı.”16
Ekim 1876’da Dostoyevski, ateist ve materyalist olan bir adamın intihar notu biçimindeki meşhur makalesi olan Hüküm’ü yayımladı. Frank’e göre makaledeki kişi “hayatına metafizik bir öfke denilebilecek bir şeyle son vermiş” birisidir.17
Bu makale Dostoyevski okuyucularının kafasını karıştırdı, çünkü ne ateist kahramanın aleyhinde bir sonuç ne de yazara ait bir yorum vardı. Dostoyevski yazdığı bir mektupta bu eleştirilere şöyle cevap verdi: “Hristiyan inancı olmadan yaşamanın imkânsız olduğunu göstermek istedim. O küçük kelimeyi, ergo’yu da o yüzden koydum: Hristiyanlık olmadan yaşanamaz anlamına geliyordu.”18
Aynı mesaj kendisini Dostoyevski’nin hem son eseri hem de magnum opus’u olan Karamazov Kardeşler’de tekrar gösterecekti. Dostoyevski’ye göre acı çeken bir dünya için çare yeni, soyut, insanın gerçekliğinden uzak bir idealizm veya ütopya değildi.
Dostoyevski’nin sunduğu çare, Keşiş Zosima ve Alyoşa karakterlerinde kişileştirilmiş olan Tanrı’ya iman, sonsuz yaşamın varlığı, “başka dünyaların” gerçekliği, pasif veya duygusal değil de aktif olarak kendisini eylemlerde ifade eden Hristiyan sevgisi ve sobomost’tu.19
Kitabını tamamladıktan sonra sağlığı gittikçe kötüleşmeye başladı. İleride yazmak istediği makaleler için notlar tutmaya devam etti. Ahlak ve inanç kanılarını ele aldığı notlarından birinde şöyle der: “Vardığım sonuçlar, kanaatlerim doğru mu? Onları denemenin tek bir yolu var -Mesih. Bu felsefe değil imandır. İman kırmızı çiçektir (…) Benim için bir tek ahlaki model ve ideal vardır -Mesih.”20
Yaşamının son ayında, zamanında onu çok ağır bir şekilde eleştiren Kavelin üzerine yazdığı not, uzun bir alıntı yapmaya değer niteliktedir:
Avrupa’da bile bu kadar güçlü bir ateist ifadesi yoktur, hiçbir zaman da olmamıştır. O yüzden, Mesih’e inancım ve O’na olan imanımı ilan edişim, bir çocuğunki gibi değildir. Aslında Hosanna’nın 21- romanımdaki o şeytanın dediği gibi şüphe dolu bu zor deneyim sonucunda doğdu.22
Dostoyevski’nin burada bahsettiği “ateist ifade”, Karamazov Kardeşler’deki “o şeytan” diye hitap ettiği İvan’ın öne sürdüğü argümandır. İvan, bugün bile okunduğunda, bir ateistin Tanrı inancına karşı kullanabileceği en güçlü argüman olan teodisi sorusunun23 en etkili örneklerindendir.
Böyle güçlü bir karşı tezi romanında etkili bir şekilde sunmakla, Dostoyevski inancının derin gücünü bize göstermektedir. Mesih’e olan inancı basit, çocukça veya sığ değildir. Tüm çelişkileri, bilinmezlikleri ve zorlukları kabul etmiş ve onlarla yüzleşmiştir. Bu yüzden, İsa’ya Hosanna diye seslendiğinde, ibadeti ve İsa’ya olan imanı bilinçli ve bir o kadar da gerçektir.
Dostoyevski’nin Tanrı ve gerçek ile boğuşması sonuna kadar devam etti. N.A. Fonziva’ya yazdığı meşhur mektubunda, şüphelerinin ve entelektüel bocalamalarının sonucunda inancının gelişmeye devam ettiğini söyler:
Kurtarıcı’dan daha güzel, derin, çekici, mantıklı, insani ve mükemmel bir şey yoktur (…) Onun gibi bir başkasının daha olmamasının dışında, onun gibi bir kimse asla olamayacaktır da (…) Bir insan bana Mesih’in gerçeğin dışında olduğunu kanıtlasa ve hakikaten de gerçek Mesih’i dışarıda bırakıyor olsa bile, ben yine de gerçek yerine Mesih’in yanında olmayı seçerim. 24
Dostoyevski’nin yaşam yolculuğunda hayatının temelini oluşturan Mesih’in kişiliği, insan-Tanrı ve Tanrı-insan idi. O hâlde birisi ona Mesih karşıtı bir kanıt gösterecek olsa bile, o yine Mesih’i seçecekti. Çünkü, özellikle Rusya’da var olan diğer düşüncelere kıyasla, ona İsa kadar umut ve anlam veren bir şey yoktu.
Burada Dostoyevski’nin reddettiği “gerçek”, Kierkegaard’ın karanlığa “iman adımı” ve rasyonalitenin reddi ile aynı değildir. Anglikan kilisesinin ruhani önderi Rowan Williams’m Dostoyevski üzerine yazdığı kitapta dikkat çektiği gibi, Dostoyevski’nin reddetmeye hazır olduğu “gerçek” içinde bulunduğu zaman ve yerde gerçek olarak kabul edilen düşüncelerdir. 25

Ölüm Döşeğinde Dostoyevski
Ölüm döşeğinde karısından ona İncil okumasını ister. Okunan İncil, hapishaneye giderken eline tutuşturulan İncil’dir.26 Eşinden aynı zamanda, çocuklarına Kaybolan Oğul benzetmesini okumasını da ister. Bu hikâyede Tanrı’nın babaları olduğu ve hata işleseler bile daima onları bağışlayacak ve yenileyecek olan Tanrı’ya geri dönmeleri gerektiği gerçeği anlatılmaktadır. 27 Dostoyevski aynı gün, 28 Ocak 1881’de sessizce ölür.
Joseph Frank, Dostoyevski’nin ölümü üzerine şu yorumu getirmektedir: “Görünürdeki sakinliği ve huzuru, köklü bir dinî inanç ve ölümsüzlüğe imanın bir kanıtı olarak yorumlanabilir mi? Bu soruya düzgün bir cevap verilemez; ama bundan otuz yıl önce idam ile karşı karşıyayken ‘Mesih’le birlikte olacağız’ dediği söylenmiştir.” 28

Ziya Meral
Budala – Nietzche ve Dostoyevski

1 Jones, “Dostoevskii and Religion”, in Cambridge Companion to, 150
2 Wigzel, “Dostoevskii and the Russian Folk Heritage”, Cambridge Companion, 23
3 a.g.e. 151
4 Frank, The Seeds of Revolt, 78
5 Terras, Reading Dostoevsky, 21
6 Gordon, The Gospel in Dostoevsky’nin önsözünde, 14
7 a.g.e. 14
8 a.g.e. 14
9 Gunn, Dostoevsky: Dreamer, 37, 38
10 Dostoyevsky, A Writer’s Diary, cilt 1,127-129, Kroeker & Ward’ın alıntı yaptığı hâliyle, Remembering the End, 244
11 a.g.e.
12 Jones tarafından alıntı yapıldığı hâliyle, “Dostoevskiy and Religion”, in Cambridge Companion, 148
13 Frank tarafından alıntı yapıldığı hâliyle, The Miraculous Years, 3
14 Gordon, The Gospel in Dostoevsky’nin önsözünde, 15
15 Gibson tarafından alıntı yapıldığı hâliyle, The Religion, 11
16 a.g.e. 19
17 Frank, The Mantle of a Prophet, 222
18 a.g.e. 222
19 Sobornost, Türkçe birlik veya beraberlik anlamına gelmektedir ve farklı dönemlerde farklı Rus yazarlar tarafından Batı’dan çıkmakta olan bireysellik temelli toplum ve yaşam anlayışlarına karşı kullanılan, birey merkezli değil de topluluk merkezli bir yaşamı savunan düşünceyi ifade etmektedir.
20 Frank, The Mantle of a Prophet, 710
21 Hosanna, İbranicede ‘bizi kurtar’ anlamına gelmektedir ve Yahudi-Hristiyan geleneklerinde Mesih’e veya Tanrı’ya bir övgü seslenişi olarak kullanılmaktadır.
22 Frank tarafından alıntı yapıldığı hâliyle, The Mantle, 713
23 Teodisi, din felsefesinin en temel sorusudur: Eğer iyi, sevginin kaynağı olan ve adaletli bir Tanrı varsa neden dünyadaki acıya, özellikle adaletsizliğe ve güçlülerin en zayıf olanları ezmesine karşı çıkıp bunu durdurmamaktadır? Bu soru birçok kişi için Tanrı’nın var olmadığını ispatlayan kesin bir argüman olarak öne sürülmektedir. Bu argümanın zayıflığı ve Tanrı’nın var olmadığını ispatlamayacağı tezi için bkz. Meral, Ve Tanrı Ağlıyordu, 168-170.
24 Gibson, The Religion of, 22
25 Williams, Dostoevsky: Language, Faith and Fiction, 25-26
26 Gunn, Dostoevsky: Dreamer, 166
27 Frank, The Mantle, 747
28 a.g.e., 740

Yorum yapın

Daha fazla Edebiyat
Kayıtsız şartsız merhamet ne kadar besleyici, doyurucu bir gıdaymış meğer – Murat Menteş

Hipokrat Huzurevi'nin otomatik kapısından geçince, annemin avucumdaki fotoğrafına bir kez...

Kapat