Voltaire: Dünyada zorlanmadan uyulan bir yasa varsa o da oyun yasasıdır

Satranç oyununun kurallarını hazırlayan Hintliye dünyanın her yerinde, niçin isteyerek boyun eğiliyor da örneğin, papaların emirnameleri bir dehşet ve nefret konusu oluyor? Çünkü satrancı icat eden adam oyuncuları memnun etmek için her şeyi doğru hesaplamış; papalarsa emirnamelerinde kendi çıkarlarından başka bir şey gözetmemişlerdir.

Karıncaların Demokrasisi 

Koyunlar bir arada güzel güzel yaşarlar; onları pek yumuşak huylu sanırız, çünkü sayılamayacak kadar çok hayvanı yiyip yuttuklarını görmeyiz. Hatta onları hiç farkına varmadan, bizim Sassenage peynirini yediğimiz gibi, saf saf yediklerine de inanabiliriz. Koyunlar cumhuriyeti altın çağın tam bir simgesidir.
Bir insanın tam anlamıyla bir krallık devleti olduğu apaçıktır. Bir orozla karşılaştırılabilecek hiçbir kral yoktur. Böbürlenmek için ulusunun içinde gururla dolaşmaz. Düşman yaklaşırsa, kesin bilgisine, bütün gücüne dayanarak uyruklarına kendisi uğruna ölmelerini emretmez: Savaşa kendisi gider, tavuklarını arkasına dizerek ölünceye kadar savaşır. Galip gelirse, Te deum duasını kendisi okur. Uygar hayatta bunan kadar kibarca, çıkardan uzak bir şey yoktur. Bütün erdemleri kendinde toplamıştır. Haşmetli gagasında bir buğday tanesi, küçük bir toprak kurdu olunca, önüne çıkan ilk dişi uyruğuna bunları veriverir. Bunun yanında, sarayındaki Süleyman bir kümesin horozu kadar bile değildi.
Arıların, bütün uyrukları kendisiyle sevişen bir kraliçe tarafından yönetildikleri gerçekse, bu daha kusursuz bir yönetimdir.
Karıncalar tam bir demokrasi sayılır: Demokraside herkes eşit olduğuna, her insan herkesin mutluluğu için çalıştığına göre, bu yönetim diğer devletlerden üstündür.
Oluşturdukları yapılara bakılırsa, kunduzlar cumhuriyeti karıncalarınkinden de üstündür.
Maymunlar, uygar bir ulustan çok hokkabazlara benzerler; bundan önceki türler gibi değişmez ve temelli yasalarla bir araya toplanmışsa, benzemezler.
Biz, taklit yeteneğimizle, düşüncelerimizin hafifliğiyle, tek biçimli ve uzun ömürlü yasalara sahip olmaya hiç izin vermemiş olan kararsızlığımızla, diğer hayvanlardan çok maymuna benziyoruz.
Soyumuzu oluşturan doğa bize bazı içgüdüler, varlığımızı korumak için onuru, başkalarının varlığını korumak için iyilikseverliği, bütün türlerde ortak olan sevişmeyi, bir de anlatılmayan yetiyi, bütün canlılardan daha çok düşünceler üretme yetisini verdiği zaman; böylece kısmetimize düşeni ayırdıktan sonra, şunu diyor: “Elinizden geleni yapın.”
Hiçbir ülkede hiçbir yasa iyi değildir. Nedeni apaçık ortada: Yasalar zamanına, yerine, gereksinmelere, olanaklara göre yapılmıştır.
Gereksinimler değişince, eskisi gibi kalan yasalar gülünç hale gelir. Örneğin domuzla şarabın zararlı görüldüğü Arabistan’da domuz eti yemeyi, şarap içmeyi yasaklayan yasa, İstanbul’da anlamsızdır.
Bütün tımar haklarını büyük oğla veren yasa, bir anarşi ve yağma döneminde çok iyi bir yasa olarak görülür. Böylece büyük evlat, haydutların er geç saldıracağı şatonun komutanı olur; küçük kardeşleri büyük rütbeli subay, çiftçileri de askerleri olur. Korkulacak tek şey, küçük kardeşin derebeyi ağabeyini öldürerek ya da zehirleyerek o baykuş yuvasına biraz da kendisinin hükmetmeye kalkışmasıdır. Ancak bu tür durumlara pek sık rastlanmaz, çünkü doğa içgüdülerimizle tutkularımızı öyle ayarlamış ki ağabeyimizi öldürmekten duyduğumuz dehşet, onun yerine geçmek için duyduğumuz kıskançlıktan daha büyüktür. Ancak Chilperic döneminde şato sahiplerine uygun gelen bu yasa, bir kentte gelirlerin bölünmesi söz konusu olduğunda kötü bir şeydir.
İnsanların yüzünü kızartacak bir şey olmasına rağmen, her yerde doğru, açık seçik olan, her yerde zorlanmadan yerine getirilen biricik yasaların oyun yasaları olduğunu biliriz. Satranç oyununun kurallarını hazırlayan Hintliye dünyanın her yerinde, niçin isteyerek boyun eğiliyor da örneğin, papaların emirnameleri bir dehşet ve nefret konusu oluyor? Çünkü satrancı icat eden adam oyuncuları memnun etmek için her şeyi doğru hesaplamış; papalarsa emirnamelerinde kendi çıkarlarından başka bir şey gözetmemişlerdir. Hintli, insanların hem akıllarını işletmek, hem de onlara zevk vermek istemiş; papalarsa insanların kafalarını serseme çevirmek istemişlerdir. Ayrıca satranç oyununun temel ilkeleri beş bin yıldan beri değişmemiş, yeryüzünde herkes tarafından kabul edilmiştir; oysa papaların emirnamelerine ancak Spoletto’da, Orvietta’da, Loretta’da değer verilmektedir, oralarda da en zayıf hukukçular bile bu emirnamelerden içten içe nefret eder, onları küçümserler.

Bir Cevap Yazın