Vincent Van Gogh’un “Köylüler ve Tarım işçileri” Resimleri

Van Gogh: “Acı duymak gülmekten iyidir, zira acı insanın yüreğini arıtır. İnsanları diri diri gömercesine kilitleyip çevrelerinde duvarlar örenin ne olduğu bilinmez ama yine de bir takım duvarların, tel örgülerin, demir parmaklıkların varlığı hissedilir. Bütün bunlar bir kuruntu, bir hayal midir? Sanmıyorum. ” [Theo’ya Mektuplar]

Vincent Van Gogh (1853 – 1890), Köylüler adı  altında yatığı resimlerin  önemli bir kısmı hayatının son bir yılını geçirdiği akıl hastanesinde (Saint-Rémy) çiziyor.  Köylülerin buğday ve patates tarlalarında çalışmalarını, çalışma arasında dinlenmelerini, eve dönüşlerini ve evde akşam geçirdikleri saatleri resmediyor. Taplolardaki gerçeklik ve iç dünyayı yansıtma başarısı; köylülerin yorgunluğunu fakirliğini ve hayatı kabullenmişliğini açıkça önümüze seriyor.

Vincent Van Gogh, bir papazın oğlu olarak 1853 yılında Hollanda’nın güneyinde bir köyde dünya’ya gelir. Van Gogh, bir resim galerisinde satıcı olarak hayata atılır. Ancak bir süre sonra, içindeki coşkun din tutkusuna kapılarak rahip olmayı aklına koyar. Belçika’nın madencilik bölgesi Borinage’naya rahip olarak atanır. Burada çalıştığı esnada kömür ocaklarında hayatlarını kaybeden işçilerin ailelerini yatıştırmakla geçirdiği aylar Van Gogh’un bütün varlığını derinden sarsarak, bu sefaletle yüz yüze geliş,  dini  inancını yitirmesine  sebep olur.

İnsanların yalnızlık, hüzün ve acı içindeki hallerinden etkilenip bunları resmeder. Acı çekenlere ilgi duyar; içinde yaşadığı dünyada kendisini uyumsuz hisseden bütün melankolikler gibi… Mutsuz olmasının bir diğer nedeni yalnızlığıdır. Hiçbir zaman hiçbir şeyi başaramayacağına olan inancı, kendisinden kuşku duyması, trajik yazgısıdır onu melankolik yapan…

Ondaki olağanüstü yeteneği fark eden küçük kardeşi Theo, ağabeyine maddî ve manevî yönden destek olur. Yedi yıl boyunca (1878-1885) ressam, sürekli desenler ve taslaklar çizerek Belçika ve Hollanda’da dolaşır durur, bu çalışmalarının sonunda da ilk büyük kompozisyonunu yapar: Patates Yiyenler.

Kardeşine her gün uzun mektuplar yazar. Bu mektuplar ressamın hayatını daha yakından tanımamıza yardımcı olmuştur. 1886’da Paris’e, Theo’nün yanına giden Van Gogh orada Pissarro, Gauguin ve Toulouse-Lautrec ile tanışır. İzlenimciliğin etkisinde kalan sanatçının resimleri artık eskisi kadar karanlık ve kasvetli değildir.

1889’da bir kulağını kestikten sonra, Saint-Rémy’deki akıl hastanesine yatmaya gönüllü olarak gider. Bu dönem onun hayatının en zorlu dönemi ve aynı zamanda en yaratıcı dönemidir. Burada kendi içsel sıkıntılarıyla savaşır ve maalesef hastalık onu tamamen sarmalar. Nisbeten iyi olduğu zamanlarda hastane görevlileri onun dışarı çıkarak açık havada resim çizmesine izin verirler ve desteklerler.

29 temmuz 1890 da kendini vuran Van Gogh iki gün sonra ölmüştür.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
4 Albüm 62 Eserle Bulgar Halk Müziği (Bulgarian Folk Music)
Kapat