Vejetaryenliğin Yararları: Ahlak ve Vejetaryenlik – Sadık Hidayet

“Midenizi hayvan mezarlığına çevirmeyin.” [Hz. Ali]
Tolstoy et yemekten kaçınmayı insanın gerçek ilerleyişi yönündeki ilk adım olarak değerlendirmiştir. Tanınmış Alman yazarı Niçe de vejetaryenliği şu şekilde över: “Sanırım vejetaryenlik, uzak durma ve kendini kısıtlama sayesinde, tüm ahlaksal öğelerden daha çok etkili olmuştur. Bu konuyu abartılı bulmayın. Kuşkusuz gelecekte öğretmenler daha katı kurallar konulmuş bir besin tarzını uygun göreceklerdir.”

Besin ihtiyacı doğal olarak ortaya çıkmıştır. İnsanlar önceleri ne buluyorlarsa onu yiyorlardı. Bu, bilinçsizce ve zoraki bir besindi ve çok defa hüdayeninabit ağaçların hoş meyvesi ve bazen bitkilerin tohum ve kökleri besinlerini oluştururdu. Bir zaman geldi, kendilerini savunmak için öldürdükleri hayvanların etlerini yediler. Çünkü hayvanlar da birbirini yiyordu.

Bilimin var olmadığı eski zamanlarda, gözlem hissi, Tanrı vergisi muhakeme ve ikna yeteneği olan bazı kimseler çeşitli yiyecekleri değerlendirdikten sonra yiyecekler hakkında birtakım usul ve yasalar oluşturdular. Bunlar bilgin değil, hayalperestlerdi. Toplumdan ayrı bir yaşantıya sahip olan bu insanlara akıllı şair ya da filozof adı verilir. Bu kişilerin ortaya çıkardıkları gerçeğe göre öldürmek gibi insanı küçültücü bir şey insan varlığı için yaşamsal önem taşıyamaz. Bazen kınayarak, bazen sert ifadelerle veya acıyarak, bazen de açık ve çarpıcı resimlerle veya sağlam bir mantıkla etoburluk hakkında hüküm verdiler. Onların yaşamları, inandıkları delilleri kuvvetlendirmektir. Bu insanların en güzel, cesur ve etkileyici olanları, yaşamlarının başkasının ölümünü hazırlamadığı kişilerdi.

Sonraları sufî alimler, filozoflar ve dindarlar bu inanca destek verdiler. Bugün de milyonlarca insan hayvanlara acıdığından ve kendine olan saygısından dolayı et tüketiminden sakınmaktadır.

Bilindiği gibi ahlak, ilim, davranış ve töreler demektir ve yiyecek, insanın ahlak ve davranışında yadsınamaz etkisi olan yaşamsal öneme haiz bir unsurdur. Muhtemelen Kant’tan alınmış Fransızca bir deyiş vardır: “Bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” Bu söz gerçeğin ta kendisidir. Çeşitli hayvanların yiyeceklerini onların tarz ve davranışlarıyla karşılaştırırsak, bunların yiyeceklerle yakından ilgili olduğunu görürüz. Birçok filozof ve ahlakçı insan soyunun yırtıcılığını onun yediği kanlı yiyeceklere bağlar.

Pisagor hayvanların öldürülmesinden nefret eder ve onları görmeye dayanamazmış. O, hayvanları öldürmenin doğal bir şey olduğunu düşünenin, insanları da kolayca öldürebileceği kanısında olacağını biliyormuş. Hiçbir bitkiyi yaralamaz, hiçbir canlıyı üzmezmiş. Kuşları satın alır ve kafeslerinden salıverirmiş.

Platon, Devlet adlı diyaloğunda, hayvansal besinin insanlar rasında savaş çıkmasına ve kan dökülmesine neden olduğunu, yırtıcı ve savaşçı olmaları için sadece askerlerin hayvansal besin almalarının uygun olduğunu belirtir. Senek, Plutark ve bütün filozoflar, etoburluğun insan beyninde kötü etki bıraktığı yolunda görüş birliğindedirler.

Ünlü İngiliz şairi Bayron da aynı görüştedir. Yani hayvansal besin insanı yırtıcılığa ve kavgaya sürükler. Kant ve Jan Jak Ruso da bu konuda görüş birliğindedirler. Ruso “çok et yiyenler diğer insanlardan daha sert mizaçlı ve vahşi olurlar. Bunun deneyi her yerde ve her zaman yapılmıştır” demiştir. Kendini beğenmişlik daha çok et ve kanla beslenen kişilerin ahlakıdır. Kan dökücü canlılar, parçalamak ve pençe atmak dışında uyanmazlar.

Moğol hücumlarının ve onların hunharlıklarının muteber şahidi, ünlü tarihçi İbnü’l-Esir, Moğollar hakkında şöyle der: “Onların azık taşımaya ihtiyacı yoktu. Çünkü sürülerini yanlarında bulundururlar ve onların etleriyle beslenirlerdi. Ayrıca köpek, domuz vs hayvanlar da yerlerdi…”

Halkının çoğu etobur olan ülkelerde insanlar kendini beğenmiş ve soğukkanlıdırlar; sert, yırtıcı ve haşin bir ifadeleri vardır. Suratlar kırmızı, gözler çukura batmış, kaslar kuru ve çekiktir. Aksine, bitkilerle beslenenler güzel yüzlü, mütenasip, iyi ahlaklı, sakin, sevecen ve hoş kokulu olurlar. Sakin, iyi huylu ve cesur bir millet olan Japonlar tehlikeden ve ölümden korkmazlar ve vejetaryendirler.

Etoburluğun yırtıcılığa neden olduğuna kuşku yoktur. Toplumun üzücü durumunun iyileşmesi ve ahlaki yükseliş arzusunda olan kişiler bu inancı yaymaya çalışmışlardır. Eğer içki satış yerleri, kasap, balıkçı ve tavukçu dükkânları kapatılsaydı, bir dereceye kadar genel barış sağlanır ve insanlar arasındaki kardeşlik duygusu yaygınlaşmış olurdu. İnsanın ahlaksal yükselişi için kanlı yiyeceklerin revaçtan düşmesini ve vejetaryenliğin onun yerini almasını dileyelim. Gerçek üstünlük kalpten geliyorsa, herkesin et yemeyi terk etmesi gerekir. Çünkü ne güçtür, ne de olanaksız bir şeydir. Bahane bulanların çoğu bunu cahillik, hurafeler ve gülünç duruma düşme korkusundan yaparlar. Vejetaryenliğin, bunun aslını bilmeyen kişilerce alay konusu olduğunu söylemek gerek. Biz nasıl atalarımızın sade yaşantısına gülüyorsak, bir gün gelecek, yeni nesiller de bizim hurafelerimize gülecek.

Vejetaryenlik insana huzur, sabır ve yumuşaklık verir. Kıt görüşlüler bitkisel yiyeceklerin insanı gevşek ve laubali biri yapıp, onun ciddiyetini eksilttiğini sanır. Ciddi olmakla öfkeli ve yırtıcı olmayı amaçlıyorlarsa, bu ciddiyet olmasın, daha iyi. Nitekim vejetaryen budistler arasında cinayet, nadir görülen bir şeydir. Japonlar da bu bakımdan tenkid edilemezler. Çünkü bugün Japonlar dünyanın önemli milletlerinden biridir.

Otoburluk sonucunda insan soyu fasitleşmiş, ilk sadelik ve temizliğini yitirmiş, âdetleri ve ahlakı gösteriş ve kabalıkla dolmuştur. Hayvan kanıyla beslendiği içindir ki insan kendisinden aşağıda olanları inciten, yırtıcı ve hunhar bir varlık olmuştur.

Doğada bazı yırtıcı ve hunhar hayvanlar arasında kavga ve boğuşma olduğu için insan, savaş, kan dökme ve öldürmenin yaşamak için gerekli olduğu kanısına varmıştır. Ama bunun aslı yoktur. Çünkü dünyada maymun, at, güvercin gibi hayvanlar da vardır. Bunlar kavga etmedikleri gibi, doğal olarak zararsız ve sakindirler. Ne var ki, insan yırtıcı hayvanları kendine örnek almış ve onlar gibi vahşi ve hunhar olmuştur.

İnsanlar arasında nadir görülen merhamet ve şefkat duyguları doğanın bir bağışı olup, etobur hayvanlarda gözlenmektedir bu özellik. Avcı kuşlar genellikle avların bir gaga darbesiyle öldürürler; haşereler zehirleriyle avlarını hissizleştirerek yerler. Aslan ve yılan gibi bazı etobur hayvanlar da avlarının sinir sistemini felç eden manyetik bir akışkan vardır. Bu manyetik güç insanda bulunduğu halde hayvanları öldürmekte kullanılmaz. İnsan bunun yerine mezbahayıicat etmiştir. Hiçbir canlı avını bu denli rezilce öldürmezken, uygar insanoğlu kendi çirkin cinayetlerini gizlemek için bu zarif icadını (!) hep uzakta ve uçurumluk yerde yapar.

Her yırtıcı hayvanın belirli sayıda düşmanı vardır ve diğerlerine zarar vermez. Mesela aslan, ceylan ve geyik gibi hayvanları avlar; kuşlar ve küçük hayvanlarla uğraşmaz. Timsah sadece balık yer. Kedi, fare ve küçük kuşları yakalar. Ama mide düşkünü insan hepsini yer, hapseder, kendi yükünü taşıttırır, işkence eder. Midesi tüm canlılar için geniş bir mezarlıktır. O, yaşayan her şeyi yer. Kuşlardan tutun da deniz salyongozlarına kadar her şeyi midesine gömer. Bu da onun üstünlüğünün bir delilidir. Sığır ot yer; kaplan canlı eti parçalar; insan da hayvan leşlerini yutar. Hayvanlar, doğanın kendilerine sunduğu yiyeceği elde eder ve başka bir şey yapmadan olduğu gibi yerler. Bu da onlara yeter. Onlar bizim yaşamamız için yerler. İnsanların çoğu ise her şeyden önce yemek için yaşar.

Burada yeri geldiği için çağdaş bilginlerden sayın Muhbiru’s-saltana (Mehdikulj. Han Hidayet)’nın birkaç beyitini nakledeceğiz.

İnsan Hırsı

Aslan, kaplan, ayı, sırtlan yakalarlarsa bir avı,

Açlıklarını gidermek içindir, boşuna biriktirmek için değil.

Yiyecek yaşama gücü içinse, tavuk, keklik, balık niçin behey müsrif?

Sofranı her şeyle donatır, mideni ağırlaştırırsın onunla bununla.

Kaplan, avından elini çekse, tarlada ziraat mi yapacak?

Sen bitkiyi hayvanla birlikte yer, şerefini beş paralık edersin.

Müslümanlıkta israf yoktu hani? Müslümansan eğer, bu israf niye?

Duygusal şairlerden biri olan Pejman Bey, vejetaryenlik ile insanın hayvanlara ettiği zulüm hakkında birkaç hikâye nazmetmiş ve bir de kaside yazmış, bunların bir nüshasını da bana vermişti. Burada o şiirden bir pasajı nakledeceğim.

Kurt’un İnsanoğluna Hitabı

İnsan cinsinin bin türlü yiyeceği var. Ama bundan başka yiyecek layık görülmemiş bana.

Dişlerin ve miden de tanıklık etmede. Kuyruksuz insan doğal olarak otobur.

Ben koyunu öldürür yerim, ama insanın yaptığı utanç verici!

Havada uçan kuş, denizde yüzen balık, ovadaki ceylan, dünyadaki hiçbir canlı

Kaçamaz senin zulmünden. Çünkü kurmuşsun hırs tuzağını denize ve karaya.

Kurdun adı kötüye çıkmış ama bak bir kez insana: Bin beter kurttan!

Elinizdeki kitap çok sınırlı olduğu ve bu konuda yazılmış şiirlerin tümünü burada nakletmemiz mümkün olmadığı için Sadi’nin insanın vahşiliğini kınayan ve onu kurtla bir tutan kıtasını aktarmakla yetineceğiz.

“Duydum ki ulu bir kişi kurtardı bir koyunu kurdun pençesinden.

Akşam olunca çaldı bıçağı koyunun boğazına

Koyunun ruhu dile geldi yakınarak:

Kurdun pençesinden kurtardın beni ama gördüm ki sonunda benim kurdum senmişsin!”

İnsanın hayvanlara yaptığı zulüm, hayvanlara karşı işlediği cinayetler, kendisinden güçsüz olanı incitmesi, duygularının bozulduğu ve ahlakının düştüğüne bir delildir. Onlara karşı yaptığı bunca sitem üzerine olanca soğukkanlılığımızla bu iki ayaklı varlığın karşısında deriz ki: Ey gaddar, ey hunhar insan! Yeryüzünde insan kadar akıllı, şerir ve ondan on misli güçlü bir yaratık olduğu takdirde, yazgını elinde tutan bu güçlü varlık karşısında boyun eğmek zorunda kalmayı; at, eşek, koyun vs gibi tutsak olmayı, ağır yükler çekmeyi, kabalık görmeyi, tavla ve mezbahaya düşmeyi göz önüne getirdin mi hiç?

Kendilerini savunamayan milyonlarca zararsız hayvanı öldürmekle insan, kendini alçaltınakla kalmadığı gibi, hiç gerek yokken vicdanındaki intikam çığlıklarını zorla bastırır. Bütün et yiyenler insan ahlakını alçaltmada elbirliği etmişlerdir ve hayvanlara işkence etmekle sorumludurlar.

Tanınmış İngiliz yazarı Konan Doyl der ki: “Etiyle beslenmesi için bir insanın ahlaksal açıdan bir sığırı kesme ya da bir balığı öldürme izni yoktur. İnsan onlara can vermemiştir. Artık hiçbir çaresinin kalmadığı zaman dışında onları hayattan mahrum bırakmak için Tanrı’dan izin almamıştır.”

Yezidilerin şimdiki lideri Bayan Ani Bazan kırk yıldan beri vejetaryendir ve bu konuda verdiği bir konferansta şöyle demiştir: “Kuşkusuz ne ben, ne siz öldürmedikçe ya da bir başkasını bu işe teşvik etmedikçe et yiyemeyiz. Şu halde bu korkunç mesleği üzerlerine yıktığımız kişilerin ahlaksal ihanet ve alçalmalarından sorumluyuz.”

Tolstoy et yemekten kaçınmayı insanın gerçek ilerleyişi yönündeki ilk adım olarak değerlendirmiştir. Tanınmış Alman yazarı Niçe de vejetaryenliği şu şekilde över: “Sanırım vejetaryenlik, uzak durma ve kendini kısıtlama sayesinde, tüm ahlaksal öğelerden daha çok etkili olmuştur. Bu konuyu abartılı bulmayın. Kuşkusuz gelecekte öğretmenler daha katı kurallar konulmuş bir besin tarzını uygun göreceklerdir.”

Özellikle kadınlar herkesten çok bitkisel yiyeceğin üstünlüğünü fark etmeli, böylesi kanlı ve çirkin bir besini evden uzak tutmalıdırlar. Yaygınlaşmış saplantılardan biri de kadının tüm vaktini yemek yapmakla geçirmesi gereğidir. İşte bu yüzden kadın, hayvan leşlerini süsleyerek yemek yapmaktan vazgeçerse, vaktini daha yararlı işlere ayırabilecektir. Hayat doğuran kadının ölüme razı olmaması ve dudaklarını kana bulamaması gerekir.

Kıyaslayın bir kez. Bir tarafta gönül alıcı renklerle süslenmiş, hoş kokulu meyvelerle dolu bir manav dükkânı, elma, narenciye, kiraz, şeftali, üzüm, kavun ve türlü sebzelerin canlı renkleri. Öte yanda bir kasap dükkânı: Başları kesik cesetlerden sarkmış karın ve bağırsaklar, yarılmış karınlar, asılı, kırık ayaklar, kan damlamakta ve leş kokusu gelmekte.

Meyve yiyen sakin insan, hunhar bir canavar haline gelerek aşağılık bir yok edici oluyor. İşkence ve yok etme ihtiyacı en aşağı dereceye kadar iniyor. Aklını, öldürme aletleri yapmak için kullanıyor. Ölümsüzlük meselesi doğru ise, insan yok olma tartışmasını yapıyor. Öldürüyor, yemek için öldürüyor, şifa vermek için öldürüyor, affetmek için öldürüyor. Giyinmek için, süs için, para için, savaşmak için, bilim için, eğlenmek için, kısacası sadece öldürmek için öldürüyor. Zalim, gaddar, hırslı, hunhar bir padişah. Her şeyi istiyor, hiçbir şey bırakmıyor. Ve hâlâ kendisini öbür dünyada daha iyi bir yaşamla avutuyor!

Sadece para kazanmak amacıyla koyun besliyor, kendi çocuklarının oyun arkadaşı olan o zararsız ve sakin köleleri. Sonra çocuklarının gözü önünde koyunun başını kesiyor. Utanç verici cinayetler, ahlak ve insanlık yasalarına ihanet edilen ortamda büyüyen canavar çocukları vahşi babalarını taklit etmeye sevk ediyor. İnsan zaman zaman bazı hayvanları besliyor veya seviyorsa bu, yaşama saygısından ve ahlak duygusundan değil, sadece kendi bencilliğinden ya da onlardan çıkarı olduğundandır. Bu, onları yeme vaktine kadar devam eder. Gerçekte aldatıcılık, ikiyüzlülük ve alay insana özgüdür.

Ey münzevi ve gür ormanlardaki kurtlar! Ey ormanlardaki yırtıcı hayvanlar! Cılız, sırtınıza yapışık karnınız ve parlak gözleriniz, katı, baş döndürücü ama özgür bir yaşama tanıklık ediyor. Doğa yasalarına göre yaşıyorsunuz. Savunmak için diş ve pençeden başka bir şeyiniz yok. Kutluyorum sizi alçak, yapay ve yırtıcı bir uygarlığın kölesi olmadığınız için.

Sadık Hidayet
Vejetaryenliğin Yararları

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe ve Psikoloji, Öteki Tarih
Bertrand Russell: Kendi kuşkuculuğumuz hakkında bile kuşkucu olmalıyız

Kendi kuşkuculuğumuz hakkında bile kuşkucu olmalıyız. Ancak, eğer siyasal bir...

Kapat
bostancı escort kurtköy escort kadıköy escort ankara escort ankara escort bayan şirinevler escort beylikdüzü escort kocaeli escort avcılar escort ankara escort