Taraf’tan atılmak zorunda kalan Önder Aytaç’ın fikirleri bir günde nasıl değişti!

Kürt sorunu meselesi üzerine TV’de ‘Öcalan’ı asalım bu iş hemen biter’ diyen Taraf gazetesi yazarı Önder Aytaç, çark etti… Günlük gazetesi ve özelikle Veysi Sarısözen’in ısrarla olayı köşe yazılarıyla gündemde tutması, Aytaç’ın bu tavrının gazetecilik etiğine uymadığını belirtmesi ve Taraf’ın “demokrat” geçinen yazarlarına yüklenmesi sonrasında Polis Akademisi ve Güvenlik Bilimleri Enstitüsü’nde öğretim üyesi olan Önder Aytaç, kovulmak zorunda kaldı.
Dün Hürriyet’e verdiği demeçte ‘Öcalan’ı asalım’ sözlerinden fena halde çark eden Aytaç, Öcalan’ı asmak bir yana O’nu korumak için o sözleri söylediğini, bir kaos planını önlediğini söylüyor. Aldığı tehditler nedeniyle ailesini yurtdışına gönderdiğini, şoförüne bile silah verdiğini ve 3-4 polis korumasıyla gezmek zorunda kaldığını belirtiyor. Hem röportaj anlatıkları hem de röportajın polisler eşliğinde üç farklı yerde yapılması,  sorunu ölümle çözemeye(!) davet eden yazarın söz konusu  olan kendi yaşamı olunca  fikirlerinin nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor.

Pes! Son yazı! – Veysi Sarısözen

Bütün samimiyetimle itiraf edeyim ki, Taraf Gazetesi’nin Doç.Önder Aytaç’ın Öcalan’a karşı sarfettiği sözlerle ilgili eleştirilerimiz karşısında, bir yolunu bulup, Kürt kamuoyunu tatmin edecek bir tutum alacaklarına inanıyordum.

Polis teşkilatı içinde, kimileriyle kıyaslandığında ‘demokrat’ olduklarını tartışmaya bile gerek duymadığım bilinen yazarlar, ‘amacımızı aşan bir şekilde bu utanç verici ‘idam’ söylemine katıldık’ diyerek Kürt kamuoyu karşısında bir çift özür sözü ederler diye de düşündüm.

Bunlar olmayınca, hiç değilse kimisini yakından tanıdığım ve demokratlıklarından kuşku duymadığım yazarlar, Halil Berktay ve Suzan Samancı’nın yaptığı gibi, bu duruma itiraz ederler sandım.

Bunların hiç biri olmadı.

Gazete ve onun yazarları büyük bir sessizliğe gömüldü.

Ben bu konuda ilk yazıyı 27 Haziran’da yazdım. Bugün 4 Temmuz.

Çok değer verdiğim yazarlar, Dünya futbol kupası hakkında yazdılar. Bu konuda yazmadılar.

Nasıl olur?

Futbol Kupası maçlarının oynandığı Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ırkçı rejim yıkılmadan önce, Mandela hapisteyken, Güney Afrika’nın ‘liberal, demokrat ve sol’ yazarlarının yazdığı bir gazetede, Güney Afrika’da silahlı eylemler sürüyor diye, bu gazetenin yazarlarından biri ‘Madem Mandela elinizde, alacaksınız karşınıza, dersiniz ki, ‘eğer Güney Afrika’da bir ay içerisinde bir yaprak kımıldarsa, bu terörü bitirmezsen, seni idam ederim, seni asarım’. Bakın bakalım bu olayların hepsi bitmiyor mu! Bitmiyor mu! O zaman alır asarsınız, öldürürsünüz. O zaman geleceği kurtarabilirsiniz’ diye konuşsaydı, ne olurdu?

Lütfen söyleyin ne olurdu?

Bir an ırkçı rejim koşullarında ‘alkışlandıklarını’ düşünelim.

Ama ırkçı rejim yıkılıp gittikten sonra, bu gazetenin yazarları utançlarından toplum içine çıkamazlardı. Dünya Kupası maçlarına seyirci olarak gidemezlerdi.

Yapmayın!

Sessizliğinizin nedenlerini bilmiyorum. Kafa yoruyorum. Yanıt bulamıyorum.

Bu her hangi bir tartışma değil. Uzun zamandır bu gazetede Taraf Gazetesinin çizgisi, ister haklı bulun, ister haksız bulun eleştiriliyor. Bu eleştirilerin özü, Taraf Gazetesinin Kürt  hareketini Türkiyeli aydın çevrelerden izole etmeye dönük çizgisinin Kürt sorununda çözümü engelleyici bir rol oynadığı düşüncesidir.

Bu temeldeki eleştirilere yanıt vermek size kalmış bir şeydir.

Ama bu iş başka…

Burada bir ‘çizgi’ eleştirilmiyor. Bir suçtan söz ediliyor.

Burada ‘suç’ olan ‘idam etme, öldürme çağrısı’ karşısında sizden Kürt kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama bekleniyor. Hem yazarınızdan, hem sizlerden böyle bir açıklama beklenmesi ciddiye almak zorunda olduğunuz bir durumdur.

(…) ‘Savaş bitsin’ diye yazı yazan sizler, Öcalan’ın ‘idam edilmesi, öldürülmesi’ tehdidiyle bu savaşın duracağına inanıyor musunuz?

5.Temmuz 2010 Günlük gazetesi

Bu sırada kendi yazarına bir söz bile etmeyen Ahmet Altan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye köşesinden söyle sesleniyordu:

İş çığırından çıkmaya başladı.

Meclis kürsüsünde cellât pazarlıkları yapıyorlar.

MHP Başkanı, siyaseti iyice seviyesizleştirerek “hadi Apo’yu asalım, ben varım” diye bağırıyor.

Koskoca Kürt sorununa çözüm diye bulduğu şeye bak.

İdam sehpasını kuracak.

Buna da siyaset deniyor bu ülkede.

Yıl 2010, biz hâlâ “öldürmek çözüm değildir” diye yazı yazmak zorunda kalıyoruz.

Şeyh Sait’i astılar, ne oldu, Kürt meselesi mi çözüldü?

Ta Osmanlı’dan bu yana Türkiye çok idam sehpası kurdu, bugüne dek öldürerek, asarak bir tek sorunu çözemedi, çözemez.

MHP Başkanı ve onun gibi düşünenler, “Kürt meselesi” dendiğinde ne anlıyorlar çok merak ediyorum.

Sanırım, sadece sonucu görüyorlar.

Onlara göre Kürt sorunu diye bir şey yok, PKK sorunu diye bir şey var.

Peki, PKK sahneye çıkmadan önce Kürt meselesi yok muydu?

30 Haziran 2010 Taraf

Gülden Aydın,  Önder Aytaç ropörtajı: Öcalan’ı asma fikri derin devletin, ben onun hayatını kurtardım

Öcalan’ı asma fikri derin devletin, ben onun hayatını kurtardım
Doç. Önder Aytaç, Taraf Gazetesi yazarı. Bilgi Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Polis Akademisi ve Güvenlik Bilimleri Enstitüsü’nde öğretim üyesi. Taraf’taki köşesinde Kürt sorunu, Emniyet, MİT, Ergenekon ve TSK’ya ilişkin yazdıklarıyla dikkat çekti. Ama geçtiğimiz günlerde bir TV kanalında söyledikleriyle BDP ve PKK’nın hedefi oldu.

Eşimden ayrıyım. Çocuklarımı yurtdışına gönderdim

Onlarca tehdit mail’i geldi. Sokağımda bekleyen insanlar görüyorum. Eşimden ayrıyım. Çocuklarımı yurtdışına gönderdim. Polisevinde kalmaya başladım. Üç-dört polis sürekli yanımda. Aracımı kullanan arkadaşımın beline tabanca verildi. Bana, “Tabancanı boş gezdirme, karşına çıkan olursa gözünü kırpmadan vur” dediler. Kapımın önünde metalik gri bir otomobil gördüm. Bana olacak muhtemel bir şey, Emniyet, MİT ve askeriyenin ayıbıdır. Bu ayıbı Türkiye kaldıramaz. İngiltere’ye gidip bir yıl öğretim üyeliği yapabilirim. Ama “Türkiye’de can güvenliğim yok” demem.

İsrail ya da ABD’deki Yahudi lobisi İslam âleminden birileriyle görüştüğünde, bu masada kesinlikle Gülen de olacak

Babam, Yurtdışı Eğitim Öğretim Genel Müdürlüğü yaptı. Fethullah Gülen, İzmir’de vaizdi. Babamın, “Bu iş bitti, ayrılacağım” dediği günlerde Gülen’in babama, “Vatan için çalışıyorsunuz. durmayın, yola devam edin. Ölürseniz şehitsiniz” dediğini babam evde ağlayarak anlatırdı. Ben Gülenci miyim? Eğer olsaydım, gönül rahatlığıyla “Evet” derdim. Fethullah Gülen, İsrail’in izni olmadan Gazze’ye yardım götürülmesini eleştirdi. Türkiye için Kıbrıs neyse, ABD için İsrail odur. ABD, Mavi Marmara açıklamalarıyla Fethullah Gülen’in sigortasını sağladı. Çünkü Gülen’in İslami söyleminden bir tehlike gelmeyeceği anlaşıldı. Artık İsrail ya da ABD’deki Yahudi lobisi İslam âleminden birileriyle görüştüğünde, bu masada kesinlikle Gülen de olacak.

Öcalan’sız bir Kürt hareketinin düşünüldüğünü birkaç kanalda dile getirdim

Öcalan’ın avukatları iki ay önce beni arayıp görüşmek istediklerini ifade ettiler. Derin yapının içinde, artık Öcalan’dan kurtulma konusunda çalışmaların yapıldığı bir süreçte, akıllı düşman ve aptal dostların şimşeklerini de üstüme çekmek pahasına, Öcalan’sız bir Kürt hareketinin düşünüldüğünü birkaç kanalda dile getirdim. Getirdim ki, Öcalan’ın güvenliğinin daha da sağlanılması ve ona yapılacak bir yok etme planı sonucunda oluşacak kaosa engel olmak için. Öcalan’ın kan dökülmesini engelleyecek bir irade kullanmasını ve kendisine Tanrı’nın ona vereceği kadar bir ömür diliyorum. Türkiye’de ne PKK sorunu ne Alperenler açmazı ne de Ergenekon problemi vardır. Olan yalnızca derin devletin vesayet sorunudur.

11 Temmuz 2010 Hürriyet gazetesi

Bir Cevap Yazın