“Suçları türeten düzenin değiştirilme zorunluluğu yok mu?” Ölüm Cezası – Karl Marks

Marks“Korkunç bir düzenlilikle ödediğimiz bir bütçe var —hapishaneler, zindanlar ve darağaçları bütçesi … Hatta, yıllık doğum ve ölümleri nasıl önceden bilebiliyorsak, hemen tıpkı onun gibi, kaç kişinin elini hemcinslerinin kanına boyayacağını, kaçının kalpazanlık edeceğini, kaçının zehir kullanacağını da şimdiden kestirebiliriz.” Gerçekten de, Bay Quètelet 1829’da yayımlanan bir suç olasılıkları hesabında, 1830 yılında Fransa’da işlenen suçların yalnızca tutarını değil, bütün çeşitlerini de, şaşırtıcı bir kesinlikle önceden kestirmiştir.

Devamı >>

Bu Düzene Göre İnsan Olmak Neden Suçtur? – Erdal Atabek

Erdal AtabekŞöyle bir soru artık suçtur:
«Peki, ben çalışıyorum ve günübirlik yaşıyorum. Hiçbir güvencem yok. Çalışmaktan başka bir şey de yapmıyorum. Siz nasıl oluyor da benim kadar bile çalışmadan bu servetleri yapıyorsunuz?»
İşte bu suçtur. Bunu sormak suçtur, bunu düşünmek suçtur, bunu başkasına söylemek suçtur. Bunu birileriyle konuşup «gelin arkadaşlar bunu birlikte konuşalım» demek suçtur.
Bu «insan olmak suçu»dur.
«İnsan olmak suçu» düşüncelerde kalmaz, duygular da suçlanır.
«Duygu suçu» belki yasalarda yok ama en yaygın suç değil mi?

Devamı >>

Dostoyevski ve Dekadans Üzerine Monomonlar: Psikopatlar ve İncil – Hüseyin Avni Cinozoğlu

XI. yüzyılın ikinci yarısında Papa VII. Gregoire’nin adından dolayı Gregoryen reformum olarak adlandırılan ve kitlesel etkiye sahip bir “aydınlanma – uyanış” olarak mütalaa olunmuştur. Adı “uyanış – aydınlanma” olmasına rağmen Latin Katolikliğinin bu en sert nihai biçimini savunan reformcular elbette entelektüel ve sanatsal yaşamın dostları değillerdi. Tıpkı Sünni İslam hakkında, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yaptığı tespitte olduğu gibi: Tanpınar bir makalesinde “Osmanlı’da Sünni akide kendini sanata ve edebiyata muhtaç hissetmemiştir” şeklinde betimlediği durum, benzer bir softalığın kudretini de aşikâre etmektedir.

Devamı >>

Halil Cibran: “Evet, suç işleyen kimse çoğu kez yaraladığının kurbanıdır!”

Halil CibranRuhumu yedi kez aşağıladım

İlki, onu yükseklere ulaşmaktan kaçındığını gördüğüm zamandı. İkincisi onu topalın önünde topallarken gördüğüm zamandı.  Üçüncüsü kolayla zor arasında seçim yapması gerekip de, kolayı seçtiği zamandı. Dördüncüsü bir yanlış yaptığı ve kendini başkalarının yanlışlarıyla avuttuğu zamandı, Beşincisi güçsüzlüğe sabrettiği ve sabrını güce yorduğu zamandı. Altıncısı bir yüzün çirkinliğini hor gördüğü ve onun aslında kendi maskelerinden biri olduğunu anlamadığı zamandı ve yedincisi bir övgü şarkısı söyleyip de, bunun bir erdem olduğunu sandığı zamandı.*

Devamı >>

Suç ve Ceza’dan bir bölüm: “Tanrım! Yapabilir miyim hiç ben böyle bir şeyi?”

Hastalıklı durumlarda görülen düşlerin, belirginlik, açıklık,canlılık ve gerçeğe çok uygun oluş gibi özellikleri vardır. Bazan son derece korkunçtur tablo, ama ortam ve tüm düşünce tasarım süreci öylesine gerçeğe uygun, sanat yönünden tüm tablo ile uyuşan öylesine ince ve beklenmedik ayrıntılarla doludur ki, düşü gören kişinin, Puskin, Turgenyev gibi bir sanatçı bile olsa, uyanıkken böylesine bir tabloyu uydurabilmesi olanaksızdır.
Hastalıklı düşlerdir böylesi düşler, uzun süre unutulmazlar ve düş sahibinin zaten hastalıklı olan yapısı üzerinde derin izler bırakırlar.

Devamı >>

Dostoyevski, Suç ve Ceza | Bir suçun psikolojik öyküsü ve onun ahlaki sonuçları

1845 Mayısı’nda Dostoyevski daha üniversite öğrenciliği yıllarından tasarladığı ilk romanı İnsancıklar’ı bitirdi. Romanın müsveddelerini yazarın yakın dostu D.V. Grigoroviç ve ünlü ozan Nekrasov okudular. Heyecanlan öylesine büyüktü ki, doğruca devrin ünlü eleştirmeni Belinskiy’e gittiler. ‘İnsancıklar”ı, Belinskiy de çok beğendi ve beğenisini, “… Gogol’ü de geçecek… bundan önceki bütün edebiyatı gölgede bırakacak bir deha ile karşı karşıyayız”, sözleriyle dile getirdi. “İnsancıklar” 1846 yılında yayımlandı. Gerek “İnsancıklar” gerekse, yazarın bununla birlikte yayımlanan ikinci kitabı ‘Benzer’ büyük ilgi topladı. Daha sonra ‘Suç ve Ceza”da en parlak biçimde dile gelecek olan, yazarın yoksul, umarsız insanlara ve hayatın trajik yanlarına karşı duyduğu büyük ilgi ve duyarlılık, daha bu ilk yapıtlarında kendini göstermeye başlamıştı.

Devamı >>

“Sevmiyor musun beni?” diye sordu Svidrigaylov usulca. “Ve… sevemezsin de? Hiçbir zaman?”

“Tabancasını attı!” diye bağırdı, derin bir soluk aldı. Birden yüreğinden bir ağırlık kalkmış gibi oldu. Ancak bu, ölüm korkusunun yarattığı bir ağırlık değildi, zaten onun şu anda ölüm korkusu duyduğu söylenemezdi. Bu, bütünüyle kendisinin de belirleyemediği daha başka, acı verici, karanlık bir duygudan kurtuluştu. Dunya’ya yaklaştı, kolunu yavaşça beline doladı. Dunya karşı koymadı, ama yaprak gibi titriyor, yalvaran gözlerle ona bakıyordu. Svidrigaylov bir şeyler söylemek istedi, dudakları kıvrıldı, ama konuşamıyordu.
Dunya yalvarırcasına:
“Bırak beni!” dedi.
 Svidrigaylov titredi, bu senli seslenişte deminkilere benzemeyen bir şeyler vardı.
“Sevmiyor musun beni?” diye sordu Svidrigaylov usulca.
Dunya başını olumsuz anlamda salladı.
Svidrigaylov umutsuzluk içinde fısıldadı:
“Ve… sevemezsin de? Hiçbir zaman?”
“Hiçbir zaman…” diye fısıldadı Dunya.

Devamı >>

Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından Fiyodor Dostoyevski ve Romanı Suç ve Ceza Üzerine

Dostoyevski 30 Ekim 1821 günü Moskova’da bir doktor ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1843 yılında, askeri öğrenci olarak okuduğu Petersbıırg mühendislik okulunu bitirdi, ancak bir yıl askeri mühendis olarak çalıştıktan sonra istifa etti. Nicedir verdiği bir kararla, edebiyat hayatına atıldı. Bundan hemen sonra da, 1844 yılında, Dostoyevski imzasıyla ilk yapıtı yayımlandı; bir çeviriydi bu. Balzac’ın “Eııgenie Grandet “sini çevirmişti.
1845 Mayısı’nda Dostoyevski daha üniversite öğrenciliği yıllarından tasarladığı ilk romanı Bedniye Lyııdi (insancıklar) bitirdi. Romanın müsveddelerini yazarın yakın dostu D.V. Grigoroviç ve ünlü ozan Nekrasov okudular. Heyecanlan öylesine büyüktü ki, doğruca devrin ünlü eleştirmeni Belinskiy’e gittiler. “İnsancıklar”ı, Belinskiy de çok beğendi ve beğenisini, “… Gogol’ü de geçecek… bundan önceki bütün edebiyatı gölgede bırakacak bir deha ile karşı karşıyayız”, sözleriyle dile getirdi. “İnsancıklar” 1846 yılında yayımlandı.

Devamı >>