“Belki de son güzel günleriydi” Sesli Öyküler: Motorcu İbrahim’in Bahçeli Evleri – Tezer Özlü

İstanbul’un Şirinevler semtini oldum olası hiç sevmem.
İbrahim’i de ilk kez burada gördüm.
Ucuz alınmış otomobilin motoruna bakıyordu.
Dinçti, saçları siyahtı, konuşkan bir hali yoktu.
Zaten onu nişandan sonra herkes övdü.
– Ağır başlı bir bey, dediler.
– Ama kadın, kadın kimseyi konuşturmuyor ve tıkıyor her sözü İbrahim’in ağzına.

Devamı >>

Sesli Öyküler: Bir Ruhsal Çatışma Öyküsü, “Dikkat! Kırılacak Eşya” – Tomris Uyar

Tomris UyarÖyküdeki ısrarı, yazınsal titizliği ve sanatçı duruşu, Tomris Uyar’ın seçkinleştiren en belirgin üç özelliğidir. Yazın hayatında, kuşağının pek çok yazarının aksine ne roman ne de bir başka türe “sapmamış”, öykü dışında hiçbir edebî türde ürün vermemiştir. 1971’de “İpek ve Bakır”la başladığı öykü serüveni, 2002’de yayınlanan “Güzel Yazı Defteri”yle birlikte onbir kitaplık bir birikime ulaşmıştır. Öykü oluşturmaya yeterli görmediği kimi yazılarını ise “Gündökümü” adını verdiği günlüklerinde değerlendirmiştir. Bu anlamda gündökümleri de onun öykü serüveninin bir parçası olmuştur.
Tomris Uyar’ın “Dikkat! Kırılacak Eşya” adlı öyküsünü aşağıdan dinleyebilirsiniz.

Devamı >>

“Sıkıştıkça yalnızlığımız daha da koyulaşıyor…” Sesli Öyküler: Çıkılmayan – Yusuf Atılgan

Yusuf Atılgan1936 yılında Manisa Ortaokulu’nu, 1939 yılında ise Balıkesir Lisesi’ni ve ikinci sınıftan sonra askeri öğrenci olarak devam ettiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Akşehir’de Maltepe Askeri Lisesi’nde bir yıl edebiyat öğretmenliği yaptı. Üniversite öğrenciliği sırasında sıkıyönetim mahkemesince tutuklanarak ceza kanunu’nun 141. maddesi uyarınca hapse mahkûm edildi. altı ay Sansaryan Han’da, dört ay da tophane cezaevi’nde olmak üzere on ay hapis yattı. 26 Ocak 1946’da öğretmenliği elinden alınarak serbest bırakıldı. 1946 yılında Manisa’nın Hacırahmanlı Köyü’ne yerleşerek çiftçilik yaptı. 1976’da İstanbul’a döndü danışmanlık, çevirmenlik ve redaktörlük yaptı. Canistan adlı romanını tamamlayamadan kalp krizi sonucu 9 Ekim 1989 yılında İstanbul, Moda’da öldü.

Devamı >>

“Yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapamaz” Sesli Kitap: Satranç – Stefan Zweig

Stefan ZweigStefan Zweig’ın Brezilya’da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942’deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün faşizm tehlikesi altında yok oluşuna işaret eder.
Rastlantı sonucu eline geçidiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.’nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.
Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig’ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür. Okan Bayülgen’in Radyo Trafik’teki kitap okumalarında seslendirdiği Stefan Zweig’in Satranç’ı,  yazarın  en tanınmış eseri. 

Devamı >>

“Zorla yürümeye çalışan küçük hamal kendi oğlu idi” Apartman – Sabahattin Ali

sabahattin_aliSiri damın üzerinde, keskin bir koku dağıtan yaş tahtalara keseri vuruyor, bir taraftan da batıya doğru inmeye başlayan güneşi gözlüyordu. Ağustosun sonuna yaklaştıkları için mal sahibi çatının çabuk örtülmesini istemişti. Yağmurlar başlar diye korkuyordu. Bunun için sekiz kişi iki gündür hep çatıda uğraşıyorlardı.
Öğleyin şöyle on dakika dinlenip biraz ekmekle yarım karpuz yemiş, hemen işe başlamıştı. Böyle yüksekte (apartman beş katlı idi) ve yarı yatmış, yarı ayakta durarak yaş tahtalara abanmak ve mütemadiyen başının üst tarafında keser sallamak insana sersemlik, hatta baş dönmesine benzer bir şey veriyordu.
Bir akşam olsa, bir eve gitse, bir arka üstü yatsa ve karısı ile küçük kızına şöyle göğsünü kabarta kabarta bir bağırıp çağırsa!..

Devamı >>

“Eşşeoğlu eşşekler!– diye bağırıyorum sonra; Eşşeoğlueşşekler!” Uğraşsız – Leyla Erbil

Leyla Erbil“Bir başkası belki anlardı”

Olduğum yerde uyuyakaldım. Çevrem sıcacık. Sıcacıklığı beni uyandırıyor. Başımın ucunda kırmızı topraklı adalardan birinde bilmemkimle geçmiş bir gün var. Güneşten, derimle bir tüylerim de yanmış; Gauguin’den tanıdığım bi renk almışım. Yüzükoyun uzanmış kuruyorum. Dışım, çevrem: gözleri kıpkırmızı sulanmış, külhan, kaçamaklı okullular, cezaevleri, varsayımcılar, yıldızlar, köpeklerle dolu; hıncahınç. Yanıbaşımda bu olmasa! Bu, çok karı görmüş, yapmacıklı, içinden koşullu adamı sevmiyorum. Onun, ağacı, kediyi, denizi sevmesi benim yüzümden. Bu maviliğin, bu pırıl pırıl sarıların içinde hangi kadın olursa, onun yüzünden tüm nenleri sevmeye razıdır.

Devamı >>

Sesli Öyküler – Aziz Nesin: “Biz adam oluruz, demek, biz şimdi adam değiliz demektir”

Aziz-NesinBiz Adam Olmayız!..
Kalabalığın içinden birisi, “Biz adam olmayız birader!” dedi mi öbürleri de, “Eveeet, çok doğruuu, olmayız,” diye baş sallarlar. Biri de çıkıp, “O nasıl söz efendi… Sen sayıyla kendine gel bakalım!” demez. Yirmibeş yaşlarında, kanımın fokur fokur kaynadığı günlerde ben bunu deneyecek oldum. Ada’ya giden vapurda neye kızdığını anlayamadığım yaşlı bir adam,
-Biz adam olmayız!., diye bağırıp duruyor, salondakiler de, baş sallayarak onu onaylıyorlardı. Delikanlılık, kanım tepeme sıçrayıp,
– Neden adam olmazmışız, bal gibi de adam oluruz… Öyle bir adam oluruz ki herkes de şaşar kalır… diye bağırdım.
Salondaki yolcular sözleşmişler gibi yaygarayı bastılar:

Devamı >>

Sesli Öyküler, “Mustafa açlıktan, yorgunluktan titriyordu” Beyaz Pantolon – Yaşar Kemal

Yaşar Kemal’in öykülerini derlediği eseri Sarı Sıcak, 1955 yılında yayınlandı. Yazarın öykü dalında verdiği bu ilk eser yazarın daha sonra verdiği baş yapıtlarından İnce Memed’den önce yazarın Türkiye ve dünyaca tanınmasını sağladı.
Çoğu Çukurova’da geçen öykülerden oluşan Sarı Sıcak, Anadolu insanının çevre koşulları, hastalık, açlık, yokluk ve yoksulluk içinde verdiği yaşam mücadelesini konu alır. Anadolu halkının yokluğa, açlığa, unutulmuşluğa karşı verdiği insanüstü mücadelesini anlatır. Sıcağın ve sefaletin ortasında kalan bir avuç insanın hayatla aralarındaki ince bağa sımsıkı sarılışlarının ve hayatta kalma çabalarının dramı yirmi iki hikayede dile getirilir. Birçok yönleri ile bu insanların duygularını, iç dünyalarını, gündelik yaşamın zorlu sıradanlığı içindeki yaşam kavgasına ışık tutuyor. 

Devamı >>