Halkçılık ve Gerçekçilik – BERTOLT BRECHT

 “Gerçekçi yazış tarzına gereksinme, bugün öyle kolayca kulak arkası edilemez. Bu konu apaçık ortada. Egemen sınıflar yalana eskisinden daha fazla yakınlık gösteriyorlar, hem de usturuplu yalanlar bunlar. Gerçeği söylemek zorunlu bir görevdir her zaman. Acılar büyüdü, acı çekenler çoğaldı. Kitlelerin büyük acıları yanında küçük zorluklarla uğraşılması, küçük grupların karşısına çıkan zorluklarla ilgilenilmesi çok gülünç, nefret uyandırıcı.”

Çağdaş Alman Edebiyatı’na giriş için dayanak noktaları ararken, şunu gözönünde bulunduralım: Bugün edebiyat ürünleri diye adlandırdığımız şeyler yalnızca yurt dışında basılıyor ve bunların tümü dışarıda okunuyor. Böylece “halkçılık” kavramının edebiyatta kullanımı garip bir anlam kazanıyor. Yazar, birlikte yaşayamadığı halkı için yazmak zorunda. Aslında, konuya biraz daha yakından bakarsak, yazarla halkın arasındaki aralığın o kadar da büyük olmadığını görürüz.

devamını oku>

Şiddete Karşı Felsefe – Afşar TİMUÇİN


Yaşamı insan değerlerine göre düzenleme yeteneği taşımayanlar bir amaca varmak istediklerinde en kolay yolu, şiddet yolunu seçerler. Sevgi üretemeyenler, fikir üretemeyenler, sağlıklı ilişki üretemeyenler genellikle tehdit ya da benzeri bir yolla şiddet üretirler. Tabancalar ve okşayışlar kadar gözyaşları da şiddet aracı olarak kullanılabilir. Her zaman güçlü güçsüze şiddet uygular diye düşünmek doğru değildir. Güçsüzün güçlüye şiddet uyguladığı çok görülmüştür. Gözyaşları böylesi bir şiddetin araçları olurlar. Şiddet her zaman nazi subayı kılığında, sevimsiz bürokrat kılığında, mahalle bekçisi kılığında dolaşmaz, o çok zaman yakınmalarda, tatlı gülüşlerde, içtenlikli görünümlerde, hüngür hüngür ağlayışlarda, çok iyi düzenlenmiş çekip gitme gösterilerinde, boynunu büküp öylece kalmalarda, ilkeli gibi görünen davranışların katılığında kendini belli eder.

devamını oku>

İsmail & Mücahit IŞIK “Bir nefeste Anadolu” albümü (online dinle)

Anadolu toprakları, binlerce yıl değişik medeniyet ve kültürü üzerinde barındırmış birçok açıdan dünyanın  önemli bir coğrafyasında yer almakta. Doğu ve batı arasında herdaim bir geçiş güzergahı olduğu için  kültürel anlamda çeşitliliğe, sosyal yaşamda hareketliliğe sebep oldu.   Bu topraklarda daha önce yaşayanlar, doğal ve sosyal olaylar karşısında ürettikleri nice güzel ezgiyi geriye bırakıp gittiler. İşte bu  eserlerin bazılarını  İsmail & Mücahit IŞIK  ana yapısını bozmaksızın  çağımızın beğenilerine hitap edecek şekilde yorumlamış her ortamda sıkılmadan dinlenebilecek “Bir nefeste Anadolu” adındaki bu albümü ortaya çıkarmışlar. *

devamını oku>

AKP, TRT’yi Tarikat televizyonuna çevirdi

Usta yönetmen Halit Refiğ, önceki akşam Kanal D’de yayınlanan “Aşk-ı Memnu” ile ve 1975’te kendi yönetmenliğinde çekilen ve TRT’nin yeniden ekrana sürdüğü “Aşk-ı Memnu”yu değerlendirdi. Refiğ, “TRT, benim çektiğim dizideki öpüşme sahnelerini keserek yayınladı. Bu yobazlıktır, kültür düşmanlığıdır. Kanal D’deki “Aşk-ı Memnu”yu izleyince, gençlerin özgür çalışması içimi rahatladı” dedi.
Nebahat Çehre ve Selçuk Yöntem’in başrol oynadıkları dizi, perşembe gününün birincisi oldu. 1975 yılında ilk kez Halit Refiğ’in yönetmenliğinde çekilen “Aşk-ı Memnu” TRT’de gösterildiğinde de büyük ilgi görmüştü… TRT’nin yıllar sonra yeniden diziyi kısaltarak, üç bölüm halinde ekrana getirmesi, dizinin yönetmeni Halit Refiğ’i üzdü. Kanal D’nin günümüze uyarlanmış haliyle ekranan getirdiği “Aşk-ı Memnu” ile TRT’nin kısaltarak yayınladığı “Aşk-ı Memnu”yu değerlendiren Refiğ, “Kanal D’de yayınlanan diziyi tabii ki izledim. Ben gençlerin yaptıklarını anlamaya çalışıyorum. Ve saygı duyuyorum” dedi. Beni asıl sinirlendiren TRT’nin yaptığı kültür ayıbıdır” dedi.

devamını oku>

Türkiye’nin Utanç Gecesi, 6-7 Eylül Olayları belgeseli


6 Eylül 1955’te saat 13.00’de devlet radyosu Yunanistan’ın Selanik kentinde Atatürk’ün doğduğu eve bomba atıldığı haberini duyur. Bunun üzerine İstanbul Ekspres gazetesi öğlen baskısında olayı “Atamızın Evi Bomba ile Hasara uğradı” başlığıyla manşetten atar. “Kıbrıs Türktür Cemiyeti”nin çağrısı doğrultusunda öğleden sonra ilk önce milliyetçi öğrenci birlikleri toplanmaya başlar ve daha sonra çevre illerden de gelenlerle beraber sayısı 100.000’i bulan bir kitle Beyoğlu İstiklal Caddesinde bir araya gelerek Rumlara ait dükkanları tahrip ve talan başlar. 6 Eylül akşamı başlayan ve yaklaşık 9 saat süren olaylar sonrasında (aralarında iki Ortodoks papaz da olmak üzere) 13 ile 16 arası Rum ve en az bir Ermeni vatandaşı hayatını kaybetmiş, 32 Rum da ağır yaralanmıştır. Fiziksel zarar, 4.348 Ruma ait işyeri, 110 otel, 27 eczane, 23 okul, 21 fabrika ve 73 kilise ve mezarlıklar ile 1000’in üzerinde Rumlara ait evin tahrip edilmesi ya da yakılması şeklinde ortaya çıkmıştır.

devamını oku>

Metin Kaygalak şiirleri: “Mahcubum!/ nasıl bir aczin içinde kaldığımı gör!/ ve anla! ma..”


geldim işte
kovgun ve ürkek.
seni suya saydığım o toz harfin
serinliği de yok..
gideceğin ummanı da ben içtim de geldim
uzak bir ihtimalle yine de kapına
hiç yüz çevirmedin..

.
çocuk aklım.. ikna yüzüm..
beni yaban edecek sözü nerden buldum da
seni ne çok hırpaladım
mahcubum!
nasıl bir aczin içinde kaldığımı gör!
ve anla!ma..
hasarlı bir tebessümle gelsem de
fayda yok,sarsak bir cefayla dolaştığım
bu veda gününde.
sonunda senin de anladığın bir şey oldu,
ham bir ağızla kaldığımı görmek..

devamını oku>

Coca Cola ve Pepsi’nin şekeri çıktı


Coca Cola ve Pepsi’nin ‘zero (sıfır) şeker’ iddiasının yalan olduğu ortaya çıktı. Şeker-İş Sendikası’nın başvurusu üzerine Coca Cola ve Pepsi’nin reklamlarını incelemeye alan Reklam Kurulu, iki firmaya ‘halkı aldatıcı ve yanıltıcı nitelikte reklam yaptıkları’ gerekçesiyle 60’ar bin YTL para cezası kesti.
Coca Cola ve Pepsi, yeni çıkarttıkları light kolaları ‘zero şeker’ sloganıyla piyasaya sürmüş; Şeker-İş, Pankobirlik ve Kayseri Şeker Fabrikası, bu ürünlerin de şeker içerdiği gerekçesiyle iki firmayı Reklam Kurulu’na şikayet etmişti.

devamını oku>

Deniz Feneri ilişkilerini “hayra” yorma(k)

Alman Polisi, YİMPAŞ’tan sonra Almanya’da topladıkları paraları hortumlayan Deniz Feneri adlı yardım derneğini de çökertti. Yöneticilerini kelepçeleyip mahkemeye çıkarırken dernek üyeleri ülkemizde iyilik meleği gibi geziyor.
Frankfurt Eyalet Yüksek Bölgesel Mahkemesi’nde devam Deniz Feneri davasında dernek muhasebecisi Firdevsi Ermiş’in ifadeleri derneğin Türkiye’deki ilişkisini de ortaya çıkardı.  Muhasebe sorumlusu Firdevsi Ermiş mahkemede şöyle diyor: Beyaz Holding ile Almanya’da kurulan Weiss GmbH arasında para transferleri yapıldığını, Zahid Akman ve diğer 5 ortağa ayda 32’şer bin Euro ödendiğini, ayrıca bizzat Akman’a elden ’büyük miktarlarda paralar verildiğini’ söyledi.

Yargıcın sorularını cevaplayan Ermiş, Deniz Feneri ve bağışlardan elde edilen gelirlerle kurulan şirketlerin muhasebesini tuttuğunu belirterek, “Bir resmi muhasebe, bir de gayri resmi muhasebe tutuluyordu. Gayri resmi muhasebe için Mehmet Gürhan’dan talimat alıyor, onun direktiflerinde çalışıyordum” diyen akman bir süre önce bütün görevlerinden resmi olarak ayrıldı. Ancak sadece resmiyette ayrıldı, gayri resmi olarak ortak olmaya devam ediyor. Euro 7 ve Atlas şirketleri için bu beş kişiye 32’şer bin Euro’luk ödeme yapılıyordu. Büyük miktarlarda bazı paralar da bizzat Zahid Akman’a elden teslim edildi” dedi.

devamını oku>