“Masumiyetin ne olduğunu bilmemek masumiyetindir senin” Uyanış – Nietzsche

Gezgin ve gölgenin şarkısından sonra mağara ansızın gürültü ve kahkahayla doldu. Misafirlerin hepsi aynı anda konuştukları için ve eşek de böyle bir yüreklendirmeyle sessiz kalamadığı için, Zerdüşt’ün içinde misafirlerine karşı biraz isteksizlik ve aşağılama doğdu:

bir yandan da onların bu neşesine seviniyordu. Çünkü bir iyileşme belirtisi gibi görüyordu bunu. Bu yüzden sessizce dışarı çıktı ve hayvanlarıyla konuştu.

“Hani zor durumdaydı bunlar?” diye konuştu ve içini kaplayan küçük sıkıntıyı dışarıya attı. “Bana öyle geliyor ki, yardım çığlığı atmayı unuttular yanımda! –

– Ne yazık ki, henüz çığlık atmayı unutmadılar.” Ve Zerdüşt kulaklarını kapadı, çünkü o sırada eşeğin İ-A’sı tuhaf bir biçimde bu daha yüce insanların sevinç gürültülerine karışmıştı.

“Neşeleri yerinde,” diye başladı yeniden, “ve belki de ev sahibinin zararınadır neşeleri; benden öğrendiler gülmeyi, ama benim gülüşüm değil bu öğrendikleri.

Ama ne önemi var bunun! Yaşlı insanlar bunlar; kendi tarzlarınca iyileşiyorlar, kendi tarzlarınca gülüyorlar; kulaklarım daha berbatlarına katlandılar da, hırçınlaşmadılar.

Bir zaferdir bu gün: uzaklaşıyor, kaçıyor ağırlığın tini, benim eski baş düşmanım! Öylesine berbat ve zor başlayan bu gün ne kadar güzel sona eriyor!

Ve sona ermek istiyor. Akşam çöküyor bile; denizin üstünden at koşturuyor, o iyi süvari! Nasıl da salınıyor kızıl eyerinin üzerinde evine dönen o mutlu yolcu!

Gökyüzü duru gözlerle bakıyor, dünya derin; ah, bana gelen siz tuhaf insanlar, benim yanımda yaşamaya değer!”

Böyle söyledi Zerdüşt. Ve yine daha yüce insanların çığlık ve kahkahaları yükseldi mağaradan: bunun üzerine yeniden konuşmaya başladı Zerdüşt.

“Yutuyorlar, yemim işe yarıyor: düşmanları, ağırlığın tini de uzaklaşıyor onlardan. Şimdiden öğreniyorlar kendilerine gülmeyi: yanlış işitmiyorum ya?

Erkeklere yaraşır besinlerim, özlü ve kuvvetli sözlerim işe yarıyor; ve sahiden, gaz yapan sebzelerle beslemedim onları! Aksine savaşçılara yaraşır besinlerle, fatihlerin besinleriyle besledim: yeni arzular uyandırdım.

Yeni umutlar var kollarında ve bacaklarında, yürekleri serpiliyor. Yeni sözcükler buluyorlar, çok geçmeden haşarılık soluyacak ruhları.

Böyle bir beslenme uygun değildir çocuklar için, ne de özlem dolu yaşlı ve genç kadıncıklar için. Başka türlü ikna edilir onların bağırsakları; onların öğretmeni ve hekimi değilim ben.

Tiksinti uzaklaşıyor bu daha yüce insanlardan: pekâlâ! Benim zaferimdir bu. Benim ülkemde güvendeler, tüm budala utanç kaçıp gidiyor, silkiniyorlar.

Silkeliyorlar yüreklerini, iyi saatler geri geliyor onlara, yeniden kutluyor ve geviş getiriyorlar – şükran duyuyorlar.

Bunu en iyi belirti olarak görüyorum ben: şükran duyuyorlar. Fazla uzun sürmez, şölenler düzenleyecekler ve eski neşelerine anıtlar dikecekler.

İyileşenlerdir onlar!” Böyle söyledi Zerdüşt neşeyle yüreğine ve dışarıya baktı; ama hayvanları ona sokuldular ve mutluluğuna ve sessizliğine saygı gösterdiler.

* * *

Ama birdenbire irkildi Zerdüşt’ün kulakları; o ana kadar gürültü ve kahkaha dolu olan mağara ansızın ölüm sessizliğine bürünmüştü; yanan çam kozalaklarının kokusu gibi güzel bir duman ve tütsü kokusu geldi burnuna.

“Ne oluyor? Ne yapıyorlar?” diye sordu kendine ve usulca yaklaştı mağaranın girişine, onlara fark ettirmeden görebilsin diye misafirlerini. Ama mucize üstüne mucize! Nerdeyse inanamayacaktı gözlerine!

“Hepsi yeniden dini bütün oldular, dua ediyorlar, çıldırmışlar!” – diye konuştu ve hayretler içinde kaldı. Ve gerçekten tüm bu daha yüce insanlar, iki kral, hizmet dışı kalmış papa, kötü büyücü, gönüllü dilenci, gezgin ve gölge, yaşlı kâhin, tini vicdanlı ve en çirkin insan; hepsi de çocuklar ve inançlı yaşlı kadınlar gibi dizüstü çökmüşler eşeğe tapınıyorlardı. Ve bu sırada en çirkin insan homurdanmaya ve hırıldamaya başladı, sanki tarif edilemez bir şeyi söylemek istiyordu; ama gerçekten ağzından sözcükler çıkmaya başladığında, bakın hele, tuhaf, dindar bir ilahiydi söylediği, tapılan ve tütsülenen eşeği övmek amacıyla. Şöyleydi bu ilahi:

Amin! Ve övgü ve onur ve bilgelik ve şükran ve şan ve güç tanrımıza olsun, daima ve daima!

– Eşek de İ-A diye anırdı bunun üzerine.

Taşır yükümüzü, uşak yerine geçer, yürekten sabırlıdır ve hiçbir zaman Hayır demez; tanrısını seven onu pataklar.

– Eşek de İ-A diye anırdı bunun üzerine.

Konuşmaz: yarattığı dünyaya her zaman Evet demenin dışında: böyle över dünyasını. Akıllılığıdır konuşmaması: böylece hiç haksız çıkmaz.

– Eşek de İ-A diye anırdı bunun üzerine.

Gösterişsiz dolaşır dünyayı. Gridir en sevdiği renk, erdemlerini gizler bu rengin ardında. Tini varsa, gizler onu; ama herkes inanır uzun kulaklarına.

– Eşek de İ-A diye anırdı bunun üzerine.

Nasıl da gizli bir bilgeliktir uzun kulaklarının olması ve her zaman Evet deyip, hiçbir zaman Hayır dememesi! Dünyayı kendisine benzeterek, yani olabildiğince aptal yaratmadı mı?

– Eşek de İ-A diye anırdı bunun üzerine.

Yürürsün düzgün ve eğri yollarda; dert etmezsin kendine insana düzgün ya da eğri geleni, iyinin ve kötünün ötesindedir senin krallığın. Masumiyetin ne olduğunu bilmemek masumiyetindir senin.

– Eşek de İ-A diye anırdı bunun üzerine.

Baksana, kimseyi geri çevirmezsin, ne dilencileri, ne de kralları. Küçük çocukları yaklaştırırsın yanına, kötü oğlanlar tuzağa düşürseler seni, saf saf konuşursun İ-A diye.

– Eşek de İ-A diye anırdı bunun üzerine.

Dişi eşekleri ve taze incirleri seversin, yemek seçmezsin. Bir devedikeni okşar yüreğini karnın aç olduğu zaman. Tanrısal bir bilgelik vardır bunda.

– Eşek de İ-A diye anırdı bunun üzerine.

* * *

Friedrich Nietzsche
Böyle Buyurdu Zerdüşt

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz