Maskeli oyunlarla tören alayları üstüne – Francis Bacon

Bunlar ağırbaşlı düşünceler arasında anılamayacak havadan sudan şeylerdir, ama krallar böyle şeylerden hoşlandıklarına göre, hiç değilse bir incelik, bir güzellik verilse bunlara, göz boyayıcı bir takıp takıştırma durumundan çıkarılsalar çok daha iyi olur.

Şarkı ile dansetmek, çok hoşa giden, eğlenceli bir şeydir. Ancak şarkıyı, yüksek bir yere yerleştirilmiş bir koro, telli sazlar eşliğinde söylemeli, şarkının sözleri de oyuna uygun düşmeli. Şarkılı oyun özellikle ikili gösterilerde son derece etkileyici olur; konuşma yerine şarkı söyleyerek oyun demek istiyorum, hem şarkı söyleyip hem dansetmek değil; çünkü böylesi çok bayağı, sıradan bir şey olur. İkili oyunda karşılıklı şarkı söyleyenlerin sesleri gür, erkekçe olmalı (bir bas bir de tenor, soprano olmaz), şarkının sözleri de ağır, acıklı olmalı, hafif, duygusal şeyler olmamalı. Karşı karşıya yerleştirilmiş birkaç koronun, ilahilerdeki gibi, değişik seslerle nöbetleşe şarkıya katılmaları çok etkili olur. Dansları, çok güç ayak oyunlarına dönüştürmek çocukça bir özentidir. Benim burada saydığım şeylerin ise, genellikle insan ruhunu okşayacak şeyler olduğunu, havadan sudan, şaşırtmacalardan söz etmek istemediğimi belirtmeliyim. Sahnenin usulca, hiç gürültüsüz değiştirilmesi oyuna güzellik katan hoş bir şeydir, çünkü gözü hem doyurur, hem de hep aynı şeyi görmenin bezginliğinden kurtarır. Sahnede bol, özellikle renkli, değişik ışıklar bulunmalı, sahneden aşağı inecek maskeli ya da maskesiz oyuncular, ilkin sahnede birtakım güzel şeyler yapmalı, çünkü böyle bir şey insanın gözünü büyüleyiverir, önce pek iyi seçemediği şeyleri daha bir ilgiyle izlemesini sağlar. Şarkılar yükses sesle, canlı söylenmeli, cırlak, iniltili seslerle değil. Müzik de yüksek, tiz, uyumlu olmalı. Mum ışığında en güzel görünen renkler, beyaz, toz pembe, deniz yeşilidir. Çok bir para tutmayan yaldızlarla pullar da göz kamaştırıcı bir etki sağlar. Gösterişli nakışlar, hiç göze çarpmaz, arada kaynar gider. Maskeli oyuncuların giysileri, maskelerini çıkardıkları zaman da kendilerine yakışacak türden, güzel, uygun şeyler olmalı; Türk, asker, denizci gibi beylik sahne kılıkları olmamalı; bunlarda genellikle soytarılar, satirler, şebekler, vahşiler, hokkabazlar, hayvanlar, cinler, cadılar, Habeşler, cüceler, Türkler, su perileri, köylüler, sevgi tanrıları, canlı heykeller ile benzerleri yer alagelmiştir. Melekler ise bunlar arasına konmak için yeterince gülünç değildir, öte yandan şeytanlarla devler de tiksinç oldukları için bu oyunlara pek gitmezler. En önemlisi, bu ön–oyunların müziğinin iç açıcı, umulmadık değişikliklerle dolu türden olmasıdır. Böyle yerlerin havası sıcak, buğulu olacağından, belli edilmeden güzel bir kokunun birden ortalığa saçılması hem büyük bir rahatlık yaratır hem de iç açar. Birini erkeklerin ötekini de kadınların oynadığı çifte maskeli oyunlar eğlenceye hem değişiklik hem de görkem katar. Ama salon temiz, derli toplu, aydınlık olmazsa bütün bunlar boşunadır.

Atlı dövüşler, mızraklı yarışlar, kılıç oyunları, çoğunlukla savaşçıları alana getiren, aslan, ayı, deve ya da buna benzer garip hayvanların koşulduğu savaş arabaları, savaşçıların ortaya çıkış düzeni, göz kamaştırıcı giyim kuşamları ya da atlarının koşumlarıyla kendi zırhlarının parıltısı dolayısıyla pek ilgi çekicidir. Ama havadan sudan konuştuğumuz yeter şimdilik.

Denemeler
Francis Bacon


“Masques” ya da “Masks” on altıncı, on yedinci yüzyıllarda İngiliz saray çevrelerinde, soylu kişilerin konaklarında çok moda olmuş, müzikli, danslı, zengin giyimli, maskeli gösteri oyunlarıydı. Genellikle saraydan ya da soylular çevresinden kişilerin rol aldıkları bu oyunlarda, karakterle olay örgüsünden daha çok müzik öğesi ağır basardı. Başlangıçta İtalya’dan geldiği sanılan bu eğlence türü İngiltere’de gelişerek bambaşka bir nitelik kazanmış. Beaumont, Middleton, Chapman gibi yazarlar bu türde oyunlar yazmışlar, Ben Jonson da masklara ön-oyunları, Aristophanes’çi bir güldürü öğesini ekleyerek türü doruğuna çıkarmıştı.

 

Bir Cevap Yazın