Jiddu Krishnamurtı: “Korku zihni köreltir, korku düşünceyi eğip büker, korku karanlığı doğurur”

Jiddu Krishnamurti

Doğru Eğitim Almak
Neden eğitim aldığınızı merak ediyorum. Siz biliyor musunuz? Yeterince büyüdüğünüzde anne babanız sizi okula gönderiyor. Herhalde onlar neden sizi okula gönderdiklerini biliyorlardır. Peki, ama siz biliyor musunuz? Sizin ve anne babanızın bildiği tek şey okula gidip eğitim almanız gerektiğidir. Peki, eğitimli olmak ne demektir? Bunu hiç düşündünüz mü? Sadece sınavlardan geçip, ondan sonra evlenerek hoşunuza gidecek veya gitmeyecek bir iş bulup hayatınızın geri kalanını o işi yaparak geçirmek midir? Eğitim bu mudur? Çeşitli okullara gidiyorsunuz ve eğitim görüyorsunuz, yani matematik, tarih, coğrafya, fen bilimleri vesaire öğreniyorsunuz. Neden? Bunu hiç düşündünüz mü? Sadece sonrasında geçiminizi kazanmak için mi eğitim görüyorsunuz? Eğitimin amacı bu mu? Eğitim sadece sınavlardan geçme ve isminizin önüne bir unvan koyma meselesi midir yoksa bundan tamamen farklı bir şey midir?

Çevrenize baktığınızda, dünyanın tüyler ürpertici keşmekeşini görüyorsunuz. Anne babanız lüks arabalarıyla gezip eğlenirken yiyecek bir şeyi olmayan, tatil nedir bilmeyen ve her gün sabahın köründen gece yarısına dek çalışmak zorunda kalan yoksulları görüyor musunuz? Hayat budur değil mi? Zenginler ve yoksullar var, hastalar ve sağlıklılar var. Dünyanın her yerinde savaş, sefalet var. Her türden dert, sıkıntı var. Ve henüz gençken bu meseleler üzerinde düşünmeye başlamanız gerekmiyor mu? Ama gördüğünüz gibi, olağanüstü çatışmaları, sefaleti, ıstırapları, mücadeleleri, savaşlarıyla engin bir hayatı göğüslemeye hazır olmanıza yardım etmiyorlar okullarda; hiç kimse size bu meselelerden söz etmiyor. Sadece apaçık ortada olan bazı gerçeklerden söz ediyorlar ama bu yeterli değildir.
Elbette eğitim sadece size iş kazandırmakla yetinmemeli; hayata hazırlanmanıza yardım etmeli. Bir memur, vali veya bilim insanı olabilirsiniz ama hayat bundan ibaret değil.
Hayatta ne ararsan var. Okyanusa benziyor hayat. Okyanus sadece yüzeyde gördüğünüz şeyden ibaret değildir. Muazzam derin bir şeydir, müthiş akıntıları vardır ve her türden yaşam formuyla, onca balık türüyle, küçük balıkları yiyerek yaşayan büyük balıklarla doludur. İşte bütün bunlar okyanusu oluşturur. Hayat da böyledir; içinde her tür zevk, eğlence, acı, sıra dışı icatlar, sayısız meditasyon sistemi ve mutluluk peşindeki kalabalıklar vardır. Bütün bunlar hayattır ve siz bu hayata hazırlanmıyorsunuz. Okulda hiç kimse size bu konulardan bahsetmiyor. Her sınıfta bir sürü öğrenci var ve öğretmen sadece sizin sınavlardan geçmenize yardım etme derdinde, zihinlerinizi aydınlatmayı hiç düşünmüyor. Oysa eğitim kesinlikle zihni bilgiyle doldurma süreci değildir. Okumayı biliyorsanız bir ansiklopedi alıp istediğiniz bilgiye erişebilirsiniz. Kısacası eğitim kimi gerçekleri öğrenip birkaç sınavdan geçmekten büsbütün farklı bir şeydir.
Gördüğünüz gibi, korktuğumuz sürece eğitimli sayılmayız. Korkunun ne olduğunu biliyor musunuz? Nitekim korktuğunuzu biliyorsunuz. Çocuklar korkuyor, büyükler korkuyor, hepiniz korkuyorsunuz. Ve korktuğumuz sürece eğitimli değilizdir, zekâmız yoktur. Öyleyse eğitim sadece zihni bilgiyle doldurmak değil, öğrencinin korkusuzca hayatın büyük karmaşasını anlamasına yardım etmektir.
Öğretmenlerinizden, anne babanızdan, ağabeyinizden, halanızdan, başkalarından korkuyorsunuz, değil mi? Büyüklerin sizi cezalandırma, itip kakma, odanıza yollama gücü var. Gerek okulda gerekse evde sürekli korkuyla terbiye ediliyorsunuz. Hayatımız korkuyla şekilleniyor ve beşikten mezara kadar korkuyoruz. Peki, korkunun neler yaptığını biliyor musunuz? Korkarken kendinizi, midenizin nasıl kasıldığım, nasıl terlediğinizi, nasıl kâbuslar gördüğünüzü hiç gözlemlediniz mi? Kendilerinden korktuğunuz kimselerle birlikte olmak istemezsiniz, değil mi? Tehdit altındaki bir hayvan gibi hemen onların yarımdan sıvışıp kaçarsınız. Gördüğünüz gibi, bu korkuyla okula gidiyoruz ve yine bu korkuyla okuldan mezun olup hayat adım verdiğimiz muazzam derinliğe sahip kocaman bir akıntıyla, o olağanüstü şeyle karşılaşıyoruz. Dolayısıyla bana öyle geliyor ki, eğitimdeki en önemli husus korkudan kurtulmak için eğitim almamız gerektiğidir, çünkü korku zihni köreltir, korku düşünceyi eğip büker, korku karanlığı doğurur ve korktuğumuz sürece yeni bir dünya kuramayız. Neden söz ettiğimi anlıyor musunuz yoksa bunlar daha önce hiç duymadığınız sözler mi?
Bildiğiniz gibi, ailenizin, evinizin dışındaki dünyada, Bombay’ın ötesindeki dünyada, Avrupa’da, Amerika’da insanlar feci yıkım araçları hazırlıyorlar. Dünya felaket bir dönemden geçiyor ve her ne kadar öyle olduklarım dile getirmeseler de bütün politikacıların, bütün liderlerin kafası karışık, çünkü hep savaşıyorlar, her zaman bir tür bela var başlarında. Neticede şu anki dünya güzel bir yer değil, mutlu bir hayat sürülecek bir yer değil. Eğer çok genç olan sizler doğru düzgün eğitim almazsanız, hiç kuşkusuz aynı ölçüde mutsuz, aynı ölçüde sefil, aynı ölçüde keşmekeş bir dünya yaratacaksınız. Dolayısıyla tamamen farklı bir dünya yaratmak için nasıl bir eğitim almanız gerektiğini saptamamız çok önemlidir. Birlikte mutlu bir hayat süreceğimiz, ne zenginin ne de yoksulun yer aldığı, ne bütün o güce, konuma ve cazibeye sahip olan kodaman politikacıların, ne de hayatta hiçbir şeyi olmayan ve ölene kadar çalışmak zorunda kalan mağdur ve yoksun kimselerin yer aldığı bir dünya kurmalıyız.
Yeni bir dünyayı yaratacak olanlar yaşlı insanlar değil sizsiniz, çünkü yaşlılar dünyayı korkunç bir karmaşaya boğuyorlar. Fakat eğer siz doğru eğitimi alırsanız yeni bir dünya yaratabilirsiniz. Bu sizin elinizde, politikacıların veya din adamlarının değil. Eğer doğru düzgün eğitilirseniz harika bir dünya kurabilirsiniz, Hindistan’ın veya Avrupa’nın dünyası değil, hepimizin dünyası, sizin ve benim dünyam, hepimizin birlikte mutlu yaşayacağı bir dünya. Ve sizi temin ederim ki bu dünyanın kurulması başka birilerine değil size bağlı. İşte bu nedenle hangi öğretmenlerden nasıl bir eğitim aldığınız büyük önem taşıyor. Şayet öğretmen korkaksa onun öğrencileri de korkak olur. Eğer öğretmen dar kafalı, kıt, güdükse ve sadece size bilgi aktarmakla yetiniyorsa sizin zihinleriniz de çok dar olur ve hayatın ne olduğunu anlamadan büyürsünüz.
Öyleyse doğru düzgün eğitim almak, yani özgürlük içinde yetişmek gerçekten çok önemlidir. Ayrıca anne babanızdan, öğretmenlerinizden, kamuoyundan veya büyükannenizin ne diyeceğinden korktuğunuz sürece özgür olamazsınız. Eğer korkuyorsanız asla özgür olamazsınız. Ve okullarda öğretmenlerin bu korku meselesine hiç değinmediklerine tanık olabilirsiniz. Sözde nezaketle veya bir disiplin sistemiyle sizi bir şey yapmaya zorlayan bir dayatma uygulandığı anda bu, korku yaratır. Şayet ben öğretmensem ve ders çalışmanızı sağlamak için sizi başkasıyla karşılaştırıyorsam, başka bir kız veya erkek kadar zeki olmadığınızı söylüyorsam, sizi bertaraf ediyorum demektir, değil mi? Mevcut okullarımızda korkuyu körükleyen sınavlar ve öğrencileri her zaman başka öğrencilerle kıyaslayan notlandırma sistemleri var; dolayısıyla tek tek öğrencilere değil de zeki olan öğrenciye önem veriliyor. Derslerinde çok parlak olan, sınavlardan geçme konusunda özel bir yeteneğe sahip bir öğrenci başka alanlarda pekâlâ geride kalabilir ve muhtemelen kalıyordur da.
Not vermek, puanlandırmak, karşılaştırmak ve ister nezaketle ister tehdit yoluyla her tür zorlama korkuyu besler. Henüz gençken bu korkuya takılıp kaldığımız için geri kalan hayatımızda da aynı korkuyla cebelleşip duruyoruz. Yetişkin insanlar hayata karşı tutumlarından ötürü salt eskinin tekrarı olan bir eğitim sistemi kurdular, dolayısıyla bu sistemde yeni bir yaşam tarzına yer yok. İşte bu nedenle henüz gençken bütün bu konular üzerinde düşünmek bana göre çok önemlidir. Burada size anlattıklarımızı anlamasanız bile bu meseleyi izin alabilirseniz öğretmenlerinize sorun ve korkudan sahiden kurtulup kurtulamayacağınızı öğrenin. Korku olmadığında çok daha iyi ders çalışırsınız. Bir şey yapmaya zorlanmadığınızı hissettiğiniz zaman gerçekten neye ilgi duyduğunuzu kestirebilir ve geri kalan yaşamınızı sahiden sevdiğiniz şeyi yaparak geçirebilirsiniz. Bu da sırf bir işe sahip olmak zorunda kaldığınız için bir memur olmaktan çok daha önemlidir. Sırf anne babanız onu yapmanızı söylediği için veya toplum öyle talep ettiği için bir şeyi yapmak saçmalıktır. Öte yandan eğer bir şeyi eliniz ve zihninizle gerçekten severek yapıyorsanız, bu sevgi sayesinde yeni bir dünya yaratırsınız. Ama şayet korkuyorsanız yeni bir dünya yaratamazsınız. Sonuçta henüz gençken içinizde bir isyan duygusu taşımalısınız.
İsyanın ne olduğunu biliyor musunuz? Çocukluktan yetişkinliğe geçerken hayat anne baba, öğretmenler, gelenek, komşular, içinde yetiştiğiniz kültür veya toplum aracılığıyla sizi bastırır; bütün bunlar bir hapishane gibi sizi kuşatır ve istediği şeyi yapmaya sizi zorlar, dolayısıyla siz asla kendiniz olamazsınız. Bu durumda korkusuz düşünmek ve yaşayabilmek ve dolayısıyla sevginin ne olduğunu kendi başınıza keşfedebilmek için özgür olmanıza eğitimin yardım etmesi çok önemli değil midir? Eğer anne babalarınız sizi hakikaten seviyorsa sözünü ettiğim türde bir eğitimi hazırlamalılar ve sizin özgür olduğunuzu görmeliler; korkusuz yaşayıp büyüdüğünüzü ve mutlu olma özgürlüğüne sahip olduğunuzu görmeliler. Fakat dünyada bu tür aileler çok az, çünkü çoğu aile çocuğa şunu yap buna yapma der; oğlun babası gibi, avukat, polis, tüccar veya her neyse o olması istenir.
Bütün bu karmaşık meseleleri anlamak sahiden çok zordur ve yaşımız ilerledikçe ancak zekâmız varsa bu meseleleri kavrayabiliriz. Henüz gençken zekâmızı açığa çıkarmalıyız. Bu da ilkin öğretmenlerin bu meseleyi anlamasını gerektiriyor. Fakat çok az öğretmen bunu yapabiliyor, çünkü çoğu için öğretmenlik sadece bir işten ibaret. Daha fazla para kazanabilecekleri başka bir iş bulamıyorlar, bu nedenle “Öğretmenlik iyi bir iş” diyorlar. Bu da demektir ki ne sizi eğitmek ne de bizzat eğitimin kendisi onların umurunda.
Öyleyse genç kızlar veya erkekler olarak meselenin hakikatini keşfetmelisiniz, evcil bir hayvan gibi sus pus evde oturmakla yetinmemelisiniz. Umarım söylediklerimi anlıyorsunuzdur, çünkü bu anlattıklarım gerçekten çok çetin meseleler ve üzerinde epey düşünmeniz gerekiyor. Dünya dağılıyor, parçalanıyor; savaşlar, açlık ve sefalet var ve yeni bir dünyayı yaratmak sizin elinizde. Fakat eğer içinizde isyan ruhu yoksa yeni bir dünya inşa edemezsiniz ve zekânızı körelten korku olduğu sürece o isyan ruhuna da sahip olamazsınız.
Dinleyici: Ben beni mutlu edecek her şeye sahibim ama başkaları sahip değil. Niçin böyle oluyor?

Krishnamurti: Sizce neden böyle? Sağlığınız yerinde olabilir, nazik ebeveynlere, iyi bir beyne sahip olduğunuz için kendinizi mutlu hissedersiniz; öte yandan kaba ebeveynlere, kötü bir beyne sahip hasta birisi de kendini mutsuz hisseder. Şimdi neden bu böyle oluyor? Siz mutluyken neden bir başkası mutsuz? Mutluluk zenginliğe, arabalara, iyi evlere, temiz yiyeceklere, kibar ebeveynlere sahip olmak mı demek? Sizin mutluluk tanımınız bu mu? Ve bütün bu şeylere sahip olmayan bir kişi mutsuz mudur? Öyleyse mutluluktan kastınız nedir? Bunu ortaya koymak önemli, değil mi? Mutluluk kıyaslamayı mı içerir? “Ben mutluyum” dediğinizde mutluluğunuz kıyaslamadan mı doğar? Ne söylediğimi anlıyor musunuz yoksa anlaşılması çok mu zor?
Anne babanızın “Falancanın maddi durumu bizimki kadar iyi değil” dediğini hiç duymadınız mı? Kıyaslama bize bir şeylere sahip olduğumuz hissini verir, bir tür tatmin duygusu kazandırır, değil mi? Eğer kişi zekiyse ve kendisini pek zeki olmayan biriyle karşılaştırırsa kendini çok mutlu hisseder. Yani gurur ve kıyaslama yoluyla mutlu olduğumuzu sanıyoruz; ama kendini bizimkinden daha az şeye sahip bir başkasıyla kıyaslamak suretiyle mutluluk duyan birisi en zavallı insandır, çünkü onun sahip olduğundan daha fazlasına sahip olan, ondan yukarıda olan birileri hep vardır. Kıyaslamak kesinlikle mutluluk değildir. Mutluluk tamamen farklı bir şeydir; peşinden koşulacak bir şey değildir o. Bir şeyi sizi zenginleştirdiği veya seçkinleştirdiği için değil de hakikaten sevdiğiniz için yapıyorsanız mutlu olursunuz.

İçimizden korkuyu söküp atmanın yolu nedir?

Krishnamurti: Öncelikle sizi neyin korkuttuğunu saptamanız gerekiyor, değil mi? Anne babanızdan, öğretmenlerinizden, sınavda başarısız olmaktan, kardeşlerinizin veya komşunuzun ne diyeceğinden korkuyor olabilirsiniz. Yahut büyük bir üne sahip babanız kadar iyi veya zeki olamamaktan korkuyor olabilirsiniz. Pek çok korku türü var ve sizinkinin hangi türe girdiğini ortaya çıkarmanız lazım.
Şimdi sizi korkutan şeyin ne olduğunu biliyor musunuz? Şayet biliyorsanız, o korkudan kaçmadan neden korktuğunuzu ortaya çıkarın. Eğer korkudan kurtulmak istiyorsanız, ondan kaçmamanız gerekir, onunla yüzleşmelisiniz ve tam da bu yüzleşme sizi korkudan kurtaracaktır. Korkudan kaçtığınız sürece ona bakamazsınız, ama durup korkuya baktığınız anda korku çözülmeye başlar. Kaçmak korkunun sebebidir.
Sorular sormalısınız ama belki de buna çekiniyorsunuz. Size bir soru sorabilir miyim? Büyüdüğünüzde ne olmak istiyorsunuz? Bunu biliyor musunuz? Cevap kızlar için elbette basit; evlenmek isterler, bu çok açık. Evlendiniz diyelim, o zaman ne yapmak istersiniz? Hırslı mısınız? Hırsın ne olduğunu biliyor musunuz? Falanca veya filanca olmak istemektir hırs, değil mi? Bir ideale sahip olup “Rama, Sita veya Gand-hiji gibi olacağım” diyen insan da hırslıdır. Bir şekilde hırslı mısınız?
Peki, hırs ne demek? Neden hırslısınız? Buna cevap vermek biraz zor olabilir ama hayatın sorunlarından biri bu ve üzerinde düşünmeniz gerekiyor. Nedenini size söyleyeyim. Hepimiz hırslıyız; her insan kendi yordamınca hırslıdır. Ve bu durumun neler doğurduğunu biliyor musunuz? Bizi birbirimize düşürüyor. Her zaman zengin, ünlü, daha zeki olmak için mücadele ediyoruz. Ben sizden daha büyük olmak istiyorum, siz de benden. Demek ki hırs aslında gerçekte öyle olmadığımız biri olmaya çalışmaktır. Ve hangisi önemli? Gerçekte öyle olmadığımız biri olmaya çalışmak mı yoksa gerçekte ne olduğumuzu anlamaya çalışmak mı? Hiç kuşku-suz önce kendimize bakmalıyız ve gerçekte ne olduğumuzu anlamaya başlamalıyız.
Gördüğünüz gibi, çoğumuz idealistiz ve idealistler ikiyüzlüdür, çünkü gerçekte olmadıkları biri olmaya çalışırlar hep. Eğer ben aptalsam ve zeki olmaya uğraşıyorsam herkes bunun muhteşem bir şey olduğunu düşünür. Ne var ki zekice hileler yapmayı ne kadar iyi öğrenirse öğrensin aptal biri bu sayede zeki olamaz. Öte yandan eğer aptal olduğumu bilirsem, o zaman tam da bu bilgi zekânın başlangıcı olur ki bu da salt zeki olmaktan çok daha iyidir. Anlıyor musunuz?
Kıvrak zekâlı biri değilsem genelde başıma ne gelir? Okulda sınıfın arka sırasına koyulurum ki bunu yapmak aslında öğretmen adına utanç verici bir şeydir, çünkü ben de diğer öğrenciler kadar önemliyimdir. Beni zeki öğrencilerle karşılaştırarak sınıfın arkasına atması öğretmenin aptallığıdır, çünkü karşılaştırma yaparak beni bertaraf ediyor.
Ne yazık ki kıyaslama sözde eğitimimizin ve tüm kültürümüzün temelidir. Öğretmen her zaman filanca veya falanca öğrenci kadar iyi olmalısın deyip durur, bunun üzerine siz de onlar kadar iyi olmaya çalışırsınız. O zaman size ne olur? Giderek daha endişeli hale gelirsiniz, sağlığınız bozulur, zihniniz yıpranır. Oysa öğretmeniniz sizi başkalarıyla karşılaştır-mayıp “Hey buraya bak çocuğum, kendin ol. Gel, senin ilgi alanlarım, yeteneklerini ortaya çıkaralım. Taklit etme. Rama, Sita veya Gandhiji gibi olmaya çalışma. Neysen o ol ve o noktadan başla” dese, o zaman başkaları değil siz önem kazanırsınız. Önemli olan bireydir ve öğretmen bir öğrenciyi daha zeki olan bir başkasıyla kıyasladığında, onu küçültüyor, önem-sizleştiriyor ve aptallaştırıyordum Gerçekte kim olduğunuzu ortaya çıkarmanıza yardım etmek öğretmenin görevidir ve sizi bir başkasıyla kıyasladığında bu görevini yerine getiremez. Kıyaslama sizi yıkar, öyleyse kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Herkes kadar iyisiniz. Kim olduğunuzu anlayın ve bu noktadan yola çıkıp nasıl şu anki halinizden daha dolu, daha özgür, daha coşkulu olabileceğinizi keşfetmeye başlayın.
Dinleyici: Eğer anne baba çocuğunu sahiden seviyor olsaydı onu bir şeyler yapmaya zorlamazdı dediniz. Fakat eğer çocuk temiz olmak istemiyorsa ya da sağlığı için kötü olan bir şeyi yemek istiyorsa ona engel olmak gerekmez mi?

Krishnamurti: Anne baba çocuğunu çok seviyorsa onun istediğini yapmasına izin vermelidir dediğimi hatırlamıyorum. Beyefendi, bu çok zor bir soru, değil mi? Her şeyden önce eğer ben oğlumu seviyorsam onun korkmasını gerektirecek bir şeyin olmadığını görmem lazım ki bunu yapmak son derece zordur. Daha önce de söylediğim gibi, korkudan kurtulmak için çocuğun başkalarıyla kıyaslanmaması ve sınavlara tabi tutulmaması gerekir. Eğer çocuğumu seviyorsam onu özgür bırakmalıyım, her istediğini yapsın anlamında değil, çünkü her istediğini yapmak aptalcadır. Zekâsını geliştirme özgürlüğünden söz ediyorum ben ve o zaman bu zekâ ona ne yapması gerektiğini söyleyecektir.
Zekâya sahip olmak için özgürlüğün olması gerekir ve eğer sürekli bir kahraman gibi olmaya zorlanırsanız özgür olamazsınız, çünkü o zaman önemli olan siz değil kahramandır. Sınavlara girdiğinizde karnınız ağrımıyor mu? Kendinizi gergin ve endişeli hissetmiyor musunuz? Her yıl sınav adı verilen feci bir işkenceye maruz kalmak zorunda olduğunuzda geri kalan hayatınızın bundan nasıl etkilendiğini biliyor musunuz? Yetişkin insanlar korkusuz büyümeniz gerektiğini söylüyorlar; ama bu bir anlam ifade etmiyor, sadece bir laf salatası, çünkü onlar sizi sınavlara sokarak ve başkalarıyla kıyaslayarak korkuyu içinize ekiyorlar.
Hakikaten üzerinde durmamız gereken bir başka konu da disiplindir. Disiplin ile ne kastettiğimi biliyor musunuz? Çocukluktan itibaren size ne yapmanız gerektiği söylenir ve siz de pekâlâ buna ayak uydurursunuz. Hiç kimse neden erken kalkmanız gerektiğim, neden temiz olmanız gerektiğini açıklama zahmetinde bulunmaz. Anne babalar ve öğretmenler
bunu size açıklamazlar, çünkü bunun için ne sevgileri ne zamanları ne de sabırları vardır; sadece “Şunu yap yoksa seni cezalandırırım” derler. Şu halde bildiğimiz haliyle eğitim korku aşılamaktır. Peki, korku varken zihniniz nasıl zeki olabilir? Keza korktuğunuzda başkalarım nasıl sevebilirsiniz veya onlara nasıl saygı duyabilirsiniz? Büyük üne ve pahalı arabalara sahip kimselere “saygı” gösterirsiniz ama hizmetçinize saygı göstermezsiniz, onu tekmelersiniz sadece. Büyük bir adam yanınıza geldiğinde hepiniz ona selam verip ayaklarına kadar eğilirsiniz ve buna saygı denir; fakat onun ayaklarına kadar eğilmenize sebep olan şey saygı değil korkudur. Bir kuli nin (vasıfsız işçinin) ayaklarına kadar eğilmezsiniz, değil mi? Ona saygı göstermezsiniz, çünkü o size hiçbir şey veremez. Demek ki eğitimimiz korkuyu yerleştirmekten veya pekiştirmekten başka bir şey değil. Bu dehşet verici bir şey, değil mi? Ve korku olduğu sürece nasıl yeni bir dünya kurabiliriz ki? Kuramayız, işte bu nedenle henüz gençken bu korku meselesini ve eğitim sisteminde korkunun yerini anlamanız çok önemlidir.

Hayatta ideallere sahip olmak önemli değil mi?

Krishnamurti: Bu güzel bir soru, çünkü hepinizin idealleri var. Şiddetsizlik idealiniz, barış idealiniz ya da Rama, Sita veya Gandhiji gibi bir kişi olma idealiniz var, değil mi? Bu da ne anlama geliyor? Sizin değil de idealin önemli olduğu anlamına geliyor. Rama müthiş derecede önemli, ama zavallı siz önemsizsiniz ve bu yüzden onu taklit ediyorsunuz. Tek meşgul olduğunuz şey bir kişiyi veya ideali taklit etmek. Daha önce de söylediğim gibi, idealist kişi ikiyüzlüdür, çünkü gerçekte neyse öyle olmaya çalışmak yerine her zaman bir başkası olmaya çabalar.
Gördüğünüz gibi, idealizm meselesi sahiden karmaşık bir mesele ve siz bu mesele üzerinde düşünmeye hiç teşvik edilmediğiniz için söz konusu meseleyi anlamıyorsunuz; hiç kimse sizinle bu meseleyi konuşmadı. Bütün kitaplarınız, bütün öğretmenleriniz, bütün gazeteleriniz ve dergileriniz size ideâllere sahip olmanız gerektiğini, filanca kahraman gibi olmanız gerektiğini söylüyor ki bu da zihninizi bir maymun gibi taklit etmekten veya bir gramofon kaydı gibi bir sürü sözcüğü tekrarlamaktan öteye götürmüyor. Öyleyse her şeyi ka-bullenmeyip sorgulamaya ve keşfetmeye başlamalısınız; içten içe korku duyuyorsanız sorgulayamazsınız. Her şeyi sorgulamak karşı çıkmak, yani yeni bir dünya yaratmak demektir. Ne var ki gördüğünüz gibi, öğretmenleriniz ve ebeveynleriniz sizin başkaldırmanızı istemiyorlar, çünkü onlar sizi kontrol etmek, şekillendirmek ve kendi kalıplarına sokmak istiyorlar ve böylece hayat çirkin bir şey olarak akıp gidiyor.

Henüz daha küçüğüz, nasıl yeni bir dünya yaratabiliriz ki?

Krishnamurti: Eğer henüz küçükseniz yeni bir dünya yaratamazsınız. Fakat hayatınızın sonuna kadar küçük kalmayacaksınız değil mi? Korkuyorsanız küçüksünüzdür. Büyük bir cüsseye, büyük bir arabaya, büyük bir mevkiye sahip olabilirsiniz ama içinizde korku varsa asla yeni bir dünya kuramazsınız. İşte bu nedenle korkusuz, özgürce ve aklı başında büyümek çok önemlidir. Öte yandan özgürce büyümek demek özgür olmak için kendinizi disipline etmeniz demek değildir.

Çocukları korkusuz kılacak eğitim sistemi nasıl olmalıdır?

Krishnamurti: Bir sistem veya yöntem ne yapılacağım ve nasıl yapılacağını söylemeyi ima eder; böyle bir şey sizi korkusuz kılar mı? Herhangi bir sistemle korkusuz ve aklı başında eğitilebilir misiniz? Henüz gençken özgürce büyümelisiniz ama sizi özgür kılacak bir sistem yok. Bir sistem zihni bir şablona uydurmayı ima eder, değil mi? Sizi bir kalıba hapsetmeyi ima eder ve özgürlüğü elinizden alır. Bir sisteme bel bağladığınız anda onun dışına adım atma cesaretini yitirirsiniz ve sonra o sistemin dışına çıkma düşüncesi size korku verir. De-mek ki aslında eğitim sistemi diye bir şey yoktur. Önemli olan sistem değil öğretmen ve öğrencidir. Her şeyden önce eğer sizin korkudan kurtulmanıza yardım etmek istiyorsam önce ben korkudan kurtulmalıyım. Sonra sizi ele alabilirim, her şeyi size açıklama zahmetine girip dünyanın nasıl bir yer olduğunu size anlatmalıyım ve tüm bunları yapmak için sizi sevmeliyim. Korkusuz bir halde okuldan ayrılmanız gerektiğini bir öğretmen olarak hissetmeliyim. Eğer sahiden bu hisse sahip olursam sizin korkudan kurtulmanıza yardım edebilirim.

 Onu özel bir testten geçirmeden altının kalitesini bilmek mümkün müdür? Aynı şekilde, bir çocuğun kapasitesi onu bir tür sınava sokmadan bilinebilir mi?

Krishnamurti: Sınavla çocuğun kapasitesinin gerçekten öğrenilebileceğini düşünüyor musunuz? Bir çocuk sınavlardan korktuğu ve gergin olduğu için sınavdan kalabilirken, bir başkası sınav psikolojisinden daha az etkilendiği için sınavdan geçebilir. Bir çocuğu her hafta gözlemlerseniz, karakterini incelerseniz, oyun oynama tarzına, konuşma biçimine, ilgi alanlarına, nasıl ders çalıştığına, yediği yiyeceklere bakarsanız hiç sınava gerek duymadan çocuğun kapasitesini öğrenebilirsiniz. Ne var ki bizler bu konular üzerinde hiç düşünmüyoruz.

Yeni bir dünyaya dair fikriniz nedir?

Krishnamurti: Yeni dünyaya dair hiçbir fikrim yok. Eğer ona dair bir fikrim olsaydı “yeni dünya” yeni olamazdı. Bu sadece zekice bir laf değil, bir gerçek. Eğer ona dair bir fikrim varsa o fikir öğrendiklerimden ve deneyimlerimden doğmuştur değil mi? O fikir öğrendiklerimden, okuduklarımdan, başka insanların yeni dünyanın nasıl olacağına ilişkin söylediklerinden doğmuştur. Öyleyse “yeni dünya” eğer zihnin bir ürünüyse asla yeni olamaz, çünkü zihin eskidir. Yarın ne olacağını bilemezsiniz değil mi? Yarın pazar günü olduğu için okulun açılmayacağını ve pazartesi tekrar okula gideceğinizi biliyorsunuz; ama okulun dışında neler olacağım, hangi duygulara kapılacağınızı, neler göreceğinizi bilmiyorsunuz, değil mi? Yarın veya ertesi sabah ne olacağım bilemediğiniz için olacak olan olduğunda yeni olur ve önemli olan da o yeni olanla yüzleşmektir.

Eğer ne yaratmak istediğimizi bilmiyorsak yeni bir şeyi nasıl yaratabiliriz?

Krishnamurti: Yaratmanın ne olduğunu bilmemek üzücü bir şey değil mi? Bir duyguya sahip olduğunuzda o duyguyu kelimelere dökebilirsiniz. Güzel bir ağaç gördüğünüzde, o ağacı değil de ağacın sizde uyandırdıklarım betimleyen bir şiir yazabilirsiniz. O his yenidir, yaratıcı bir şeydir; ama siz onu meydana getiremezsiniz, o sizi bulur.

Çocuklar her şeyi ciddiye almalı mıdırlar? Eğer alırlarsa kendilerini eğlendirmeye vakit bulabilirler mi?

Dinleyici: Şimdi siz ciddi değil misiniz? Ama her zaman ciddi olamazsınız değil mi? Her zaman oyun oynayamazsınız veya her zaman uyuyamazsınız ya da her zaman ders çalışamazsınız. Oyun vakti vardır, ciddi olma vakti vardır. Öte yandan sizinle burada buluşup konuşmam ciddi bir şeydir; ama eğer siz ciddi olmak istemiyorsanız, sorun yok, kimse sizi buna zorlayacak değil.

Jiddu Krishnamurtı
Yeni Bir Yaşam
Öğrenme ve Anlam Arayışı Üzerine

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe ve Psikoloji
Karl Marx’ın Londra Sürgünlüğü ve Sefalet İçinde Geçen Göçmenlik Günleri

Marx'ın torunu Edgar Longuet anlatıyor: "Engels olmasaydı Marx da ailesi...

Kapat