Korkuyla İnsaniyetin Ahengi: Tim Burton & Danny Elfman Birlikteliği (film müzikleri) – Emre Karacaoğlu & Hikmet Temel Akarsu


19. Yüzyıl’ın sonlarında ortaya çıkan sinema, 1900’lü yılların başına kadar sessizdi. İzleyiciler mütevazi sinema salonlarında toplanır, ekranda hızlı bir şekilde hareket ettirilen selüloid resimlerin oluşturduğu sessiz görüntüyü izlerlerdi. Ancak bu görüntüler, zamanla -izleyicilerin de sinemanın ilk başta yarattığı şaşkınlığa alışmalarıyla- yönetmenin hissettirmek istediği duyguyu ortaya koymakta yetersiz hale geldi. Ve sonunda, sinema tiyatrosu sahipleri o dramatik duyguyu ekleyebilmek için salonlarına müzisyen kiralamaya başladılar.
 Kimi zaman bir piyanist, kimi zaman bir orgcu ve hatta kimi zaman da bir orkestra, filmin o anki hissiyatına uygun bir müzikle eşlik etmeye başladı. 1920’lerin başlarında da filmler, sinema salonları sahiplerine, yanlarında filmle eşzamanlı çalınacak müziğin notalarıyla birlikte gelmeye başladı. Yedinci sanat olan sinema, kendisi gibi, “süre” olayını baştan yaratıp “uzay”ı “zaman” içinde yeniden oluşturan ikinci sanat müzikle böylelikle buluşmuştu.

1920’lerin sonlarına doğru filme konuşma, müzik ve ses efekti iliştirme teknolojisi (yani “soundtrack”) de ortaya çıkınca sinemayı müzikten ayrı düşünmek neredeyse olanaksız hale geldi (Dogma 95 akımını hariç tutalım). Müzik, yönetmenin elinde, kamera açıları, ışık ya da senaryo kadar güçlü bir silah oldu. Artık yeni bir sanatsal alan ortaya çıkmıştı bile: film müziği besteciliği. (Halihazırda okulu bile olduğunu belirtelim.)

Ve bu noktadan sonra kimi yönetmenlerin kariyerleri boyunca bazı müzisyenlerle ortaklık yürüttüğünü gözlemliyoruz. Bu ortaklıklardan en önemlileri arasında David Cronenberg’in ürkütücü ve gizemli karakterlerini tamamlayan müzikleriyle Howard Shore’u, Emir Kusturica’nın dışlanmışlık hikayelerindeki kimi eğlenceli, kimi hüzünlü, kimi vurdumduymaz havasını betimleyen Balkan ezgileriyle Goran Bregoviç’i, Sergio Leone’nin Spaghetti Western’lerindeki anti-kahramanlık sekanslarını besleyen ürpertici besteleriyle Ennio Morricone’yi, Hollywood’un yüksek bütçeli Steven Spielberg ve George Lucas yapımlarının görkemini taşıyabilecek epik çalışmalarıyla John Williams’ı örnek gösterebiliriz. Bu sayılan örnekler çoğaltılabilir. Hatta, bir noktadan sonra kimi yönetmenlerle kimi müzisyenlerin adı birbirinden bağımsız olarak anılamaz hale gelmiştir. Bu ilginç sanatsal koalisyonların en çarpıcı örneklerinden birini oluşturur Tim Burton – Danny Elfman beraberliği.

“Benim için, Cadılar Bayramı ayarında müzik yazmak, Rahibe Theresa’nın yardım ve fedakârlık hakkında yazması gibi bir şey. Bu, adeta doğamda var.”

Besteci Danny Elfman’ın bilim kurgu-korku dergisi Cinefantastique’in 1993 seneli bir sayısında yayımlanan bu sözü, müzisyenin Burton’la yakaladığı ahengin büyük bir kısmını açıklamaktadır. “Büyük bir kısmı” öbeğini vurgulamak isteriz, çünkü Elfman sadece Cadılar Bayramı müzikleri yapmamaktadır elbette… Ki 1999’da Los Angeles Times’a verdiği bir röportajda, mezartaşında “Danny Elfman: ‘The Simpsons’ın jenerik müziğini yazan adam” yazacağını söylerken aslında geniş müzik yelpazesinin öbür ucuna da işaret etmektedir. Elfman’ın Nino Rota tarzı eğlenceli tınılarını Burton’ın ilk filmi (kendisinin de ilk film müziği denemesi), “Pee Wee’s Big Adventure”da duyduğunuzda bu adamın üstteki gibi bir söz sarfedebileceğine, dört sene sonra da “Batman”deki gibi Bernard Herrmann tarzı müzikler yapabileceğine inanamıyorsunuz. Hele hele 42 tane konsept olarak birbirinden fersahlarca uzak olan filmler (Gus Van Sant’ın “Good Will Hunting”ini ve Sam Raimi’nin “Spiderman”ini bir karşılaştırın) için ortaya koyduğu işleri değerlendirdiğinizde apışıp kalıyorsunuz, çünkü Elfman her işin altından kalkabiliyor, her duygunun hakkını verebiliyor. “Dilbert” ve Emmy ödülüne layık görüldüğü “Desperate Housewives” tipi jenerikler de cabası.

Ama hepimiz biliyoruz, kendisi de yukarıda kabul ediyor, Elfman’ı Elfman yapan Tim Burton’la olan ortaklığı. Tim Burton’un muşahhas olmayan; muhayyel dünyasında uçup giden hulyaları, dağılan temaları ve başıboş kalan karakterleri toparlayıp yere indirmek çok zaman bir “müzikal-karnavalesk” ortamla mümkün olabiliyor. İşte Elfmann bunu yapıyor. Tim Burton’un muhayyel dünyasının sınırlarını, başladığı ve bittiği yeri müzikle çizebilen sanatçıdır Elfmann. Müzikle, dinleyicilerinin ruhlarında kalıcı desenler bırakabilmesinin bir nedeni de belki de rock müzik kökenli olmasıdır.

Oingo Boingo isimli Amerikalı rock grubunun solistliği ve gitaristliğini 1978 senesine, grup dağılıncaya kadar sürdüren Elfman, 1985 senesinde Burton’ın düşük bütçeli, uzun metrajlı ilk filmi “Pee Wee’s Big Adventure”ın müziklerini yapmaya davet edildiğinde daha hiçbir klasik müzik ya da kompozitörlük eğitimi görmemişti. Ama daha bu ilk filmde bile Elfman’ın yeteneği kendini belli ediyordu. Paul Reubens’in oynadığı, çalınan bisikletini bulmak için maceradan maceraya koşan Pee-wee Herman karakterini çok iyi okumuştu, Elfman. “Yürüyen bir karnaval”ı andıran Pee-wee’nin hikayesinde sinemanın her türlü değişik sahnesine tanık oluyordunuz: hızlı macera sekanslarından romantik anlara ve türlü absürdlüklere kadar. Elfman değişik tonlardaki besteleriyle bu anları renklendirmeyi çok iyi becerdi.

Ama Elfman ve Burton’ın gerçek renklerini bulmaya başladıkları film 1988’deki “Beetlejuice” olur: 20 yıl kısa aralarla devam edecek olan Cadılar Bayramı başlamıştır! “Beetlejuice,” Burton’ın kinayeyle yüklü, gökkuşağının tüm renklerine bürülü korku dünyasına ait her şeyi betimler…Ve Elfman da tam orta yere cuk diye oturur. Başka besteciler kolay yolları seçip çok daha güvenli, denenmiş işler çıkaracakken, Elfman, Burton’ın beyin fırtınasına kendini kaptırmış, renklerin iyice çıldırdığı “Ölüm Sonrası Hayat” kısımlarında kendisi de sınır tanımamıştır. Polka tarzı ezgilerle yüklü rengarenk bir pop-korku filmini sinema tarihine kazandıran Burton-Elfman ikilisi kendilerinin açtığı bu yolda daha da ilerleyecekti.

1989’daki “Batman”le Elfman, çocukken sinemalarda izlediği filmlerde hayranlıkla dinlediği Bernard Herrmann ustaya saygı duruşunda bulunuyordu. Önceki çalışmalarındaki karaktere yoğunlaşan müzikal altyapılar yerlerini neo-noir ya da gotik tarzdaki atmosfere dayalı soundscape’lere bırakıyordu. Önceki çalışmalar dinleyeni etkilerken ya da heyecanlandırırken, şimdikiler gerçekten korkutabiliyordu. İlham alması için Frank Miller’ın “The Dark Night Returns”ünü (“Kara Şövalye’nin Dönüşü”) okuyan Elfman’ın Miller’ın çizimlerindeki karanlığı yakaladığında hemfikiriz. Duymayanlar için ekleyelim: bu film için Prince’in de bir albüm hazırlayıp yayımladığını eklemekte fayda var. (Evet, doğru okudunuz…Prince!) Hatta yayımlandığı sene beğenilen, “Batdance” gibi funk ritmli bir hiti bile olan bir albüm bu!

Bir sonraki film Burton’ı en büyük bütçeli olandan en kişisel olana taşıyacaktı…Aynısı Elfman için de geçerli olmak üzere. Elfman’ın, birçok röportajda hakkında “müziğini bestelediğim filmler arasında en sevdiğim” dediği “Edward Scissorhands,” sanatçının kurguya kattığı çingene ezgileri (Edward’ın mahalledeki kadınların saçlarını kestiği an) ve hatta Meksika ritmleri ile müzisyeni Burton’la beraber bir öykücü seviyesine taşır. Komedi ve dram soslu müzikleri aynı film için yazabilen Elfman’ın bu film sonrası kendine “film müziği bestecisi” demeye başladığı da ilginç bir ayrıntıdır.

Ve tabii ki 1993 senesi ve “The Nightmare Before Christmas…” Elfman’ın “Beetlejuice” tarzı bir Burtonesk dünyada eski müzikallere saygı duruşu… Yine zombilerin, hayaletlerin ve türlü mahlukatın dünyasına ait fantastik bir hikaye anlatılmaktadır filmde. Cadılar Bayramı Kasabası’nın gediklilerinin Noel’e el atmalarıyla olan bitenler anlatılır filmde. Anlatım, dönemine göre son derecede ileri teknikleri içerdiği için olsa gerek büyük yankı uyandırır. Sözkonusu filmde de Tim Burton’un muhayyel dünyasını belli bir çerçeve içine yerleştiren, karnavalesk, eski Hollywood müzikallerini anımsatır şekilde içli ve yer yer kabarevari Danny Elfmann müzikleri filmi uçurur. Bu mükemmel tasarlanmış yapıma kanat olur. Onu cerbezeli kılar. Jack’in şarkılarını seslendiren Elfman’ın Oogie Boogie için bestelediği “Oogie Boogie’s Song”u kim unutabilir? Daha sonra “Corpse Bride” (Ölü Gelin) ve “Charlie and the Chocolate Factory”de de (Çarli’nin Çikolata Fabrikası) rastlayacağımız müzikal benzeri soundtrack’iyle “The Nightmare Before Christmas” filmi müzikleri bir klasiktir. Walt Disney Records’un eylül ayı sonunda “Nightmare Revisited” isimli, filmin şarkılarının farklı sanatçılar tarafından yorumlarını içeren bir tribute albümü yayımladığını da buraya not düşelim. Korn, Amy Lee, Plain White T’s, Rise Against, Rodrigo y Gabriela ve Flyleaf adı geçen isimler.

Filminin genel havasına uyan şaka dolu bir B-sınıfı bilim kurgu soundtracki (“Mars Attacks!”), kariyeri boyunca yaptığı en karanlık ve ürkütücü çalışma (“Sleepy Hollow”) ve ilk defa bu kadar perküsyon dolu bir kompozisyondan sonra (“Planet of the Apes”), Elfman, kişisel kanaatimizce, Tim Burton’ın şu ana kadar ki en üstün çalışmasına müzik besteledi: 2003 çıkışlı “Big Fish.”

Filmi her şeyin ötesinde, görkemli bir edebiyat dersi. Hikaye anlatıcılığının ne anlama geldiği ve nasıl yapılması gerektiği konusunda bütün yaratıcı yazarlık dersi veren kişilere parmak ısırtacak, sarsıcı mesajları var. Burton bunları başarıyla verirken Elfman’ın müziği atmosfer yaratmada eksiksiz bir altyapı sağlıyor. Burton’un en karanlık temaları işlerken bile alttan alta vermeye çabaladığı insani boyut, müspet gelecek algısı ve sevginin yüceliği temaları Elfman’ın naif müzikal sunumlarıyla bezendiğinde anlatım dili etkileyiciliğini katlıyor. Düşsel mekan oluşturma gayretleri sırasında ortaya döktüğü anlatımcı müziğiyle Elfman üst düzey bir dekoratörden daha fazla etkili oluyor. O nedenle Burton’un filmlerinde kaçınılmaz olarak işin ona düşmesinin nedenleri anlaşılabiliyor.

Tim Burton ve Danny Elfman işbirliği beyazperdenin en en çarpıcı sanatsal birlikteliklerinden birini oluşturur. Danny Elfman’sız bir Tim Burton filmi eksiktir. Tim Burton’suz Danny Elfman ise yine başarılı bir müzisyen olmakla beraber gerçek anlamlarından çok uzaklardadır. Bu türden başarılı ve uyumlu sanatsal koalisyonların yapıtları yükseklere taşımakta çok etkili olduğunu bilmekteyiz. Bunun nasıl olabildiğini görebilmek için Tim Burton-Danny Elfman örneğine bakmak çok iyi bir fikirdir. Ortalama bir sinema izleyicisi ya da müzik dinleyicisi mükemmel uyuma sahip bir sanat yapıtını izlerken müzisyen nerede, yönetmen nerede diye bakmayabilir. Bunu ayrımsamayabilir. Bu doğaldır. Fakat hiç değilse, bu yazıyı okuduktan sonra sözkonusu ikilinin yukarıda sözünü ettiğimiz filmlerinden birkaçına bir kez daha göz atın.

O muhteşem ahengi siz de görecek; ve bu ahengin nasıl bir kaldıraç olup yapıtları yükselttiğini kavrayacaksınız.

Yedinci Sanatla İkinci Sanatın Evliliği
(Sinema & Müzik)
Korkuyla İnsaniyetin Ahengi:
Tim Burton & Danny Elfman Birlikteliği
Emre Karacaoğlu & Hikmet Temel Akarsu
emrekaracaoglu@hotmail.com – htakarsu@gmail.com
İstanbul

Yazarların Notu: Bu yazının ilk üç paragrafındaki intro, bu yazı dizisinin Cinemascope Dergisi için hazırlanan David Lynch & Angelo Badalementi birlikteliğini ele alan incelemesinde de kullanılmıştır. Yazı dizisinin anlamının kavranabilmesi için bu intronun yeniden zikredilmesi gerekmiştir. Bu hususu özenli okura belirtmek ihtiyacını hissettik.)

Bir Cevap Yazın