Category Archives: Genel Kültür – General Culture

Yaşar Kemal Anadolu Doğasını Anlatıyor: “Bu topraklar, bizim olduğu kadar da insanlığın da toprağıdır”

yasar kemal1953’ten bu yana siz doğayla ilgili işlerin içindesiniz; “Yanan Ormanlarda Elli Gün” röportajınızdan beri. Bildiğimize göre doğayla uğraşmayı hiç ihmal etmediniz. Bu büyük röportajdan sonra “Denizler Kurudu” röportaj dizisini yaptınız. Bu çabanızın bir ucunda da vatanseverliğe “gerçek” bir tanım arayışı var sanırız… Gerçek vatanseverlik sizce nedir?
Gerçek vatanseverliği tarif etmek o kadar kolay değil. Herkes kendine göre anlıyor. Dünya değiştikçe vatanseverlik anlayışları da değişiyor. Vatanseverlik hem çok zor, hem de çok kolay bir kavramdır. Vatan önce sağlıklı bir topraktır. Sağlıklı toprakta en önemli öğe yüz örtüsüdür. Yani vatan; ormanları, çayır çimenleri, çiçekleri, böcekleri, kuşları, yabanıl hayvanları, suları, daha binlerce öğesiyle bir bütündür. Bütün saydıklarım arasında bir toprağın, sağlıklı bir vatan toprağı olabilmesi için yüzeyinin en az yüzde yirmi beşinin orman olması gerek. Bu, dünyanın kabul ettiği bilimsel bir gerçektir. Ve biraz da tartışmalıdır. Kimi bilim adamları yüzde otuzdan, otuz beşten aşağı inmiyorlar.

“Birkaç damla kan dışında hiçbir şey kalmayacaktır” Furûğ-İ Ferruhzâd ve Şiiri – Prof. Dr. Nimet Yıldırım

Furuğ FerruhzadVe bu benim,
Yalnız bir kadın
Soğuk bir mevsimin eşiğinde
Yeryüzünün bulanık varlığını kavramanın başlangıcında
Gökyüzünün sade ve üzüntülü umutsuzluğunda
Bu çamurlu ellerin güçsüzlüğünde
Zaman geçti
Zaman geçti ve dört kez çaldı saat
Dört kez çaldı
Bugün Dey ayının ilk günüdür.
Bilirim mevsimlerin sırlarını ben
Anlarım sözünü zamanların

“Tarihteki her dönem, mevcut düzeni aşan fikirlere şahit olmuştur” İdeoloji ve Ütopya – Karl Mannheim

Karl MannheimTarihteki her dönem, mevcut düzeni aşan fikirlere şahit olmuştur. Ama bunlar, ütopya olarak görülmemişlerdir. Bu fikirler daha ziyade, dönemin dünya görüşüyle bütünleşmiş, düzenin uygun ideolojileri olarak telakki edilebilirler (çünkü bu fikirler ihtilalci vasıflar taşımamışlardır). Nitekim bütün ortaçağ boyunca, ruhbanların ve feodallerin teşkilatı olan düzende yaratılmak istenen cennetler için hep toplum dışında mekanlar aranmış, tarihi realitenin dışına taşan böyle bir tutum ihtilalci özellikleri tamamıyla yumuşattığı için ortaçağ toplumunun bir parçası olarak, toplum içinde sürüp gitmiştir. Ne zaman toplum içindeki bazı gruplar bu arzularını hareket ve davranışlarına mesnet edinip, gerçekleştirme eylemine koyuldular; o zaman ideolojileri ütopyaya dönüşmüş oldu.

İntihar Üzerine: “Yalnızca tüccarlar maske takınaksızın dolaşırlar” – Arthur Schopenhauer

Schopenhauerİntihar etmeye çalıştığı için bir kimse cezalandırılırsa, cezalandırılan şey onun beceriksizliğinden kaynaklanan başarısızlıktır!

Görebildiğim kadarıyla  -Yahudilik gibi- tektanrıcı dinlerin mensupları intiharı bir suç olarak görmektedirler. Gerek Yeni gerekse Eski Ahit’te bu konuda bir yasaklama, hatta tasvip edilmediğine dair açık bir işaret bulunmadığı anlaşıldığında bu durum daha da çarpıcı hale gelir; dolayısıyla din muallimleri intiharı mahkûm ederken kendi felsefi görüşlerine dayanmak zorundalar; ne var ki bunlar o kadar kaba ve temelsizdir ki delillerinin çürüklüğünü fiile duydukları tiksintiyi güçlü biçimde ifade ederek – bir başka deyişle onun hakkında kaba ve tahkir edici sözler sarf ederek dengelemeye çalışırlar:

Andre Gide: “Sanat baskıdan doğar, döğüşle yaşar, hürlükten ölür”

Andre GideSanat, yavaş yavaş kuvvetten düşünce, kaplıcalara götürülen bir hasta gibi tabiata çıkarılır. Ne yazık ki tabiat artık ona bir şey yapamaz. Bir anlaşmazlık var. Sanatın köye çekilip dinlenmesi ve eğer bitkinlikten sararıp soluyorsa, kırlarda, hayatta, gidip yeni bir canlılık aramasını bazen iyi bulurum. Güzellik hiçbir zaman tabii bir ürün değildir; o ancak sun’i bir baskı ile elde edilir. Sanatla tabiat yeryüzünde rekabet halindedir.
Evet sanat tabiatı kucaklar, bütün tabiatı kucaklar ve onu kolları arasında sıkar; ama meşhur dizeyi kullanarak diyelim ki:

Nazizm psikolojisi ve aşağı orta sınıfın rolü üzerindeki etkisi – Erich Fromm

O, tipik bir orta sınıf adamı, elinde hiçbir fırsat olmayan, geleceği olmayan bir hiçti. Toplum dışına itilmişlik rolünü yoğun bir şekilde hissediyordu. Kavgam adlı kitabında, sıklıkla kendisinin gençliğinde “hiçkimse”, “bilinmeyen adam” olduğundan söz eder. Bu, temelde kendi toplumsal konumundan kaynaklanıyordu gerçi ama durumunu ulusal simgelerle ussallaştırabilirdi. İmparatorluğun dışında doğmuş biri olduğundan toplumsal alanda değil de, ulusal alanda dışlanmış hissediyordu kendini, ve bütün evlatlarının dönüp geleceği büyük Alman imparatorluğu, onun için toplumsal saygınlık ve güvence simgesi haline geldi.