Category Archives: Eğlence Mizah – Humor

Rius’un “Yeni Başlayanlar İçin Marks” adlı çizgi romanı cafrande.org’ta

RiusMeksikalı yazar ve çizer Eduardo del Rio diğer bir adla Rius’un 1972 yılında İspanyolca kaleme aldığı, 1977 yılında Can Yücel tarafından Türkçeye çevrilen ‘Yeni Başlayanlar İçin Marx’, çizimler yoluyla Marx’ın fikirlerini özetliyor. Marx’ı Don Kişot’a benzeten Rius, “Herkes ondan bahseder de pek azı bilerek konuşur. Çok daha azı da gerçekten anlar onu” diyor. Çağının neredeyse tüm bilimlerine hakim olan Marx’ın eserleri, anlaşılabilirlik konusunda herkese hitap etmez. İşte, kitabın yazarı Rius, öncelikle Marx’ı anlamaya çalışmış, anladıklarını da bu çizimlerle ifade etmiş.

“Sağ yanağına vurana sol yanağını da çevirmek” Aziz Nesin’den Bir Hikaye – Hazreti İsa İle İki Kişi

aziz nesinBirgün Hazret-i İsa ile bir estetik cerrahi operatörü, bir de otomobil tamircisi, bir gazinoda oturuyorlardı. Hazret-i İsa, onlara din telkinlerinde bulunuyordu. Konuşma sırasında otomobil tamircisi, Hazret-i İsa’ya,
– Ey büyük öğretmen! İnsanlara iyilik etmek için içimde bir ateşli istekvar. Ne yolda iyilik edebilirim?.. diye sordu. Hazret-i İsa,- Tanrının şeriatında nasılsa öyle yapmalısın!.. dedi. Otomobil tamircisi,
Sana, kötülük edenlere iyilik ederek, onları kötülük ettikleri için utandırarak… dedi. Estetik cerrahi operatörü,
– İnsanların mayası kötüdür, dedi. Deneyimlerime dayanarak söylüyorum. İnsanlar kötüdür. Otomobil tamircisi,
– Hayır, dedi. İnsanlann içinde iyilik vardır. Siz de bu Eriha kentinin en iyi insanı değil misiniz?

Italo Calvino: Kalabalığa, “Durun! Bir dakika!” diye bağırdım, “Bu işte bir yanlışlık var”

Italo CalvinoOlay, bir gün, bir köşe başında, gelip giden kalabalığın ortasında oldu.
Durdum, gözlerimi kırpıştırdım, hiçbir şey anlamıyordum. Hiçbir şey hakkında hiçbir şey. İnsanların, nesneler hangi nedenle böyleydiler, anlamıyordum, herkes son derece anlamsız ve absürttü. Gülmeye başladım.
Bana garip gelen şey, neden bunu daha önce anlamadığım oldu. O zamana kadar herkesi olduğu gibi kabule de gelmiştim; trafik ışıkları, arabalar, posterler, üniformalar, anıtlar, dünyadan tamamen kopmuş şeyler; hepsini sanki bir gereklilik sonucu ortaya çıkmışlar, bir neden-sonuç zincirinin halkasıymışlar gibi benimsemiştim.
Sonra gülmem dudaklarımda dondu, yüzüm kızardı, utandım. Ellerimi kollarımı sallayarak kalabalığa “Durun! Bir dakika!” diye bağırdım, “Bir yanlışlık var. Her şeyde bir terslik var. Dünyanın en saçma işlerini yapıyoruz. Nereye varır bu isin sonu?”

Italo Calvino’dan savaş üzerine bir öykü: Vicdan [Kozmokomik Öyküler]

Savaş çıktığında Luigi adında bir adam, gönüllü olarak gidip gidemeyeceğini sordu.
Herkes onu övdü. Luigi tüfek dağıtılan yere gitti, bir tane aldı ve dedi ki: “Şimdi gidip Alberto denen herifi öldüreceğim.”
Alberto kim diye sordular ona.
“Bir düşman,” dedi Alberto, “benim bir düşmanım.”
Ona belirli bir tür düşmanı öldürmesi gerektiğini, öyle istediği herkesi öldüremeyeceğini anlattılar.
“Ee?” dedi Luigi. “Siz beni salak mı sandınız? Bu Alberto tam sizin dediğiniz gibi biri, onlardan biri yani. Bütün o gruba karşı savaşa girdiğinizi duyduğumda şöyle düşündüm: ben de gideceğim, böylece Alberto’yu öldürebilirim. O yüzden geldim.

Ne ahlak, ne insaf, ne vicdan, ne Allah korkusu hiçbir şey kalmış! – Aziz Nesin

Aziz-NesinŞimdi çok iyi anladım ki, Zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz. Bizim hepimizin içinde zübüklük olmasa, bizler de birer zübük olmasak, aramızdan böyle zübükler büyüyemezdi. Hepimizde birer parça olan zübüklük birleşip işte başımıza böyle zübükler çıkıyor. Oysa zübüklük bizde, bizim içimizde. Onları biz, kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz.
Sonra, kendi zübüklüklerimizin bir tek Zübük’te birleştiğini görünce ona kızıyoruz. Bu zübükler heryerde var, biz zübükler nerde varsak, onlar da orda…

İstanbul’un Halleri: Beni Enayi mi Belledin? – Aziz Nesin

Aziz-NesinGel etme eyleme oğlum, sen bu istanbul sevdasından vazgeç… Her nereye gidersen git, işte benden sana destur. İran’a git, Hint’e, Yemen’e git, Çin’e Maçin’e git, istanbul’a gelince, ııh… Ocağı batsın o istanbul’un, gidilmez o cenabet yere… Sen gel baba sözü dinle yiğidim. Ne? İlle de gideceksin he mi? Çok dizini döveceksin, başını taşlara çalacaksın ya, kaç para eder, iş işten geçecek… Şuna bak hele, istanbul’un taşı toprağı altınmış… Altın değil ya, istanbul’un kaldırımları bütün zümrüt, zebercet bezeli olsa sana bana ne, hey benim avanak oğlum… Ulan sıpa, sen babandan akıllı mısın ki, istanbul’a gidip soyulmayacaksın… Övünmek gibi olmasın, evvel Allah’ın, sonra büyüklerimin hayır duaları sayesinde dünyaya kazık atmış hatırı sayılır ve de parmakla gösterilen eşraftan bir kişiyken ben o istanbul’da boyumun ölçüsünü aldım da, sen daha kıssadan hisse almaz mısın?